İslamcı solculuk ne kadar mümkün?

kortej 11000 yıllık pratik boyunca İslam’ı Eliaçık gibi yorumlayan çok sayıdaki düşünüre rağmen siyasal İslam pratiği değişmiyorsa ve siz tüm bu değişimi “öze dönüş” gibi tartışılmaya mahkum bir kavramla ele alıyorsanız Müslüman Gençler sıfatını taşıdığınız sürece siyasal İslam’ın günahlarını da taşıyacaksınız.

Çağlar Kılınç

Sol ve İslam’ın birlikte yorumlanması üzerine son dönemde giderek yaygınlaşan tartışma kendisine “Anti-Kapitalist Müslüman Gençler” adı veren bir grubun 1 Mayıs Taksim kortejine katılacağını duyurmasıyla doruk noktaya ulaştı.

Türkiye toplumunun AKP eliyle son on yılda yaşadığı muhafazakarlaşma, emekçilerin giderek kötüleşen koşullara mahkum edilmeleri, Türkiye’deki sermaye birikiminin el değiştirme noktasına sürüklenmesi ve tüm bu gelişmelerin sonucunda ortada hala ciddi bir muhalefet odağının bulunmaması bu tartışmayı hem solcular hem de İslamcılar açısından kaçınılmaz hale getirdi.

Geçmişe dönerek yanıtlamak gerekirse, kimse bundan 10 yıl önce mevcut iktidar odaklarının hırpaladığı İslamcı kesimin anti-kapitalist taleplerle 1 Mayıs alanında boy göstereceğini düşünemezdi. Bugün gelinen noktayı doğru anlayabilmenin yolu ülkenin son on yılda geçirdiği, rejim değişikliği adını verdiğimiz dönüşümü analiz edebilmekten geçiyor.

Her iktidar arkasında bir miktar hayal kırıklığı bırakır
AKP’nin Türkiye serüveninin kendisi ve uluslararası sermaye odakları bakımından son derece başarılı geçtiğini tekrar etmeye gerek yok. Fakat AKP’yi iktidara taşıyan kitlelerdeki ezilmişlik ve dışlanmışlık duygusu ile AKP ve Cemaat gibi odakların bugün geldikleri durum arasındaki uçurum bazı çatlaklar yaratmışa benziyor. Bir alternatif olarak sırasını bekleyen HAS Parti’nin adalet ve vicdan vurgusu, İhsan Eliaçık gibi isimlerin hükümete yönelik sertleşen tavırları ve son olarak bu saydıklarımızdan bağımsız olmayacak biçimde Anti-Kapitalist Müslüman Gençler’in 1 Mayıs'a katılması AKP kitlesi içinde küçük de olsa bir rahatsızlığa işaret ediyor. 2002 öncesinde dillere dolanan mağdur edebiyatının kitleler üzerindeki inandırıcılığı yeni argümanlarla desteklenerek devam ettirilse de bazıları için Bülent Arınç’ın gözyaşları artık kâfi gelmiyor olsa gerek. Yine 2002 öncesinde çeşitli uygulamaların sonucunda yaşadığı ötelenme hissini o uygulamaların faillerinin sınıfsal konumları ile açıklayan bir kesim bugün tüm o dışlanmışlığı ortadan kaldıran yeni iktidarın aynı sınıfsal dayanağa yaslanması karşısında hayal kırıklığına uğramış durumda. Altı çizilmesi gereken olgu, söz konusu grubun bir AKP-Cemaat koalisyonu piyonu olmadığı, bu iktidar yapısının sonucu olan bir ürün olduğudur.

1 Mayıs alanı ve Müslümanlar
Tartışmanın alevlenme noktası 1 Mayıs olunca “Anti-Kapitalist Müslümanlık” kavramına şüphe ile yaklaşan herkes en hafifinden sekterlikle eleştirildi. Oysa tartışma yüzbinlerin katıldığı ve emeğin sesinin yükseldiği bir eylemdeki küçük bir kortejin varlığı ile açıklanamaz. 1 Mayıs’ı sola ait bir tatmin alanı sanan kalın kafalı sağcıların bu kortejin varlığıyla ilgili duyduğu derin kaygıların giderilmesi de bu tartışmaya nokta koymaya yetmez. Onlar arama noktalarında ateizm testi yapıldığını düşünmeye devam etsin!

Tartışmayı alevlendiren yeni bir muhalefet odağının ortaya çıkıyor olması da değildir. Bu da başlı başına önemli bir konu olmakla birlikte asıl soru dünyanın her yerinde enternasyonal bir eylem olan 1 Mayıs’ın “Allah Ekmek Özgürlük” pankartı ile yaşadığı doğal çelişkidir. Burada Müslümanlar ile Müslümanlık arasında kesin bir ayrım yapmak gerekiyor. Zira kalın kafalı kesim için tekrar etmek gerekirse 1 Mayıs mevcut sistem içindeki eşitsizliklerin kaynağı ile mücadele etme iradesini gösteren herkesin birlikte örgütlediği bir mücadele şölenidir. Bu mücadelenin içinde Müslümanların varlığı hem bir olgu hem bir gerekliliktir. Müslümanlık, diğer bir deyişle siyasal İslam ise bir ideoloji olarak sınıf mücadeleleri tarihinin son yüz elli yılında başı sonu belli bir rol oynamıştır.

Müslümanlık ya da İslamcılık
“Anti-Kapitalist Müslüman Gençler” kendilerine İslamcı demek yerine Müslüman demeyi tercih ediyorlarsa elbette arada bir fark gözetiyorlardır. Verdikleri röportajlardan, reddi miras sözlerinden bunu okumak mümkün. Fakat yine aynı şekilde bu grup Müslüman kavramını başat iki sıfatından biri yaparak da bir tercih yapmışlardır. Öyle ya, anti-kapitalizm üzerinde anlaşmış bir çevrenin Cuma namazını aynı camide kılması türünden bir tesadüften söz etmiyoruz. Kapitalizme karşı dünya çapında verilen yüz elli yıllık mücadelenin bir yerinde bir eksik bulmuş olmalılar ki onu Müslümanlıkla kapattıklarını düşünüyorlar. Bir böbürlenme olarak düşünülmesin, mücadelenin tarihi elbette eksiklerle doludur. Ancak onu şu ya da bu araçla kapattığını iddia edenlerin ellerindeki yeni aracın hangi eksiği nasıl bir yöntemle kapattıklarını da bir zahmet açıklamak durumundalar. Siyasal İslam’ın Türkiye macerasında bıraktığı mirası reddettiğini göğsünü gererek söyleyenler hala neden Müslümanlığa ihtiyaç olduğu konusunda da halkı aydınlatmalı. Bunu yaparken örneğin Santiago sokaklarındaki 1 Mayıs eylemcileri için de bir çare düşünseler iyi olur.

İslam’ın yorumlanması ve eylemi
Müslümanlık ve gerekleri üzerine bir tartışmaya girecek değiliz. Bizi aşar. Fakat yakın tarihte Müslüman kimliğin toplumsal bir kıvama ulaştığı, siyasallaştığı her anda emek, demokrasi, özgürlük mücadelesi verenlerin karşısına dikildiğini, Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta türlü yöntemlerle katliamlara giriştiğini iyi biliriz. Şimdi birinin hangisinin gerçekte İslam’ın siyasallaşmış halini temsil ettiğini izah etmesi gerekir; “Kölelere özgürlük” pankartı arkasında yürüyenlerin temiz kalplerinde midir siyasal İslam, Madımak’tan yükselen kara dumana karışan tekbir seslerinde mi? Bu yanıtlanabilir bir sorudur, çünkü her ideolojik akım tarihte eylemi ile var olur ve o eylem çeşitli farklılıklar arz etse de bir ana yönü kendi içinde barındırır.

İhsan Eliaçık, 1 Mayıs sabahı Fatih Camii’nde kılınan gıyabi cenaze namazı öncesinde konuşurken, bundan 40 yıl önce bu ve benzeri camilerde toplanan dönemin mukaddesatçı gençlerinin 6. Filo’yu protesto etmek isteyenleri taşladıklarını söylüyor ve ekliyor: “Biz bu zihniyetin yönlendirdiği İslami anlayışla ayrıldığımızı, reddi miras yaptığımızı bu kortejle duyuruyoruz.” Olay Eliaçık için bu kadar kolay olabilir ama İslamcılık dediğimiz akım onun bu bilinen gerçeği tekrar etmesinden zerre kadar etkilenmeyecektir. Bin yıllık koca tarih birileri reddediyorum dediğinde ortadan kaybolmaz.

Her ne kadar ortada başı sonu belli bir kitap olsa da insanlar İslam’ı istedikleri gibi yorumlamakta özgürdürler. Bu anlamdaki tartışma akademik düzeyde devam edebilir. Siyaset ise güncel gelişmeler ve çelişmelerle şekillenir. Birileri İslam’ı farklı yorumluyor ve ona inanıyor diye tarihte İslam’ın rolü ve bugün için ifade ettiği anlam değişmeyeceği için tüm yorum farklarına rağmen siyasal İslam’ın siyasal içeriği değişmez. İslam’ı bugün halk kitleleri üzerinde gördüğü işlevin dışında tarif edebilmek için bin yıllık bir pratikle hesaplaşmak gerekir. Bu hesaplaşma da sözle, temenni ile değil pratikle yapılmalıdır. 1000 yıllık pratik boyunca İslam’ı Eliaçık gibi yorumlayan çok sayıdaki düşünüre rağmen siyasal İslam pratiği değişmiyorsa ve siz tüm bu değişimi “öze dönüş” gibi tartışılmaya mahkum bir kavramla ele alıyorsanız Müslüman Gençler sıfatını taşıdığınız sürece siyasal İslam’ın günahlarını da taşıyacaksınız.

İslam’ın Muhammed sonrası dönemde kurulan yeni iktidarla birlikte kitlelerin kanına boğduğu tarihi topyekun reddedeceksiniz ve yeni nesil Müslümanlar olarak bir yola çıkacaksınız! Bu post-İslamcı yapılanmaya gerçek İslam’ı yakıştırmak için post-Marksist olmak gerekir ki o da bizde pek makbul bir şey değildir.

Türkiye solunun geleceği
“Anti-Kapitalist Müslüman Gençler”in yalnızca anti-kapitalist sıfatına ve söylemine bakarak burada sol adına hayırlı bir gelişme beklemek mümkün değildir. Bu yaklaşım öncelikle gerçeğin yalnızca yarısı ile ilgilendiği için sorunludur. Diğer yandan Türkiye’nin içinde bulunduğu durum düşünüldüğünde, hücrelerine kadar muhafazakarlığa boğulmuş bir toplumda bu işin özneleriyle hesaplaşmayı isteyenler açısından Müslümanlık sıfatı görmezden gelinemez. AKP’nin hiçbir zaman yalnızca bir İslamlaştırma projesi olmadığı gerçeğini teslim etmek gerekir. Geçtiğimiz on yıl eğitimden sağlığa her alanda yaşanan ağır neo-liberal bir saldırı dalgasının altında yaşanırken İslamcılık toplumu bu ortamdan isyan etmekten alı koyan en önemli ideolojik araç olarak etkin biçimde kullanıldı. Sol bir çıkışın ancak Müslümanlık ile gerçekleşeceği fikrine ikna olmak, karşısında mücadele etmeyi hedeflediğimiz olguya başından teslim olmak demektir.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99