Özal’ı hatırlamak: “Tonton amca” mı “Çankaya’nın şişmanı” mı?

ozal-tonton-sismanÖzal dendiğinde, şort giyip Semra Hanım ile el ele poz veren, kendi kullandığı makam arabasında İbrahim Tatlıses dinleyerek “halka inen” sıradışı bir cumhurbaşkanı tasavvur eden liberallerin dangalaklığına ne demeli? Kenan Evren’e duydukları nefreti Turgut Özal’a besledikleri aşka bağlayanlara ne desek, ne söylesek az gerçekten!

Orkun Durmaz

Sınıflar mücadelesi sadece ekonomik çıkarlar etrafında cereyan etmez. Uzlaşmaz maddi çıkarlar bir kere ortaya çıktıktan sonra; toplumsal yaşamın her alanı bu mücadelenin konusu oluverir. Sınıf mücadeleyi deneyimledikçe, sadece iktisadi çıkarlarının ortak olduğunu kavramaz; aynı zamanda bir sınıf kültürü de geliştirir. Moral değerler ortaklaşırken, ortak bir dil de kurulmaya başlar. Kasım 1990’dan Ocak 1991’e kadarki süreçte burjuvaziye meydan okuyan Zonguldaklı madencilerin zamanın cumhurbaşkanı Turgut Özal için ürettiği “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” sloganı da o ortak dilin adıdır. Bunu anlayamadığımız taktirde, patron sınıfının, liberal aymazların ve muhafazakar siyasetçilerin“tonton amca”sının Türkiye işçi sınıfı için neden “Çankaya’nın şişmanı” olduğunu da anlayamayız.

Her geçen gün daha çok anlam atfedilerek anılan Turgut Özal’ı Türkiye halkına yeniden hatırlatan hangi toplumsal sınıftır? Ya da şöyle soralım: Bugün anılan kimdir: “Tonton amca” mı yoksa “Çankaya’nın şişmanı” mı? Neo-liberal karşı-devrim sürecinin mihenk taşlarından biri olan meşhur 24 Ocak kararlarından bahseden var mı bu anmada? Yok! Peki 12 Eylül faşizminin başbakan yardımcısı sıfatıyla bu iktisadi kararları hayata geçiren bir tekno-siyasetçiyi mi anıyoruz? Hayır. Yaşamlarını Türkiyeli emekçilerin iktidar mücadelesi uğruna gözünü kıpmadan feda eden devrimcilerden Hıdır Aslan ve İlyas Has’ın idamlarını onaylayan mecliste çoğunluğu oluşturan siyasi parti olan ANAP’ın liderini hatırlatan var mı? O da yok! Peki neler var bu anmada? Mesela sivil toplumcu dangalaklığın zirve noktası olan “sivil cumhurbaşkanı” saçmalığı var; hem de dinci-gericiliğin devlet nezdinde ne ölçüde meşrulaştırıldığını gösteren “dindar cumhurbaşkanı” zırvasıyla birlikte... Bunlarla bitmiyor elbette! Amerikancı, piyasacı, şöven-milliyetçi ve dinci-gerici politikaların en manidar örneklerini bünyesinde gururla barındıran Türkiye sağının en seçkin temsilcilerinden birinin, birdenbire nasıl da “demokrasinin yıldızı” haline geldiğini de öğreniyoruz bu anmalarda. Toplumsal yozlaşmanın, ahlaksızlığın ve tabii ki bir bütün olarak sömürü düzeninin “benim memurum işini bilir” ve “ben zengini severim” cümlelerinde ete kemiğe bürünmüş halinin “hantal bürokrasiye savaş ilan eden özgürlükçü bir siyasetçi” olarak yutturulmaya çalışılmasını da. Son olarak, şanı-şöhreti Türkiye’yi aşan “vizyon sahibi bir devlet adamı” hatırlatılıyor bizlere! Emperyalistler komşu Irak’a saldırırken, “bir koyup üç almak” isteyen, sonunda da büyük vizyonuna kan bulaşmış bir deha anılıyor bu anmalarda! Sözün özü burjuvazi dört bir yanda “tonton amca”sını anarken, emekçiler onu yine “Çankaya’nın şişmanı” olarak hatırlıyor!

Türkiye’yi neo-liberalizmle tanıştıran adamın adıdır Turgut Özal! Bugünkü siyasi iktidar nezdinde toplumun örgütlü kesimlerine açılan savaşı başlatan adamın adı da aynıdır; ekonomiyi siyasetten ve toplumsal yaşamdan kopartıp teknik bir alana hapseden adamın adı da. Elindeki dolma kalemi insanın gözüne sokarcasına sallayıp, bulabildiği ne kadar iktisadi terim varsa hepsini “İcraatın içinden” adlı tv programında sıralayan; halka kısa yoldan “siz bu işten anlamazsınız, bu iş teknokrat işidir” diyen de yine Turgut Özal’dır. Bugün “Demokrasinin yıldızı” denilen “tonton amca”nın, 1987 Genel Seçimleri öncesinde 12 Eylül faşizmiyle birlikte getirilen siyasi yasakların devamı lehine propaganda yapıp oy kullandığını hatırlatan yoktur da hatırlayan var mıdır peki?

Turgut Özal dendiğinde, şort giyip Semra Hanım ile el ele poz veren, kendi kullandığı makam arabasında İbrahim Tatlıses dinleyerek “halka inen” sıradışı bir cumhurbaşkanı tasavvur eden liberallerin dangalaklığına ne demeli? Kenan Evren’e duydukları nefreti Turgut Özal’a besledikleri aşka bağlayanlara ne desek, ne söylesek az gerçekten!

Özal tarihin arka odasında kalmış siyasi bir figür değildir sadece, aynı zamanda adım adım inşa edilen yeni rejimin de ikonlarından biri, hatta belki de en önemli olanıdır. AKP iktidarı için bir esin kaynağıdır. AKP’nin iktidara giden yolda başarıyla kullandığı “mağduriyet edebiyatı”nın da en önemli unsurlarından biridir. Mesela, Ergenekon’un kurbanlarından biridir Özal; elindeki sihirli değnekle Kürt sorununu çözmek isterken, derin güçler tarafından devre-dışı bırakılmıştır bir anda! Özal, “büyük Türkiye” vizyonunu kabullenmek istemeyen “statükocular” tarafından öldürülmüş; böylece “büyük Türkiye” hedefinin de sonu getirilmiştir. Siz “büyük Türkiye” hedefi yerine “yeni Osmanlı”yı, Özal’ın yerine de Tayyip Erdoğan’ı gönül rahatlığıyla koyabilirsiniz. Tarih tekerrürden ibaretse eğer, en iyi örnek bu olur herhalde. Hangisinin komedi, hangisinin trajedi olarak anılacağına ise bırakalım Türkiyeli emekçi sınıfların yazacağı tarih karar versin!

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99