Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Takva: Bir adamın Allah korkusu

 

Abdullah Ören

Yeni Sinemacılar, uzun sayılabilecek bir aradan sonra, tarikat-birey- toplum başta olmak üzere pek çok konuda tartışılan bir filmle tekrar karşımızda. Film 1 Aralık 2006’da gösterime girdi ve gösterime girmeden etrafında başlayan tartışmaları çeşitlendirerek kendine özgü bir izleyici kitlesi edindi.

Filmi henüz izlememiş olanlar için kısaca  konusunu anlatmak yararlı olacaktır. Takva, Fatih semtine ve Balat’a özgü çekimlerle başlar. Muharrem Efendi (Erkan Can) anne ve babasını yıllar önce kaybetmiş, babasından kalma evde tek başına yaşayan, bir çuvalcının yanında getir götür işlerini yapan; her hafta Cuma günü Ahmet İsmail Efendi Eğitim ve Araştırma Vakfı isimli dergahta zikirlere katılan, daha fazla ibadet etmekten başka düşüncesi de görünürde (en başta) olmayan bir adamcağızdır. Dergahın Şeyhi Efendi Hazretleri (Meray Ülgen), tarikatın çeşitli gayrimenkullerinin iratlarının toplanması için Muharrem Efendi’yi uygun görmektedir. Dergahın ikinci adamı Rauf (Güven Kıraç), Şeyh’e karşı söylemese de, şeyhin bu düşüncesinden hiç hoşnut değildir. Fakat Şeyh, Rauf’a Muharrem Efendi’yi bu iş için ikna etmesi yönünde salık verince, emirdir diyerek çabalara girişir. Muharrem, Allah yoluna hizmet edeceğine inandırılarak ikna olur ve İstanbul’un dört tarafından kira toplamaya başlar. Artık baştaki mütevazı adamın yerinde altında arabası, laptop’ı ile bir tahsilatçı vardır. Filmin ikinci kısmı diyebileceğimiz bu bölümde, Muharrem para ile Allah korkusu arasında kalır. Bir grup müteahhidin tarikata yakın olmak maksadıyla kendisine el altından haraç vermesiyle, Muharrem’in bu parayla ne yapacağını şaşırması ve sonunda ruhsal çöküntü içinde kalması filmin omurgalarını oluşturur. Bu arada senaryo, rüyalarda durmadan beliren hep aynı kızla yinelenen hayali sevişmelerle, Kosova Savaşı’nın mağdurlarıyla, belediye-tarikat ilişkileriyle beslenmiştir. Görsel yönden ise, özellikle toplu sahneler, zikir sahneleri akılda kalıcıdır. Filmin müziklerini Replikas grubunun gitaristi Gökçe Akçelik hazırlamış. Son olarak, filmde dikkat çekici bir öğeden daha bahsedip çözümlemelere girişelim. Film Kur’an’dan bir ayetle başlayıp Nazım Hikmet’ten dizelerle son buluyor.

1.Muharrem Efendi ve Takva:
Muharrem Efendi kendi halinde yaşayan, kimseye zararı olmayan takva sahibi bir insandır. Filmin kırılma sahnesinde çırağı Muhittin’e bahsettiği gibi bu yaşam biçimini yalnızca ama yalnızca iyi bir insan olmak için benimsemiştir. Çünkü annesinde babasında gördüğü kurtuluş yolu budur. Bunun dışında bir yaşam ve inanç biçimi kendisine anlatılmamıştır. Bu noktada, Muharrem, İslami öğeler içinde günah veya sevap kavramlarını iyi bir insan olmak ve olamamak açısından algılamaktadır. Muharrem Efendi, başlarda kendi küçük dünyasında mutludur. Çünkü küçüklüğünden beri gidip geldiği bir işi, eskice de olsa kendine ait bir evi ve sevildiği, huzur bulduğu bir dergahı vardır. Dergah, merkezin dışındaki bu küçük insan için dünyevi olanla bağlarını kesmiş, ulvi bir amaçla durmadan devinen bir organizmadır. Dergahın işlerini üzerine aldıktan sonra; içki içtiği için bir kiracıyı kapı dışarı etmesi, belediyede de kuyrukta beklemektense işlerini izzet-i ikram ile gördürmesi, kadınlar, para velhasıl içine girdiği dünya, baştaki iyi insan olma idealini tuzla buz etmiş, yerine görünürde Allah’a hizmetkar, sakin bir insan ama içinde fırtınalar kopan garip bir adam bırakmıştır.

2.Cemaat ve Sistem :
Cemaat kültürünü, din perspektifinden yansıtan bu film, modernite anlamında da çeşitli sorgulamalar yapmamıza neden oluyor. Modernitenin zaaflarında yalnızlık hissiyatı filmin içinde, tekkenin kapısında yazan “Yalnızdım. Seni Düşündüm. Yalnızım” sözcükleriyle İslam perspektifinden uzaklaşıyor. Temelde, akademiden  sanat alemine hemen her yerde karşılaşmamız olası “cemaat” düzenine çomak sokuyor. Yalnız“birey”in, yabancılaşamamaktan dolayı yaşadığı iç huzursuzluk, bir cemaat kültü vesilesiyle bertaraf edilmektedir ve  bizdendir yahut diğerlerindendir kavramı vurgulanmaktadır. Cemaat, bir araya gelmiş “yabancılaşmış” insanların kendisine “yabancılaşamayan” bireyi Allah, sanat, akademi yahut başka bir paranoya odağı kullanarak yabancılaştırma çabasını ifade etmektedir. Bu açıdan, sadece bu topraklara özgü olmayan bir ikiyüzlülük hali de filmde yansıtılmıştır. Film sanıldığı gibi laiklik övgüsü üzerine yürüyen bir  film değildir bu açıdan. Keza, çizilen tarikat lideri portresi sistemle son derece barışıktır; iratların toplanması, değerlendirilmesi dışında mevcut sistem iktidar-nesne ilişkilerini daha rahat idame ettirmeyi sağlar. Kapitalizme eklemlenme bu açıdan düşünüldüğünde tarikatın menfaatinedir. Kaldı ki, tarikata yakın olan herkes bu yakınlıktan nemalanmaktadır. Ayrıca, sistemle özünde çatışması gereken tarikat yapısı çok küçük nüanslar dışında son derece uyumludur. Bu da yapının özünün neo-liberallikten yeteri kadar feyz aldığını gösterir.

3.Son Söz yerine:
Yeni Sinemacılar, bundan önceki çalışmalarında, yine cemaat algısı üzerine yürümüş, örneğin  Gemide’de , bir gemiye kısılıp kalan erkeklerin dünyasını ele alırken alt metinlerde cemaat imgesini sorgulamışlardır. Yeni Sinemacılara yapılan en yaygın eleştiri “filmlerde kadının metalaşması” ise Takva’da da tekrarlanmıştır. Bu metalaşma aslında temelde ele alınan bastırılmış cinselliğin bir anlatım biçimidir ve başlı başına başkaca bir yazının konusunu oluşturur.
Son tahlilde Takva, her şeye rağmen izlerken kendisine çekiveren, ele aldığı konuları yerli yerince anlatan bir film. Son dönem Türk sinemasında iz bırakarak geçeceğe benzer.{jcomments on}