Sumru Çevik
Öncelikle “Orta Vadeli Program” bir kalkınma planı olmaktan çok uzak. Bu programa göre hazırlanan bütçe ise daha çok özel sektörün hazırladığı bir “iş planı” niteliğine döndürülüyor. Şeffaflaşma ve verimlilik söylemleri altında kamusal yarardan çok fayda/maliyet analizleri ile özel sektör gibi kamusal faaliyetlerin de piyasalaşması ve fiyatlandırması ön planda.
Siz dergiyi elinize alıp bu satırları okuduğunuzda 2007 bütçesi Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olacak. Peki nedir bütçe de üzerinde bu kadar tartışmalar, yorumlar yapılıyor?
En genel tanımı ile bütçe, devletin gelir ve gider hedeflerini yansıtan bir finansman planıdır. Açıklanan rakamlar devletin genel ekonomideki payını, kimlere, nerelere harcama yapacağını ve gelirlerini kimlerden nasıl sağlayacağını gösterir. Hükümetin sosyo-ekonomik programını yansıtır.
“İşsizler Başka Kapıya”
2007 Bütçesi gider tahmini 204,9 milyar YTL . Giderlerin 1/4ünden fazlası faiz ödemelerine gidiyor yani sermayeye. Yatırım için ayrılan paysa sadece %6 da kalıyor. Bunlar da yeni yatırım ve istihdam alanları olmaktan çok mevcut yatırımların devamını sağlama ve yenileme yatırımı niteliğinde. Yani 5 milyona yaklaştığı söylenen işsizlik için kamudan medet umanlar umutlarını başka bahara saklamak zorundalar.
“Gittikçe Sağlığımız Düzeliyor!”
2007’de sağlığa ayrılan pay 2006’ya oranla %9,1 düştü. Gayri Safi Milli Hasılaya(GSMH) oranındaki düşüş ise %14,3. 2007’de hastalananların sayısı düşecek. Biz söylemiyoruz bunu, devletimiz söylüyor. Siz devletimizden daha iyi mi bileceksiniz. Tüm önlemlere rağmen hasta olanlarsa doktora gitmek yerine çeşitli yöntemler geliştirmek zorunda. Yarınlar olarak bizim size tavsiyemiz üfürükçüler.
Eğitime ayrılan pay artmış gibi görünse de gerçekte bu yeni açılacak olan 15 üniversite için ayrılmış bir pay. Yani nitelik olarak bir artış yok. Mesela bu sene Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde olduğu gibi gelecek sene de ödenek gelmediği için Aralık ayının ortasında çatı tamamen sökülüp tamir edilebilir. Haydi çocuklar okula!
Harcamaların Yükü Kimde?
2007 Bütçe gelir tahmini ise 188,2 milyar YTL. Esas olarak bütçe gelirlerinin %84’lük kısmının vergilerle karşılanacağı öngörülüyor. Vergilerin dağılımı ise şöyle:
Tabloda da görüldüğü gibi asgari ücretliden de, aylık 5000 YTL kazanandan da aynı oranda alınan dolaylı vergilerin payı gelir, kazanç ve servet üzerinden alınan dolaysız vergilerin payından iki katından daha fazla. Dolaysız vergilerden devlete en çok gelir sağlayan “Gelir Vergisi”nin de büyük kısmı ücretlilerden alınan vergiler.
Yeni Bütçe Kanunu
2006 yılında yürürlüğe giren 5018 sayılı kanun ile bütçenin hazırlanmasında ve uygulanmasında bir takım değişiklikler yapıldı. Bütçe artık tahminlerle birlikte üç yıllık hazırlanıyor. Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) hazırladığı Orta Vadeli Program’a uygun olarak düzenlenen bütçe ile ekonomide daha istikrarlı(!) bir yapıya ulaşacağımız; “Performans bütçe” uygulamasıyla da daha şeffaf, daha verimli bir kamu hizmeti yürütüleceği vaat ediliyor. Yani her şey bizim içinmiş!
Ancak yeni kanunu özellikle 1980’lerden sonra uygulanmaya başlanan neoliberal iktisat politikaları çerçevesinde düşündüğümüz zaman ister istemez başka şeyler geliyor aklımıza. Öncelikle “Orta Vadeli Program” bir kalkınma planı olmaktan çok uzak. Bu programa göre hazırlanan bütçe ise daha çok özel sektörün hazırladığı bir “iş planı” niteliğine döndürülüyor. Şeffaflaşma ve verimlilik söylemleri altında kamusal yarardan çok fayda/maliyet analizleri ile özel sektör gibi kamusal faaliyetlerin de piyasalaşması ve fiyatlandırılması ön planda.
2007 Bütçe rakamlarını göz önüne aldığımızda bu açıkça görülüyor. Ne harcamalar ne gelir kalemlerinde servetin tekrar dağılımı ile ilgili hiçbir gelişme yok. Tersine örneğin en büyük gelir kalemi olan vergilerde ödeme gücü yaklaşımına göre alınan dolaysız vergilerin yükü azalıyor, toplanması daha kolay dolaylı vergilerin yükü artıyor. Bu da adil bir vergi yükü dağılımından giderek uzaklaşıldığının en önemli göstergelerinden biri. Harcamalar açısından baktığımızda da özellikle sağlık harcamalarındaki düşüşün esas nedeni sağlığın piyasalaştırılma isteği.
Tüm bunlar yeni gelişmeler değil elbette. Uluslar arası sermayenin insafına bırakılan ülkemizde bütçenin de onların isteğine göre düzenlenmesi normal. Ne diyelim, minareyi çalan kılıfını da hazırladı.{jcomments on}