Tiyatro işgalleri ve Afife Ödülleri

afifeDevletin sırtında bir kambura dönüştüğü iddiasıyla neredeyse havadaki oksijeni satabilecek bu yaklaşım aynı zamanda “beni eleştirene para yok” anlayışıyla da bir demokrasi abidesi olduğunu kanıtlamaktadır! “Kafkas Tebeşir Dairesi”nin ve nicelerinin para getirmeyeceği için sahnelenmeyeceği günlerde 7 lira karşılığında 2 saatliğine de olsa bambaşka bir dünyanın kapılarını açma özgürlüğüne sahip olamayacak herkes için bir kez daha vahlar olsun!

Şafak Doğu

Sanatın yoksul halk ve öğrenciler açısından en ulaşılabilir olduğu yerler olan Devlet Tiyatroları ile ancak birkaç kentte “nitelikli” performansların sergilendiği Şehir Tiyatroları bir süredir iktidarın saldırısı altında. “Benim paramla beni eleştiremezsin” şeklindeki bakış açısıyla hükümet tarafından hedefe konulan Devlet ve Şehir Tiyatroları özelleştirilmekle, daha net bir ifadeyle söylemek gerekirse para kazandırmaması halinde kapatılmakla karşı karşıya. Tabii eklemekte yarar var, mevcut durumda 5-20 lira arasında bilet satan bu tiyatroların para kazandırması değil giderleri kadar para kazanabilmesi bile zor gözüküyor. Televizyonlara çıkan ya da eline kalem alan özel tiyatro sahipleri her fırsatta kendi başına ayakta kalabilen özel bir tiyatro olmadığını, olamayacağını söylüyor. Ekonomik destek olmadan kendi yağıyla kavrulmak söz konusu değil özel tiyatrolar için. Genellikle büyük kadrolara ihtiyaç duyulan klasiklerin sahneye konması ise çok daha büyük bir sorun. Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları, bütçeleri ve sahip oldukları kadroları sayesinde altından kalkmayı güç bela başarıyorlar. Belki bu noktada “başarıyorlardı” demek gerekiyor çünkü halka hükmedenler sanata da hükmetme konusunda çok kararlılar.

Tam da tiyatroların özelleştirilmesi konusunda çok yoğun tartışmaların yaşandığı, sanatçıların protestolarla seslerini duyurmaya çalıştığı bu günlerde ülkenin en önemli tiyatro ödülleri olarak nitelendirilen Afife Ödülleri, düzenlenen bir törenle sahiplerini buldu. Törende farklı yöntemlerle iktidarın sanat politikalarına yönelik tutumları protesto edildi. Gecede “Yılın En Başarılı Prodüksiyonu” ödülünü “Süpernova” isimli oyunuyla özel bir tiyatro olan DOT aldı. Nazlı Ilıcak’ın çok küfürlü ve müstehcen bulduğu için “pek beğenmediği” oyunun yönetmeni Murat Daltaban’a göre tiyatroda ne küfür ya da argo konuşmalar ne de cinsellik bir tabu. Bunun yanı sıra katıldığı bir televizyon programında bu oyunun hiçbir koşulda ne devletten ne de devlete yaranmaya çalışan şirketlerden maddi destek alamayacak bir oyun olduğunu belirten Daltaban’ın söyledikleri ile Nazlı Ilıcakgillerin “beğenileri” göz önünde bulundurulduğunda özelleştirilen tiyatrolarda sponsorların ancak “dindar nesillerin izlemekten rahatsızlık duymayacağı” oyunlara para verebileceğini, diğer oyunların ancak yüksek biletler ve sınırlı oyuncu ve sahne arkası kadrosu ile ayakta kalabileceğini şimdiden görmemizi sağlıyor. Tabii bu durumdan en çok etkilenecek kişiler 7 liralık tiyatro biletini ancak bulup buluşturup yeni bir dünya görmeye gidebilen, buna ihtiyaç duyan insanlardır.

Mevcut sistemde zaten büyük sorunları olan tiyatroların sorunlarını çözmek şöyle dursun, geri adım niteliğinde olan bu kararlar AKP’nin sanata bakış açısını çok net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Devletin sırtında bir kambura dönüştüğü iddiasıyla neredeyse havadaki oksijeni satabilecek bu yaklaşım aynı zamanda “beni eleştirene para yok” anlayışıyla da bir demokrasi abidesi olduğunu kanıtlamaktadır! “Kafkas Tebeşir Dairesi”nin ve nicelerinin para getirmeyeceği için sahnelenmeyeceği günlerde 7 lira karşılığında 2 saatliğine de olsa bambaşka bir dünyanın kapılarını açma özgürlüğüne sahip olamayacak herkes için bir kez daha vahlar olsun!



karagozamedde"Özgürlük Emek İster"

Bu yıl 7.’si düzenlenen İşçi Filmleri Festivali’nin açılışı 2 mayıs’ta yapılacak. “Özgürlük Emek İster” temasıyla tanıtımı yapılan festivalin açılışı 1996’dan bu yana Ken Loach filmlerinin bir çoğunun senaryosunu yazan Paul Laverty tarafından yazılıp Iciar Bollein tarafından yönetilen Yağmuru Bile/Even The Rain filmi ile yapılacak. İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır’da da eş zamanlı olarak gösterimlerin başlayacağı festival programı oldukça zengin. 57 filmin gösterileceği festivalde Paul Laverty’nin yanı sıra ABD’den Veritas: Harward’ın Gizli Tarihi filminin yönetmeni Shin Eun-Jung, ABD’den Fukishima Bir Daha Asla filminin yönetmeni Steve Zeltzer, Hindistan’dan Ekta Mittal ve Yasha Swinii ve Japon sinemacı Fumiaki Kojima’yı ağırlayacak. Festival’de Ömer Lütfi Akad’ın Gelin, Düğün ve Kızılırmak-Karakoyun, Özcan Alper’in Gelecek Uzun Sürer, Yusuf Kurçenli’nin Karartma Geceleri filmleri seyirciyle buluşacak.

Festivalde gösterilecek yerli belgeseller arasında Umut Kocagöz ve Özlem Işıl’ın yönettiği Hidro Elektrik Santrallere yönelik direnişi anlatan Akıntıya Karşı, Ayten Başer’in Davutpaşa’nın Külleri, Metin Kaya’nın 1992’deki maden kazasını anlattığı Derin Çığlık, Umut Kol’un Dünden Bugüne AST, Murat Özçelik’in Ölücanlar ile Kara Vagon:1938 Dersim Sürgünleri ve Damında Şahan Güler Zere belgeselleri yer alıyor.

Ayrıca, Güneşli Pazartesiler filminin yönetmeni Fernando Leon de Aranoa’nın yeni filmi Amador, So Yamamura’nın geçen yüzyılın ilk yarısında Japonya’da bir yengeç gemisindeki işçilerin başından geçenleri anlattığı Yengeç Gemisi, Steve Zeltzer’in yönettiği Fukushima Bir Daha Asla, Patricio Guzman’ın Salvador Allende ve Octavio Getino ve Fernando E. Solanas’ın yönettiği Kızgın Fırınların Saati filmlerinin yanı sıra bir çok kısa metraj film de festival kapsamında seyredilebilir.
Dört ayrı kentte birçok salonda gösterimlerin yapılacağı festivalin ayrıntılı programına http://festival.sendika.org/ adresinden ulaşılabilir.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99