K. Deniz Öğüt
Genel kurultaylarında kabul edilen tüzük ve programlarına göre, İP emekçi sınıfların iktidar mücadelesini yürüten bir sol örgüt değildir. İP sosyalist bir örgüt değildir. İçinde sosyalistlerin de bulunacağı “milliyetçi, halkçı, bilimsel sosyalist” birikimin partisidir. Öyle bir bohçanın içerisinde sosyalistlerin nasıl bulunacağı, ne işlerinin olacağı ise cevaplanmamış bir soru olarak ortada bırakılmıştır.
22-23-24 Aralık 2006 günleri toplanan İşçi Partisi (İP) genel kurultayı “Kemalist Devrim’i tamamlama programını kabul ve ilan” etti. Kurultayın ana gündemini oluşturan yeni Tüzük ve Milli Hükümet Programı delegelerce oy çokluğuyla kabul edildi.
İP’nin geçmişteki tutumları hakkında sosyalistler arasında farklı değerlendirmeler var. Ama, şöyle veya böyle, bu örgütün ana gövdesi bakımından devamlılık gösteren 1969’da Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP), 1978’de Türkiye İşçi Köylü Partisi (TİKP), 1988’de Sosyalist Parti ve 1992’de İşçi Partisi durakları itibariyle, devrimci Marksist sosyalizm söylemine sahip olduğu kuşkusuzdur. Geçmişte eylemin söylemle uyuşup uyuşmadığı ayrı konu ama son tüzüğüyle birlikte İP zaten bu söylemden de vazgeçmiş, işçi sınıfı partisi olma iddiasını silmiş, işçi sınıfı iktidarı hedefini “ortak milli iktidar” hedefiyle, Marksist fikirsel, örgütsel kökleri Türk milliyetçiliğinin mirasıyla değiştirmiştir. Uzunca bir süredir zaten yeni kabul ettikleri tüzük ve programın çizgisinde ilerliyor olsalar bile, kendilerinin kendilerini tüzük-program düzeyinde bu açıklıkla ve bu şekilde tanımlıyor olmaları yeni bir durumdur ve kayda geçirilmeyi hak ediyor.
İP’nin “değişim rüzgarları”ndan kendi meşrebince etkilendiği su götürmez. Sosyalist iddialı bir örgütü, bu iddiayı taşımayan bir örgüte dönüştürmenin Marksist literatürde “tasfiyecilik” olarak değerlendirilmesi mümkündür ve herkes kendi değerlendirmesini yapacaktır. Ama “eskiden şunu söylüyordunuz şimdi değiştiniz” demek, herhangi bir tutumun doğruluğunu yanlışlığını kanıtlamaz. Her ne kadar yorucu olsa ve emekçi sınıfların kurtuluşuna hizmet etmeyeceği tecrübeyle sabit bile olsa, bu gibi değişimlerin içeriğini her seferinde tartışmak gerekli olabiliyor.
“Değişmek” o değişimin içeriğini hazmeden herkesin hakkıdır. Tuhaf olan, her ne yönde ve ne ölçüde değişirse değişsin, kişilerin ve örgütlerin kendilerinde “emekçi temsilciliği” vehmetmeleridir. Oysa, yapılan işin özü hiç de öyle olmadığını gösterebilir. İP’nin eski-yeni tüzük ve programlarından yapacağımız alıntılar, bu şekilde anlaşılmalıdır.
İşçi Partisi neyi değiştirdi?
Son genel kurultayına kadar yürürlükte olan tüzüğüne göre, İP “Türkiye işçi sınıfının, köy ve kent emekçilerinin ve sosyalist aydınların öncü partisi”ydi. “Parti’nin amblemi, bütün dünya işçilerini birleştiren ve emekçilere yol gösteren Kızıl Yıldız’dır” hükmünün yer aldığı bu tüzükte, tarihsel miras şöyle ifade ediliyordu: “İşçi Partisi, daha sonra TKP adını alan Türkiye İşçi Çiftçi Sosyalist Fırkası’nın Şefik Hüsnü önderliğinde örgütlü mücadeleye başladığı 22 Eylül 1919 tarihini, kuruluş günü olarak kabul eder. Partimiz, yüzyılı aşan işçi hareketinin ve 1919’lardan bugüne uzanan Bilimsel Sosyalist hareketin emekçi kitleleri seferber etme mücadelesinde yarattığı ideolojik ve örgütsel birikimin devamı ve mirasçısıdır. İşçi Partisi, emekçi sınıfların bütün öncülerini ve sosyalistleri, bu tarihsel miras temelinde birleştirir.”
Yine o tüzüğe göre, her parti üyesi, asil üyeliğe kabulde şu sözü verir: “İşçi Partisi’nin örgütlü üyesi olarak, sınıfsız toplum hedefi için mücadele edeceğime, dünya emekçilerinin devrim ve ezilen ulusların kurtuluş davasına bağlı kalacağıma söz veriyorum.” Tüzük sosyalizmi temelden reddedenlere partiden kesin çıkarma cezası verilmesini hükme bağlıyordu.
Son genel kurultaya kadar geçerli olan İP Programı’nın “Amaç: Sınıfsız Toplum” başlıklı birinci maddesi şöyleydi: “İşçi Partisi’nin amacı, işçi sınıfı önderliğinde, işçi-köylü ittifakına dayanan emekçi halk iktidarı altında sosyalizmi kurmak ve bu yoldan sınıfsız toplumun gerçekleştirilmesine önderlik etmektir.” “Eylem Kılavuzu: Bilimsel Sosyalizm” başlıklı ikinci madde ise şu ifadeleri içeriyordu: “İşçi Partisi’nin mücadelesine, insanlığın toplumsal eylem ve düşünce mirasından beslenen Bilimsel Sosyalizm yol gösterir... Parti, Bilimsel Sosyalizmin Marx, Lenin ve Mao Zedung’un ideolojik önderliğinde Ütopik Sosyalizme, Anarşizme, İkinci Enternasyonal Revizyonizmine, Troçkizme, Kruşçev-Brejnev-Gorbaçov’un Modern Revizyonizmine ve Avrupa ‘Komünizmine’ karşı dünya ve Türkiye ölçeğindeki mücadelelerde geliştirdiği proleter devrimci teorik kazanımları savunur...”
24 Aralık 2006 tarihine kadar geçerli olan bu tüzük ve program, sosyalizmin, Türkiye’nin Milli Demokratik Devrim aşamasından geçmekte olduğu yolundaki yorumunun bir yansımasıydı.
Genel kurultayda kabul edilen yeni İP Tüzüğü ve Milli Hükümet Programı İşçi Partisi’nin amacını, fikri köklerini ve yapısının temelden değiştiğini ilan etti. İP tarafından ilan edilen yeni tüzüğün başlangıç kısmına göre, İP “Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Anayasa Tasarısı olarak sunduğu 13 Eylül 1920 tarihli Halkçılık Programı’nda ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 17 Kasım 1920 günü kararlaştırdığı Halkçılık Beyannamesi’nde saptanan temel programın bugün de geçerli olduğunu” ilan ediyordu.
Tüzüğün “ad ve nitelik” başlıklı birinci maddesine göre, İP, “Türkiye işçi sınıfının, köylülerin, esnaf ve zenaatkârların, kamu çalışanlarının, fikir emekçilerinin, millî sanayici ve tüccarların ortak millî iktidarı için mücadele eden öncü partidir” ve “Türk Devrimi’nin milliyetçi, halkçı ve sosyalist birikimini, Parti’nin Tüzük ve Programı temelinde, tek bir disiplin altında kucaklar. Parti’nin simgesi, Çoban Yıldızı’dır.”
Tüzüğün “amaç” başlıklı ikinci maddesi şöyle:
“İşçi Partisi’nin yakın amacı, Meşrutiyetlerle başlayıp Kemalist Devrim’le en büyük atılımını gerçekleştiren millî demokratik devrimimizi tamamlayarak, millî devleti ve halk yönetimini yeniden kurmak, emperyalizmin baskı ve denetimine son vermek, Ortaçağ kalıntısı bütün ilişki ve kurumları hayatın her alanından temizlemek, halkı özgürlüğe, esenliğe ve aydınlığa kavuşturmaktır.
“İşçi Partisi, Türkiyemizin bugün Asya’dan yükselen çağdaş ve toplumcu uygarlığın önündeki seçkin yerini alması için, artık mafyalaşan kapitalizmin her tür sömürü ve baskısını arasız devrimlerle ortadan kaldırmayı ve imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir toplum kurmayı hedefler.
“İstiklâl Marşımızda belirtildiği gibi, ‘tek dişi kalmış canavar’ olan bugünkü Batı merkezli mafya-tarikat sisteminin, insanın insana kulluğuna, kadın ile erkek arasındaki eşitsizliğe, yabancılaşmaya, yozlaşma ve çürümeye yol açan kurum ve ilişkileri, bütün siyasal, ekonomik ve toplumsal temelleriyle birlikte temizlenecektir. İnsan ve doğa yıkımdan kurtarılacaktır. Bencilliğe ve özel çıkara değil, kamu yararına öncelik veren yeni toplumun kurulmasında, halkımızın güçbirliği, elbirliği, kardeşlik ve dayanışma geleneği, en büyük itici güç olarak harekete geçirilecektir.”
İP kurultayı tarafından kabul edilen Milli Hükümet Programı’nda da, Tüzük hükümleriyle uyumlu olarak, “Türk devrimi’nin eşsiz birikimi”ne vurgu yapılıyor, 1920’lerin milliyetçi çizgisi benimseniyor. “Kurtuluş Savaşı’mıza yol gösteren Halkçılık Programı’mız, 1921 ve 1924 anayasalarımız, 1920 ve 1930’lu yılların temel program ve siyasetleri, bu gelenek içinde billurlaşmıştır ve geleceğimize ışık tutan büyük tarihsel mirasımızı oluştururlar. Bu esaslar, Büyük Devrimci Önderimiz Atatürk tarafından 1930’larda Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik ve Devrimcilik ilkeleriyle özetlenmiş ve 1937 yılında Anayasamıza kaydedilmiştir” denmek suretiyle hedefler çizilirken, ortaya konulan proje örgütlenme bakımından da aynı milliyetçi geleneğe dayandırılıyor: “İktidar hedefine ulaşmak için, Türk Devrimi’nin yalnız programı değil, başarılar kazanmış örgütlenme modeli de geçerlidir. Namık Kemal, Talat Paşa, Mustafa Kemal Atatürk’lerin simgelediği kuşaklar, büyük tecrübeler içinde bir öncü parti modeli üretmişlerdir. Yeni Osmanlılar, İttihat ve Terakki ve Müdafaa-i Hukuk partilerinin temsil ettiği örgütlenme geleneği, Türkiye’nin 19 ve 20. yüzyıldaki bütün ileri atılımlarının yaratıcısıdır.”
Ümit ve temenniler
Genel kurultaylarında kabul edilen tüzük ve programlarına göre, İP emekçi sınıfların iktidar mücadelesini yürüten bir sol örgüt değildir. İP sosyalist bir örgüt değildir. İçinde sosyalistlerin de bulunacağı “milliyetçi, halkçı, bilimsel sosyalist” birikimin partisidir. Öyle bir bohçanın içerisinde sosyalistlerin nasıl bulunacağı, ne işlerinin olacağı ise cevaplanmamış bir soru olarak ortada bırakılmıştır. Çünkü bu iddia 100 yıllık bir işçi sınıfı hareketinin bulunduğu bir ülkede, tarihi boyunca birleşik parti türünden önerileri reddederek öncü parti hattını vurgulamış bir gelenek tarafından ortaya atılmıştır. “Kemalist Devrimi tamamlama” programını nihayet ulaşılmış büyük bir çözüm önerisi olarak değerlendiren İşçi Partisi, ülkede demokratik devrimin neden yarım kaldığı sorusuna cevap vermekten kaçınarak kendisini sadece o mirasla açıklamayı yeterli bulmaktadır. Oysa bu paradigma içinde sıklıkla başvurulan bir argüman olarak “1950 karşı-devrimi”nin kadrolarının hangi siyasi geçmişe sahip oldukları ve sınıf kökenleri hatırlansa, gönüllerden öyle geçiyor diye milliyetçi/halkçı birikimle sosyalistlerin, birlikte bir devrim tamamlamaya elverişli bir bileşim olmadığı fark edilirdi. Demokratik devrimin tamamlanmasının ancak daha ileri bir toplum modelini, yani sosyalizmi hedef alan bir toplumsal kuvvet aracılığıyla mümkün olduğunu söylemekten vazgeçmek, İşçi Partisi’ni talip olduğu işi yapmaktan da ister istemez alıkoymaktadır.
Emperyalizmle çelişkileri olan milli burjuvazinin, halk sınıflarının çıkarını mevcut düzenden daha fazla kollayacağı umulan bir iktidarının mümkün olacağı hayal edilmekte ve İP bu projenin partisi yapılmak istenmektedir. Bir ekibin hayali, gerçeği değiştiremez. Teorik soyutlama ile elde edilmiş bir milli burjuvazi kavramı, maddi karşılığını bulamadıkça, gönlündeki müttefikine dönüşen bir siyasi hareket “madem bir cephe kuramadık o zaman biz de cephe oluruz” noktasına varmıştır. 500 kişilik basın açıklamasına “Türkiye tarihinin en önemli siyasi ittifakı” değeri biçmekten, sosyalist olmayan birkaç yüz kişinin katılımıyla ulusal cepheye dönüşüldüğünü iddia etmek arasındaki yol, anlaşılıyor ki çok kısaymış. Söylemek zorundayız, Türkiye’de “vatan savunması” rotasına girecek, buna önderlik edecek hakim sınıf kesimi yok. Bir gün silahlı bir vatan savunması gerçekten gündeme girerse, savaşçılarını burjuva unsurlar arasında değil İşçi Partisi’nin artık yönetim kademelerinde bulunmalarını zorunlu saymadığı emekçiler arasında bulacaktır. Emperyalizmle çelişkileri olan milli burjuvaziyi düşmana karşı mevzilendirmek için dahi, emekçi halkın bağımsız, sosyalist örgütlenmesi şarttır.
Eğer vatan savunması ya da ulusal cephe için ilk ve zorunlu koşul sosyalist bir emekçi örgütlenmesi ise İşçi Partisi’nin son düzenleme ile ulaşacağı yer neresidir? İşçi Partisi’nin aldığı tutum, emekçileri burjuvazinin bir kesiminin peşine takmak ve düzeni sol kisve altında payandalamaktan başka sonuç veremez. Kaldı ki, bunun için bile, önce İP’nin peşinden burjuvazinin arkasına takılacak bir emekçi kitlesi ve bu projeyi ciddiye alacak güçlerin varlığı gerekir ki, Türkiye hakim sınıfları içinde bunları dahi bulmak mümkün olmayacaktır.
Vatan savunması, devrim gibi tarihsel süreçler için gerçek sınıflara ihtiyaç duyulur. İşçi Partisi’nin genel kurultayında genel başkan yardımcılığına getirdiğini büyük övünçle söylediği ve “Çaresiz devlete son! Güçlü devlet!” sloganının altına birlikte imza attıkları emekli Korgeneral Yaşar Müjdeci, emekli Tuğgeneral Servet Cömert, eski MHP Senatörü Servet Bora ve Av. Ceyhan Mumcu gibi kişilerin temel sınıfları temsil etmekten ne denli uzak ama girilen yolun niteliği konusunda ne denli açıklayıcı olduklarını, İP’lilerin yaşayarak öğrenmeleri için gereken, sadece biraz zamandır.{jcomments on}