SUNU: Çiçeklerle karşılananlar…

Küçük Bush’un, image-maker’lar ve danışmanlar tarafından binbir zahmetle inşa edilmiş, inisiyatif ve irade sahibi başkan görüntüsünü hatırlayın. Hani “… bitti” ya da “… halloldu” derken son kelimeyi vurgulayıp, şöyle minyatür bir tebessümle önünde duran medyacılar üzerinde göz gezdirişini. Zor oldu ama en azından usül öğrettiler adama, Haluk Canatayvari bir söyleyişle salak değil-miş gibi yapmayı…
Liberaller Küçük Bush’un zeka düzeyinin neredeyse genetik bir kodlamadan başka bir nedeni olmadığına eminler. Bizse bunu bir sınıf tutumu sayıyoruz. O yüzden ABD’nin şimdiki yönetimini bir salaklar oligarşisi olarak görmektense, kişisel olarak tarihin sahnesine salak olarak çıkmak zorunda bırakılmış siyasi kadrolar olarak değerlendiriyoruz. ABD tekellerinin çıkarı için dünyanın her tarafında savaş çıkarılmak zorundaysa, depremden sonra bizim bebeğin burnunu sıktığı Clinton’la bir burunla bir bebeği ayırt edemeyecek olan Bush arasında hiçbir fark kalmaz.
Çiçeklerle karşılanacaklarını düşünüyorlardı Irak’a giden işgalciler. Bush bunu söyledi de Clinton söylemeyecek miydi? Daha Umkasr’da karşıladılar çiçeklerle bunları, küçük kıyı kasabasını üç haftada geçemediler. Çiçeklerle karşılanacaktınız öyle mi? En basit gerçeği fark etmek bile bazen ideolojik bir ayrıcalık gerektirir. Şimdi bakıldığında Beyaz Saray civarında en basit gerçeği bile görememiş insanlardan başka bir şey bulunmaması, kaza değildir. Saddam’ın boynuna idam hükmünü astılar ya, işgalciler tarafından asılmış bir Saddam’ın nasıl bir çiçek tarlası olacağını bile göremiyorlar.
Avrupa Birliği hedefi, artık kimseye heyecan vermiyor. Lime lime olmuş bir proje artık o… Oysa onu da çiçeklerle karşılayacaktık, yazık oldu. Önce Batı Avrupa’nın emekçileri son iki yılda Fransa merkezli bir direnişle treni durdurdular. Eski bürokratik rejimlerinden ve hantal toplum yapısından ABD-AB eliyle kurtarılmış Doğu Avrupa ülkelerinde de tantana koptu. İliği emilen bu ülkelerde artık “Batıya” çağrısını yapacak babayiğit zor bulunur. AB’nin uzatmalı metresi olmaya çoktan razı olan Türkiye egemenleri de Aralık ayı itibariyle kapının önüne kondular.
Hanımlar, beyler salonlarda karar alacak ve kimse sesini çıkarmayacaktı. Türkçeye bile çevrilmemiş metinlere, jetonla çalışan otomatlar gibi el kaldıran Türkiye parlamentosundan aldılar bu cesareti. Ama diğer tarafta öyle olmadı. Şu “anayasayı da oylayıverin” diye sandığa çağrılanlar hiç de nazik olmayan bir üslupla geri çevirdiler öneriyi... Yoksa siz AB bürokrasisinin, ABD’li meslektaşlarından daha akıllı olduklarını mı düşünmüştünüz? En basit gerçeği görmek bazen ideolojik bir ayrıcalık gerektirir, olmayınca olmuyor işte.
Bizim memlekette de benzer bir hayal kırıklığı. Hadi bakalım şimdi de biraz Avrupa Birliği anlatın. Çöken her IMF programından sonra, aslında programın doğru ama uygulayıcıların basiretsiz olduğunu söylerler ya... Avrupa Birliği konusunda da bu çarpıcılıkta bir açıklama bekliyoruz biz. AB’nin bıçağı AB’cilerin bile kemiğine dayandı, kaş göz hareketlerinden ne dediklerini anlamaya çalışacağız. Gelsin B Planları, müthiş çıkışlar, son dakika bilmem neleri...
Pinochet öldü ya, sağolsun, “toprağı bol olsun” diye bir sözün neden söylenegeldiğini anlamış olduk. O da çiçeklerle karşılananlardandı. Ne yaptıysa Şili içindi. Bir tarih yasası gibi yani, çiçeklere koştuklarını düşünenler kendilerini kavanoz içinde buluveriyorlar. Bu türlü bir zeka, genetikle ilgili değildir.{jcomments on}