Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Genç-Sen tartışmalarına notlar: Keramet sendikada mı?

 

Çağlar Kılınç

DİSK’in 11. Genel Kurulu’nda aldığı kararlar doğrultusunda önerdiği öğrenci sendikası fikri tartışılmaya devam ediyor. Gelinen aşamada şekillenmiş ve netleşmiş tutumlar bulunmamakla birlikte kuruluş sürecinde, öğrenciye ulaşım indirimi, kredilerin karşılıksız hale getirilmesi ya da soruşturmaların durdurulması gibi üç talepten biri etrafında mücadele verilmesi düşünülüyor. Sendika tartışması henüz belirli eksenlere oturmamış durumda ve daha çok bir fikir yoklaması biçiminde ilerliyor. Öneriyi benimseyen kimi arkadaşların ön tartışma sürecini aşarak somut eylem aşamasına kadar ilerlemiş olmaları, bizim bir miktar geriye dönmemize engel olamıyor.

Kerameti kendinden menkul bir araç tarif edilemez
Eğer mücadele araçları arasında hangisinin daha değerli olduğu sorununa hukuk bakımından yaklaşmıyorsak sendika önerisini “aklın yolu bir” olarak değerlendiremeyiz. Sorun, gençlik kitlelerin nesnel durumları ile belirli bir mücadele biçimi arasında, o mücadele ile belirli bir mücadele aracı arasında ikna edici bir ilişki kurmaktır.

68’de sendikal nitelikte bir örgütlenmenin değil de FKF/Dev-Genç tipinde bir örgütün öne çıkmasının nedeni, sendikanın akıl edilememiş olması mıdır? Kaldı ki tüm öğrencilerin doğal üyesi oldukları ve sosyalistlerin önemli ölçüde yönettikleri Talebe Birlikleri de varken neden FKF/Dev-Genç? Çünkü dünya çapındaki devrimci rüzgar, emekçi kitlelerin giderek yükselen uzun soluklu mücadelesi, TİP’te toparlanan ve parlamenter alanda ağırlığını arttıran sosyalist bir politik odağın varlığı ve sosyalizme açılan kitlesel bir anti-emperyalizm, gençlik hareketinin politikleşmesini sağladı ve yığınsal bir devrimci gençlik hareketini ortaya çıkardı. Böyle bir durumda mümkün de olsa, FKF/Dev-Genç yerine Talebe Birlikleri’nde ısrar etmek her bakımdan gerici bir öneri olurdu, o dönemde gençlik içinde aklına bu öneri gelen olduğunu bile sanmıyoruz.

Henüz hatırdan çıkmamış başka bir deneyim olarak 95-96’yı nasıl değerlendireceğiz? Asıl gücünü yerellerde fiili yapılanmalardan alan cepheler, öğrenci kitlesinin anlamlı bir kesiminin taleplerini dile getirdiklerinde, hiçbir yasallığa sahip olmadıkları halde kayda değer bir kitleyi harekete geçirmediler mi? 95-96’nın örgütsel bir kazanım sağlayamamış oluşuna rağmen, o dalganın geri çekilişinde belirleyici etken eğer “hak arama” mücadelesinin her alanda gerilemesi ise, örgüt modellerinin verili gerçeklik zemininde değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmekte hiçbir sakınca yoktur.

Sendika önerisi hangi düzlemde yapılıyor? Bu sorunun yeterince açık bir karşılığı verilmiş değil. Bu soruya cevaben eğitimin neo-liberal saldırıyla karşılaştığı söylenirse, “Neden 10 yıl önce değil de şimdi?” sorusu sorulur. Bu soruya verilecek tek yanıt da “bugün akıl ettik de ondan?” olur. Sorun şu anda sendika meselesine kafa yoran sol çevrelerin ikna edilmesi de değil. Asıl olarak hangi üniversite öğrencileri kesimine hangi perspektifle çağrı yapılacak?

Sendikanın internet sitesi incelendiğinde akademik, demokratik ve çoğunlukla ekonomik sorunlar konu edildiği görülüyor. Tutarlılık bakımından bir sorun yok. Sendika sonuçta ekonomik mücadelenin pazarlık aracıdır. Öğrencilerin yaşadıkları sorunların hiçbirinin yeni olmadığı ve artarak devam ettiği de bir gerçektir. Ancak sadece bu gerçeğe dayanarak sendika önerisi yapılamaz. Yoğunlaşan bir sorunlar yumağı ve buna karşı harekete geçme potansiyeli gözlenen bir üniversiteliler tahlili yapılmalıdır. Bir de elbette önceki yıllarda benzer denemelerde eksik olanın ne olduğu ortaya konmalıdır. Aksi durumda DİSK’in varlığı ya da desteği, tekrar kampüste etkinlik yolu arayan grupların çağrıya itibar etmesi yeterli olamaz. Yaşanan sorunların sayıca bol olması o sorunların hepsini konu edinen bir araçla birleştiğinde otomatik bir zafere işaret etmiyor.

Yeni dönemin dinamikleri
95-96 sürecinin geri çekilişiyle beraber bir dönem kapanmış bulunuyor. Öğrenci sendikasının en önemli sorunu tam da bu kapanan dönemin sorun ve taleplerini konu edinmesi. İçinde bulunduğumuz dönemde “tüm öğrenci kitlesinin” talepleri doğrultusunda “tüm öğrenci kitlesinin” hareketini hedeflemenin nesnel bir zemini kalmamıştır. Ülkenin genel durumu, tüm toplumsal kuvvetleri politik eksenlerde bölmektedir. Politik eksenlerdeki bölünme belirleyicidir. Bunun yerine akademik vs mevzilenme koymaya çalışmak, politikanın dışına düşmek olacaktır. Üniversite okumanın giderek daha dar bir kesimi kapsayan bir ayrıcalık haline gelmesiyle örneğin otopark sorunu da öğrencilerin bir kesimini hararetle ilgilendirmektedir. Bu bakımdan belirli bir faaliyetin hedef kitlesi tüm öğrenciler olmaktan bilinçli olarak çıkarılmalıdır. Ama öte yandan sendika kavramı kendisinde sektörel bir bakış açısı taşıdığı için “tüm öğrenciler” argümanını muhafaza etmek de zorunda. Çünkü emekçi alanlarında bu iş öyledir. Emekçilerin tümünü hedef almak ve o bütünlüğü gözetmek gerekir. Sendika, sendika oluşunu bu perspektife borçludur.

Amfilerde sayısız sorun başka başka tartışmalara konu olabilir. Ancak örneğin İsrail’in bölgede giriştiği katliamların söz gelimi yemekhane ücretlerinden daha çok ve daha ateşli tartışmalara konu olduğunu belirlemek zor değil. Bu örnek tartışma öğrenciler açısından hiç de uzak ve önemsiz algılanmıyor. Aksine İsrail tartışmasının tarafları çok daha gerçek ve canlı gerekçelerle bölünüyor. Toplam üniversite hareketi bu gerçekliği atlamamak zorundadır. Sendika da eğer üniversite hareketinin bir unsuru ise –ki öyledir- bu tablo içerisinde kendini tarif etmek ve gerçekçi hedefler koymak zorundadır. Üniversitenin kendi içinde sınıfsal bakımdan bölünmesi ve gerçekte geniş bir kesimin farkında olmasa da emekçiler kategorisine geçmesiyle birlikte gerçek olan her hareket öğrencilere politik çağrılar yapmak zorundadır.

Üniversiteler bir sınıf atlama trampleni olmaktan çoktan çıktı. İşçi çocukları mezun olduklarında işçi gibi yaşıyor, diğerleri bildiğimiz gibi. Türkiye’nin geldiği aşamada bir öğrenci için büyük sorun öğrencilik hayatı boyunca bilete ne kadar para verdiği değil, mezun olmasıyla birlikte nasıl bir ülkede yaşayacağıdır. Biz asıl bu soruya hangi yanıtı vereceğiz?{jcomments on}