Yeni çağın isyancıları

libya 7 rebelYeni çağın isyancıları, Ortadoğu'daki isyan dalgasının emperyalizmin bölgeyi şekillendirme politikası doğrultusunda ortaya çıkmış bir projeden başka bir şey değildir. Emperyalistler Rusya'yı kuşatmak için turuncu devrimcileri, İran'ı kuşatmak içinse yeni çağın isyancılarını ileri sürüyorlar.



Yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da o kadar uzun süredir bir isyan dalgası yükselmiyordu ki, yazılarımızda, konuşmalarımızda bunun aksini öne sürsek de, emperyalizmin ideologlarının devrimler çağının bittiğini vazeden zırvalarını içten içe kanıksamış olmalıyız. İşte bu yüzden, geçen yıl tüm Ortadoğu'yu kasıp kavuran isyan dalgasını, yüreğimizde gitgide büyüyen bir umutla, içimiz kıpır kıpır bir ruh haliyle izledik. Her sabah televizyonu, "bugün hangi ülkede isyan çıktı acaba?" merakıyla açıyorduk. Ortadoğu haritasında kum sarısına boyalı ülkelerin renklerinin birer birer kızıla dönmesinin yarattığı iyimserlikle devrimler çağının bitmediğini, aksine daha yeni başladığını yazıp durduk sayfalar dolusu. Haklıydık da. Haklı olduğumuz Avrupa'da ve ABD'de de patlak veren isyanlarla kanıtlanıyordu. Yalnızca kadim topraklar değil, yeni dünya da isyanla çalkalanıyordu. Yeni bir isyan çağı açılıyor diyebilir miydik? Bu soruya yanıt vermek için henüz erken. Ancak aradan geçen bir yılda isyanların geldiği nokta bize yeni bir isyancı karakterinin ortaya çıkmaya başladığının ipuçlarını veriyor. Yeni çağın isyancılarını tanımaya başladıkça ilk günlerin heyecanı yerini umutsuzluğa, hatta kızgınlığa bıraktı. Görmek istemeyen gözler hala oyunun heyecanını yaşasa da aklını henüz yitirmemiş olanlar için perde, Kaddafi'nin kanlı cesedinin yerlerde sürüklendiği sahneyle kapandı.

Devrimler çağı bitmedi elbette. Önümüzdeki yüzyıl daha çok devrimlere tanıklık edecek. Ancak emperyalistler, geçtiğimiz yüzyılda derslerini iyi çalışmış, yükselen bir devrimci mücadeleyi kendi çıkarları için nasıl kullanacakları konusunda çok ciddi bir deneyim kazanmış durumda. Emperyalistlerin çıkarlarına hizmet eden, hatta onlardan silah ve para başta olmak üzere her tür desteği alarak Ortadoğu'da görece bağımsız iktidarları emperyalistlerin planları doğrultusunda devirmek için savaşan "özgürlük savaşçıları" türedi son zamanlarda. "Yeni çağın isyancıları" olarak adlandırabileceğimiz bu adamlar önce Libya'da NATO'dan destek alarak Kaddafi'yi devirdiler, şimdiyse Suriye'de benzer bir oyunda sahne alıyorlar.

Yeni çağın isyancıları, bazı karakteristik özellikleriyle, ezilen sınıflar ve halklar adına savaşan ilerici isyancılardan ayrılıyorlar. Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:
-Yeni çağın isyancılarının bir manifestosu, dünya tahlili, siyasi hedeflerini açıkladıkları bir bildirileri yok. Ne için isyan ettikleri, ne istedikleri, devirmeye çalıştıkları devlet başkanı yerine nasıl bir rejim, nasıl bir ülke kurmaya çalıştıklarını açıklamıyorlar.
-Taş, sopa, molotof kokteyli gibi basit silahlar yerine nereden geldiği şaibeli olan makineli tüfekler, roketatarlar kullanıyorlar. Kentleri ve kasabaları, ancak ileri düzeyde askeri eğitim almış insanların becerebileceği şekilde kuşatıyor, ele geçiriyor, tek bir operasyonda onlarca asker ve polis öldürebiliyorlar.
-Bir kentten diğerine hızla ulaşmalarını sağlayacak kamyonet, cemse vs. askeri nakliye araçlarına sahipler; bu sayede kolaylıkla mobilize oluyor ve birbiri ardınca operasyonlar yapabiliyorlar.
-Halka değil emperyalist güçlere sesleniyorlar. Bu güçlerden özgürlük talep ediyorlar. Emperyalistleri rahatsız edecek herhangi bir siyasi olmadığı gibi hiçbir özgürlük hareketinin alamayacağı siyasi desteği bu cepheden alabiliyorlar.
-Monarşiye ve şeriata ait bayrak ve semboller kullanıyorlar. Bu yönleriyle yıkmaya çalıştıkları rejimlerin laiklik, ulusal birlik gibi özelliklerini hedef alıyorlar.
-Farklı etnik, dini ve sınıfsal kökenlerden gelen kitlesel bir isyan hareketi gibi değil, silahlı ve yapmacı bir çapulcu sürüsü izlenimi veriyorlar.

İsyanı anlayamamak
Kaddafi'nin sonuna bakarak bütün bir isyan dalgasını analiz etmek doğru bir yaklaşım olmayacaktır. İsyancılar tarafından infaz edilen bir "diktatör". Kaddafi artık böyle anılıyor. İsyan edenlerin yıllardır bu zalim diktatörün elinde ne acılar çektiğini anlatmamıza gerek yoktur herhalde, bunları aylarca ana akım medya anlatıp durdu. Çoğunluğu ABD kaynaklı olan televizyonlardan tercüme edilmiş haberler Libya halkına Kaddafi'nin reva gördüğü zulmü uzun uzun aktardı bizlere. Yaşadıkları acıları bir tek Libya halkından dinleyemedik nedense. Bingazi'de yükselen bir dalgayla ve arkalarına aldıkları NATO desteğiyle Trablusgarp'a doğru yürüyüşe geçmişlerdi. Birer birer kasabaları ve kentleri ele geçiriyor, Libya ordusuna karşı başa baş bir mücadele veriyorlardı. Silahlı bir güçleri olduğu belliydi. "Ulusal Geçiş Konseyi" adlı bir örgüt etrafında toplanmışlardı. Ancak siyasi eğilimleri, ideolojileri ya da neyi amaçladıkları belli değildi. Kaddafi'yi devirmek için yola koyulmuşlardı. Örgütün adından çıkarabildiğimiz zorlama bir anlamla bir yerlere geçmek istediklerini anlayabiliyorduk. Ancak bu yerin neresi olduğu anlaşılmıyordu. Yeni bir rejim mi kuracaklardı? Yoksa yalnızca yeni bir hükümet mi oluşturmaktı niyetleri? Demokrasi mi talep ediyorlardı, sosyalist bir ülke mi yoksa şeriat mı? Kimse bir şey bilmiyordu. İşin garibi bütün haber bültenlerinin birinci gündemini Libya'daki isyan oluşturuyordu. Hiçbir şey anlatmadan günlerce yayın yapma, medyanın kazandığı habercilik deneyimini gösteriyor aslında. Hiçbirimiz isyanın nedenini anlayamamıştık. "Arap baharı"nın rüzgarının Libya'ya ulaştığı söyleniyordu ve "diktatör"lerin birer birer devrildiği. Ama isyan edenlerin gerçekte ne istediklerini anlatabilen bir televizyon, gazete ya da internet sitesi yoktu. Nasıl olsun? İsyancıların kendilerini anlatma gibi bir dertleri yoktu ki...

Silahlı ve mobilize bir güç
Tunus ve Mısır'la kıyaslayınca bu fark hemen ortaya çıkıyordu. Bu iki ülkenin aksine, Libya'daki isyancıların somut talepleri, sloganları, uğruna mücadele ettikleri bir hak arayışları vs. yoktu. Ancak onlarda olmayan çok önemli bir şeye sahiptiler: Libya'lı isyancılar, saldırdıkları kentlerdeki ordu kuvvetlerini püskürtebilecek kadar silaha ve askeri beceriye sahiptiler. Yalnızca sokak savaşı yürütmüyorlardı. Teslim aldıkları bir kentten diğerine hızla ilerliyor, ancak askeri bir eğitim almış insanların başarabileceği şekilde kentleri kuşatıyorlardı. Eğer kuşatmaları yönetenler yabancı ülkelerden gelen subaylar değilse, Libyalı isyancıların hepsinin değilse bile bir kısmının ileri düzeyde askeri eğitim almış oldukları kesindir.

Bunda garip bir şey olmadığını düşünebilirsiniz. Dünyanın birçok ülkesinde silahlı örgütler var. Ancak her silahlı örgüt, toplumsal meşruiyet sağlamak için yaygın bir propaganda faaliyeti yürütür. Hele Libya Ulusal Geçiş Konseyi adı verilen, hiçbir tarihsel birikimi olmayan, ne zaman ve kim tarafından kurulduğu bile kesin olarak bilinemeyen bir örgütün, kitlelere dönük propaganda yapmamasını anlamak zor. Belli ki toplumsal meşruiyet sağlamak gibi bir dertleri yok. Böyle bir yol ancak meşruiyetinin kaynağı Libya halkı yerine başka bir güç odağı ise mantıklı olabilir.
libya 32
Emperyalistlere seslenmek

Özgürlük savaşı aynı zamanda bir ölüm kalım savaşıdır. Bu nedenle halkın desteği yaşamsal öneme sahiptir. Özgürlük mücadelesi verenler bıkıp usanmadan, kaybedilen her muharebede ve kazanılan her mevzide halka seslenir. Çok uzaklara bakmaya gerek yok. Mısır'da Tahrir Meydanı'nı dolduran kitleler, zaferlerini orduya teslim etmemek için Mübarek'in devrilmesinin ardından mücadelelerini sürdürdüler. Oysa Libya'da ve Suriye'de karşımıza çıkan bu yeni tip isyancıların bütün çağrıları emperyalist güçlere ve onun taşeronluğunu üstlenen bölge ülkelerine. Bu bakımdan yeni çağın isyancıları, birkaç yıl önce Gürcistan'da ve Ukrayna'da ortaya çıkan, Soros tarafından finanse edilen "turuncu devrim"cilere benziyorlar. Sarkozy'ye sesleniyorlar, Obama'ya sesleniyorlar, Erdoğan'a sesleniyorlar. Libya'dakiler kendi savaşlarını kazandılar, Kaddafi'yi devirdiler. Aynı manzara bugün Suriye'de de karşımıza çıkıyor. Yine Libya'daki gibi ne idüğü belirsiz bir askeri konsey etrafında toplanmış isyancılar. Onların da seslendikleri odaklar aynı. Destek de aynı cenahtan geliyor. İstanbul'da, bölgenin ağabeyi rolüne soyunan Tayyip Erdoğan, emperyalistleri ve işbirlikçilerini etrafına toplayıp Suriye'ye nasıl "dostluk" yapacaklarını tartışıyor. Kapalı kapılar ardında dönen at pazarlığının kılıfı bu tiyatro.

Suriye muhalefeti içerisinde, Libya'dan farklı olarak emperyalistlerin meseleye karışmalarından rahatsız olanlar da var. Ancak askeri ve siyasi güç bu yeni tip isyancıların elinde. Bir operasyonla 200'ü aşkın polis öldürebilecek askeri güce sahipler. Üstelik Türkiye sınırından çok ciddi lojistik destek aldıkları anlaşılıyor. Emperyalistlere yaptıkları "özgürlük ve demokrasi" çağrıları karşılık buluyor. Bu, aynı zamanda gözlerini Suriye'de yaşananlara dikmiş olan dünya kamuoyuna yönelik bir siyasi manevra anlamına da geliyor. Özellikle liberaller için "özgürlük çağrısı yapan bir halk" olmak yeterli. NATO füzeleri ve bombalarının şimdiye kadar kime özgürlük getirdiğini sormadığınız sürece durmaksızın isyancılara destek çığlıkları atmaya devam ediyorlar.

Bir silahlı hareketin özgürlük hareketi olup olmadığını anlamak liberaller için o kadar kolay olmayabilir. Onlar, Obama'nın seçilmesine, Irak halkının özgürleşeceğini düşünerek sevinmişlerdi. Ancak sosyalistler için özgürlüğün nerede olmayacağı konusu o kadar netameli bir konu değildir. Emperyalistlerin elinin uzandığı yerde özgürlük söz konusu olamaz. Emperyalizmle kurdukları ilişkiye bakmak, yeni çağın isyancılarının nasıl bir rol oynadıklarını anlamak için gerekli bir sınamadır; ancak yeterli olmadığı düşünülebilir. Somut siyasetin gereklerinden, Kaddafi'nin, Esad'ın kitleler üzerine uyguladığı terörün ancak uluslararası bir destekle bertaraf edilebileceğinden, isyancıların bu anlamda daha iyi bir seçenekleri olmadığından dem vuranlar çıkacaktır. Emperyalistlerle ittifakı "taktiksel" olarak değerlendirmenin naifliğini bir kenara bırakacak olursak, bu ve benzeri iddiaların sahiplerini ikna etmek için yeni çağın isyancılarının kullandıkları sembolleri, toplumsal niteliklerini ve siyasi yapılarını da incelememiz yerinde olacaktır.

Özgürlüğün bayrağı hangisi?
Libya'da aylarca süren iç savaş süresince isyancılar kendilerine sembol olarak krallık döneminde kullanılan Libya bayrağını seçmişlerdi. Suriye'de ise zaman zaman şeriatın simgesi olan yeşil bayrağı görüyoruz isyancıların elinde. Krallığın ve şeriatın bayrağıyla özgürlük ve demokrasi savaşı veren isyancılar! Karşılarına çıktıkları Kaddafi ve Esad'ın ulusal iktidarlarının yerine monarşi ve şeriat getirerek mi özgürleşecekler? Özgürlük ve demokrasi talep eden hiçbir hareket, eski rejimin gerisine düşerek bu amaca ulaşamaz.

İsyancıların İslamcı karakterini, Ortadoğu ülkelerinin özgün koşullarıyla açıklamaya çalışanlar ise Mısır'da Mübarek'in devrilmesinin ardından yapılan demokratik seçimlerde İslamcıların kazandığı başarıyı örnek gösteriyorlar. Mısır ile Suriye arasında bir benzerlik kurularak, Mısır'daki isyanın haklılığı Suriye'ye de mal edilmiş oluyor. Böylece muhafazakar hegemonyaya demokrasi kılıfı giydirilmiş oluyor. Ortadoğu ülkelerinin muhafazakarlaştıkça emperyalizme daha fazla bağımlı hale geldiği, bizzat ABD projesi olarak AKP yönetimindeki Türkiye'nin bölgeye "örnek demokrasi" modeli olarak gösterildiği bir dönemde Suriye'de İslamcı hareketin başını çektiği isyan hareketinden demokrasi çıkacağını düşünmek en hafif tabiriyle saflıktır. Laik bir rejimin İslamcı bir hareket tarafından alaşağı edilmesiyle kurulacak yeni rejimden demokrasi adına ne beklenebilir? Suriye halkının, en temel yurttaşlık haklarının bile ellerinden alınması, şeriatla idare edilen bir cemaat toplumu inşa edilmesi sürpriz olur mu? Mısır'da Tahrir'in gücünü örgütlü bir siyasal önderlikle destekleyemeyen kitlelerin, demokratik seçimlerle parlamentoda büyük çoğunluğu sağlamış olan Müslüman Kardeşler ve Selefilerin getirdikleri, kızların evlenme yaşının 14'e düşürülmesi ve erkeklere, ölen eşleriyle ölümden sonraki ilk 6 saat içerisinde seks yapma hakkı tanıyan yasa tasarılarına demokrasi çerçevesinde yaklaşmalarını mı beklemeliyiz? Özetle, şeriatın hükümlerine göre idare edilen bir toplumun özgürleştiğinden söz edebilir miyiz?

Özgürlüğün Suriye halkına İslamcılar tarafından verileceğini düşünenlere Kaddafi'nin ardından Libya'nın içinde bulunduğu duruma bir göz atmalarını tavsiye ediyoruz. Krallığın bayrağını taşıyan isyancılar ülkeyi kabileler arasında sürekli hale gelen bir çatışmaya sürüklediler. Ellerine emperyalistlerce silah tutuşturulup Kaddafi'nin üzerine sürülen çapulcu takımının o silahları Ulusal Geçiş Konseyi'ne teslim etmeyi reddederek kentleri yağmalamaya devam ettiği haberlerini, Trablus halkının protestosuyla öğreniyoruz. Libya'nın ulusal bütünlüğünü korumasının artık bir mucizeye bağlı olduğu açıkça görülüyor.

libya 22İsyan kitlesel mi?
Libya ve Suriye'deki yeni tip isyancıların belirgin özelliklerinden biri de kitlesel bir eylemliliklerinin olmaması. Tunus'da ve Mısır'da kitleler meydanları işgal ederken genç-yaşlı, kadın-erkek, müslüman-hıristiyan bütün bir halkı bu eylemlerde görmüştük. Aslında bu doğal olan, alışageldiğimiz bir tablo. Yunanistan'da da, Wall Street'te de benzer görüntüler var. Kitleler meydana çıktıklarında ilk olarak ellerine silah değil pankart alırlar. Amaçları dertlerini anlatmaktır, silaha sarılmak son çaredir. Zaten isteseler de silah bulmak o kadar kolay bir iş değildir. Sokakları, caddeleri, meydanları işgal eder ve polislerin saldırılarına taş ve sopalarla direnmeye çalışırlar. Bir kitle eyleminin genel görüntüsü budur. Libya ve Suriye'de ise kitlesel bir isyandan çok silahlı bir çapulcu hareketinden söz edebiliriz. Toyota marka kamyonetlerin arkasına doluşup makineli tüfekleri ve roketatarlarıyla dükkanları yağmalıyor, ganimetten alacakları payı bölüşemedikleri için zaman zaman birbirleriyle çatışıyorlar.

Yeni çağın isyancıları, Ortadoğu'daki isyan dalgasının emperyalizmin bölgeyi şekillendirme politikası doğrultusunda ortaya çıkmış bir projeden başka bir şey değildir. Emperyalistler Rusya'yı kuşatmak için turuncu devrimcileri, İran'ı kuşatmak içinse yeni çağın isyancılarını ileri sürüyorlar. Elbette hiçbir isyan, ortada herhangi bir çelişki olmaksızın dışarıdan müdahalelerle üretilemez. Ancak karşı çıkacak ciddi bir toplumsal gücünüz yoksa, emperyalizmin dümenin başına geçmesini önlemek kolay değildir. Silah ve para desteğiyle, manipülasyon aracı olarak kullandığı her türlü medya aracıyla, uluslararası kamuoyu oluşturmasını sağlayan Birleşmiş Milletler, NATO gibi örgütleriyle emperyalizm topyekun bir operasyon başlatmış durumdadır. Bu operasyonun varlığını görmezden gelerek çatışan tarafları Esad ve isyancılar, Kaddafi ve isyancılar olarak algılamak bu oyunda piyon olmayı kabullenmek demektir.



el cezireeSosyal medyanın isyanla sınavı
Medyanın Ortadoğu'daki isyanlarda üstlendiği rolü anlamak için ana akım medyanın yanı sıra internetle birlikte yaygınlaşan sosyal medyayı da birlikte incelemek gerekir. Genel olarak internetin, özel olarak da Facebook, Twitter vb. sosyal paylaşım araçlarının yaygınlık kazanmasının önemli bir etkisi kitle iletişiminde medya tekellerine bir alternatif oluşturması oldu. Ana akım medyanın görmezden geldiği birçok haber internet aracılığıyla geniş kitlelere ulaşabiliyor. Ortadoğu isyanlarında da sosyal medyanın yaygın bir şekilde kullanıldığını gördük. Ancak her ne kadar gün geçtikçe yaygınlaşan bir araç olsa da sosyal medyanın, henüz ana akım medya ile yarışabilecek etkiye sahip olduğunu söylemek zor. İnternet birçok ülkede yaygın olarak gençlerin kullandığı bir araç. Orta yaş ve üzeri insanların asıl haber kaynağı, medya tekellerinin kontrolünde olan televizyon ve gazetelerden oluşuyor. Sosyal medyanın kamuoyu oluşturma gücü son derece sınırlı. Bu bakımdan 90'ların başında Körfez Savaşı'nı CNN'den takip eden insanlar için değişen tek şey ABD kaynaklı bu kanalın yerini bugün Katar kaynaklı El Cezire'nin almış olması. Bu iki kanalın "tarafsızlık" politikasındaki benzerlik ise El Cezire'nin Suriye'den yaptığı yayınların manipülasyon amacıyla yapıldığını öne sürerek kanaldan istifa eden muhabirlerin açıklamalarından anlaşılıyor.

Sosyal medyanın önemli bir eksikliği ise yayın yapma konusunda herhangi bir etik kural konulmasının zorluğu. İnternete ulaşımı olan herkes bu kanal aracılığıyla yayın yapabiliyor. Bu da ister istemez yapılan yayınlarda doğru olanla olmayanın ayırt edilmesini güçleştiriyor. Daha da önemlisi, medya tekellerinin bu alanı keşfetmiş olması. Ortadoğu isyanlarından sosyal medya aracılığıyla yayılan haberleri, kendi yayın politikaları doğrultusunda cımbızlayarak ve zaman zaman çarpıtarak yeniden yayınlıyorlar. "Facebook ve Twitter devrimleri" söylemi ise, ana akım medyanın yaptığı taraflı yayının kılıfı olarak kullanılıyor.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99