Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Hackerlar kime zarar verir?

 

Celal Erten

Bilişim teknolojisinin gelişmesinde sermaye tarafından denetlenemeyen özel bir rol oynayan hackerlar, bir şeyleri kırıp dökmekten çok, kuran insanlardı, aslında hala öyleler. Internet, eposta hatta kişisel bilgisayar onların ürünü. Internet’in öncülü sayılan Arpanet’in bugünkü anlamıyla internet halini almasında, kendi kendini organize eden açık bir proje olarak bilgisayar ağlarının birbirine eklenme yöntemine kafa yoran hackerlar kesin bir rol oynadı.

Hacker Ana var ya, hani şu son teknoloji ürünü Exper bilgisayar kullanarak internet üzerinden kara para trafiğini bilmem ne vakfına bağışlayan, o hanım teyzemizin bu yazının konusu olan hackerlarla hiçbir alakası yok. Hacker dendiğinde genellikle başkalarının bilgisayarlarına sızma konusuyla uğraşan arıza tipler anlaşılsa da, gerçekte internette iki dakikalık aramayla bulunan tarayıcılarla iş görenlere başka isimler veriliyor. En tanınmış hackerlardan biri olan Kevin Mitnick de hacker olmanın dolandırıcılık anlamına geldiği kanaatini pekiştiren arkadaşlardan birisi. ODTÜ Yayınları tarafından çevrilmiş “Aldatma Sanatı”nda, dünya sizi kazıklamak isteyen insanlarla dolu fikrini geniş geniş anlatan Mitnick, topluma karşı işlediği suçların bedelini ödedikten sonra hidayete ermiş birisi olarak patronlara öğütler vermekle meşgul. Tabi bir üniversitenin yayınlamak için bu alanda daha iyi bir kitap bulamaması belki başka bir yazının konusu olabilir, şimdilik geçelim. Hacker diye bunlara denmiyor, denmeye devam edilirse hackerlar için başka isim bulmak gerekecek zaten.

Hackerlar ne yaptı?

Bilişim teknolojisinin gelişmesinde sermaye tarafından denetlenemeyen özel bir rol oynayan hackerlar, bir şeyleri kırıp dökmekten çok, kuran insanlardı, aslında hala öyleler. Internet, eposta hatta kişisel bilgisayar onların ürünü. Internet’in öncülü sayılan Arpanet’in bugünkü anlamıyla internet halini almasında, kendi kendini organize eden açık bir proje olarak bilgisayar ağlarının birbirine eklenme yöntemine kafa yoran hackerlar kesin bir rol oynadı. Internet, nihayetinde birbirine bağlı milyonlarca bilgisayardan oluşan bir ağdan başka bir şey değildir. Bu ağın genel çalışma düzeneği hükümetler ya da şirketler tarafından değil hackerlar tarafından inşa edildi. Tüm çözümler açıkça duyuruldu ve her türlü katkıya açık olarak yayınlandı. Internet halen bu model üzerinden çalışıyor. Bu açıklık ve elde edilen bilgi ve deneyimin “özel mülk” olmaktan çıkarılması, internetin hızla yaygınlaşması ve benimsenmesinde büyük bir rol oynadı ve değişik yönlerde gelişmesini sağladı.

Eposta’nın ilk örneği 1972’de yine bir hacker olan Ray Tomlinson tarafından ortaya kondu. Eposta adreslerinde kullanılan “@” işareti o zamandan kalma. Tomlinson “böyle de bir şey buldum” diye ortalığa atmasındansa “@” başına 1 doların milyonda birini isteseydi herhalde küpünü doldururdu ya da “hadi ordan” cevabını alırdı bilemeyiz. Devam edelim, internette web sitelerinin yayınlanmasını ve kullanıcıların bunları izlemesini sağlayan World Wide Web de bir hacker ürünü. 1990’da İsviçre Atom Fiziği Araştırma Merkezi’nde çalışırken Web’in tasarımını yapmaya başlayan Tim Berners-Lee, diğer hackerların yardımıyla internet üzerinde en çok kullanılan servisi hayata geçirdi. Daha sonra da Web’in ticari bakımdan ele geçirilmesini önlemek için W3C olarak bilinen organizasyona önderlik etti. Berners-Lee’nin arkadaşlarından biri durumu şöyle anlatıyordu: “Teknoloji uzmanları ve girişimciler, Web’i sömürmek için şirketler kurup birleşirken, bir soruya kitlenmiş görünüyorlardı: ‘Web nasıl benim olur?’ Bu arada Tim, ‘Web nasıl sizin olur?’ diye soruyordu”.*

Tanınmış hackerlardan Linus Torvalds ününü, yeni aldığı bilgisayarı kurcalarken kafayı taktığı ve internet üzerinden yardım isteyerek en başından açık bir proje olarak geliştirdiği ve hızla yaygınlaşan GNU/Linux işletim sisteminin çekirdeğini yazmasından alıyor. Linux, Microsoft’un kesin egemenliği altında bulunan bir alanda, onbinlerce insanın gönüllü katılımı ile inşa edilen son derece güçlü bir seçenek halini aldı. Kopyalanması, kullanılması, içinde değişiklik yapılması ve yeniden dağıtılmasında hiçbir sınırlılık bulunmayan (isterseniz yaptığınız değişiklikle ya da hiçbir değişiklik yapmadan satabilirsiniz ancak kodu açık tutmak zorundasınız) Linux, kişisel bilgisayarlar dışındaki tüm alanlarda en yaygın işletim sistemi olmayı sürdürüyor. Hackerlar, en başından beri, bilgisayar teknolojisinin özgürce kullanılması güdüsüyle hareket eden, maddi motivasyonlardan çok, yeni bir şey yapma, keşfetme dürtüsüyle hareket eden ve akademiden türeyen bir grup aslında. Bilimsel bilginin özel mülk olmayışı kültürünü devralarak, para merkezli değer sisteminin dışında kalmış bir topluluk. Bu yüzden onları Tamer Şahin** benzerlerinden ayırmak için hacker yerine zaman zaman ‘üstat’ karşılığı da kullanılıyor.

Hackerların nesi kötü?
Eğer hackerlar aslında iyi bir şeyler yapıyorlarsa, devletlerin ve şirketlerin rahatsızlığı neden? Bu soru teknik olmaktan hayli uzaktır. Evet sevilmiyorlar çünkü bir çok işi kabul görmeyen bir tarzda yapıyorlar.

Kapitalizmde çalışma, değerini çalışma etkinliğinin sonucunda elde edilenlerde değil çalışmanın kendisinde bulan ideolojik bir anlam ile yüklüdür. Bir “iş” olarak tanımlandığı sürece her “iş” iyidir. İş yapan değerlidir, kötü bir iş yapmayı reddetmek saçma ve anlamsızdır. Çalışma, sonunda ortaya ne çıkacak olursa olsun gerekli bir şeydir. “İşimi iyi yapmak” istiyorum diyen birisine “iyi de sen ne iş yapıyorsun” diye sormak gerekli değildir, bizzat işin iyi yapılıyor olmasıyla yetiniyor olmamız gerekir. Zaten işe bu kadar yabancılaşmadan insanları bu kadar çalıştırmak mümkün de değildir.

Çalışma maddi varoluşun zorunlu koşullarını sağlamanın dışında bir görev olarak belirlenmiştir ve kapitalizmin ayak seslerinin duyulduğu ölçüde bizzat dinsel ideolojiler de yeni tarihsel görevler edinirler. Bu görev, aslında bir tatil dünyası olan cennete ulaşmak için bu dünyada bir mesainin doldurulması gerektiğini insanlara kabul ettirmektir. Cennet bütün dini betimlemelerde güzel bir hafta sonudur. Cehennem imgeleri ise önemli ölçüde iş dünyasından türetilmiştir: ateş kazanları, odun yığınları, durmadan çok ağır yükler taşımak zorunda kalmak vb. Yunan mitolojisinden Sisyphos’un başına gelen de buydu, bir kayayı habire bir tepeye iterek çıkarmak ve her seferinde aşağı yuvarlanan kayayı yeniden itmeye başlamak… Dinler aracılığıyla da vazedilen buydu: “eğer bu hayatta doğru biçimde davranmazsan sonraki hayatta bile çalışmaya mahkum olursun”. Protestanlık daha da ileriye gitti. Çalışma merkezlilik ideolojisi, cenneti, iş yapılmadan dolaşılan bir yer olarak tasarlamakta güçlük çekti. Cennette de artık “bir meşguliyet olmadan mutlu” olamıyorduk ve “orası adeta bir atölye” idi. ***

Hackerlar kapitalizm açısından merkezi bir önem taşıyan bu çerçeveyi, fiilen topa tuttular. Bir şey yapıyorlardı çünkü hoşlarına gidiyordu. Cennet ya da dünyevi bir karşılığı yoktu. İş ile geri kalan yaşamı birbirinden ayıran ve giderek tüm yaşamı iş ekseninde örgütleyen bir toplumsal sistemin karşısına, işi yaşam ekseninde yeniden örgütleyen, hatta işi yaşamın doğal bir parçasına çeviren bir çalışma fikriyle dikildiler. Kabul edilemez ve anlaşılamaz olan ilk şey buydu.

Parayla satılmasından büyük karlar elde edilebilecek olan teknik yenilikleri keyif aldıkları, bir sorunu çözmekten mutlu oldukları için yaptılar. Yaptıkları bir şeyi, onu kullanacak olanlardan değil gaspedecek olanlardan sakındılar ve onlara karşı örgütlendiler. Daha da önemlisi, yaptıkları herhangi bir şeyin aslında sadece kendi yaptıkları bir şey olmadığını savundular. Bilim etiği çerçevesinde başkalarından öğrendikleri şeylerle ortaya koydukları bir yeniliğin kendileri kadar başkalarına da ait olduğunu savundular. Hacker felsefesini oldukça ileriye taşımış olan Richard Stallman bilginin kısıtlanmasını hedef aldı. Ona göre varlığını açık bilgiye, insanlara sunulmuş olan kolektif bilgi mirasına borçlu olan bir buluşun, kapalı tutulmasını savunmanın hiçbir makul yolu olamaz. Kendi ürettiği bilgiyi gizleyip başka herkesin ürettiği bilgiyi kullanmak hiçbir biçimde haklı gösterilemez. Bir ürün değerinin büyük kısmını kendisinden önceki çalışmalardan alıyorsa o ürünün değerinin ne kadarı gerçekte ona ait olabilir ki? Stallmanvari bir düşünüşle hackerlar ya da genel olarak programcılar hayatlarını sürdürecek maddi kaynakları elde edebilirler. Ancak açık sürecin geniş ölçekli sermaye birikimine hizmet ettiğini düşünmek zordur. **** İngilizce telif hakkı anlamına gelen “copyright”ın karşısına özgürce faydalanmaya açıklık anlamına gelen “copyleft”i koyan da Stallman’dı.

Elbette tüm hackerlar Stallman kadar bütünlüklü bir bakış açısıyla hareket etmiyorlar. Daha dar bir açıdan bakarak sadece yazdığı kodu açık tutan hackerlar olduğu gibi, hackerlıktan sermayedarlığa geçenler de var. Ancak bu örnekler hacker kültürünün kapitalizmin doğasına uygun olmayan niteliklerini zayıflatmıyor.

Kapitalizmin aşılması
Eğer kapitalizmin aşılması, üretim araçlarının üzerindeki özel mülkiyetin kaldırılmasının ötesine geçen bir yan barındıracaksa, iktisadi bakımdan olduğu kadar ideolojik bakımdan da yeni bir toplumun yaratılması açısından, hacker topluluğu üzerinde düşünülmesi gereken örnekler sunuyor. Kapitalizmin hakimiyeti ile ilgili hiçbir tartışma olmadığı bugün bile insanlığın ortak kazanımlarının mülkleştirilmesine karşı çıkıyor, yaptıklarını tekrar topluma sunarken, bunu bir karşılıklılık olarak ifade ediyorlar. Dünyanın farklı bölgelerinden kimi zaman çok önemsiz görünen teknik bir sorunu çözmek için kafa kafaya veriyor ve bunu hiçbir karşılık beklemeden yapıyorlar. Nereden bakarsak bakalım sermaye belirlenimli bir sektör olan bilişim sektöründe bile her şeyin dibine kadar kapitalist olmadığını, insan doğasının sonsuz bir açgözlülüğe indirgenemeyeceğini gösteriyorlar.

Hacker Ana mı? İyidir hoştur ama hacker değildir. Zaten kısa bir süre önce çift çekirdekli bir işlemci taşıyan bilgisayarın reklâmını, kol saatinden arabasına hatta karısına kadar her şeyden ikişer tane almış bir salağı kahramanlaştırarak yapan firmayı da hatırlarsak, bu memlekette bilgisayar firmalarının saçma olmayan bir reklâm çekmeyi henüz beceremediğini söylemekte hiçbir sakınca göremeyiz.

* Pekka Himanen, Hacker Etiği, s. 167
** Bir zamanlar Osmanlı Bankası web sitesinin anasayfasını değiştirerek ün kazanmış, pijamalı ‘hacker’. Aslında kayda değer bir teknik donanıma sahip olmadan, yaygın açıkları denk geldikçe istismar eden bir kuşağın önde gelen temsilcilerinden birisi. Bu profil “script kiddy” diye de adlandırılır ki, bilen birileri tarafından yazılmış küçük kod parçalarını kullanarak iş görmeye çalışan veletler anlamında anlaşılabilir.
*** Pekka Himanen, Hacker Etiği, s. 34
**** Pekka Himanen, Hacker Etiği, s. 71{jcomments on}