“Arap Baharı”nın iki yüzü

tahrir 55Tunus ve Mısır’da gerçekleşenler, ABD ve diğer emperyalistlere yandaş rejim ve liderlere karşı silahsız emekçi kitlelerin sokaklara ve meydanlara dökülerek, polis şiddetine maruz kalarak, grevler yaparak, tutuklanarak, işkence görerek gerçekleştirdikleri isyan hareketleriyken, Libya ve Suriye’de ne idüğü belirsiz, ne talep ettiği anlaşılamayan bazı gruplar, nereden geldiği belli olmayan silahlarla şaşırtıcı bir hızla silahlı eyleme geçtiler.

Osman Altun

Tunus’ta Muhammed Bouazizi’nin kendini ateşe vermesiyle fitili ateşlenen ve kısa sürede bütün Ortadoğu coğrafyasına yayılan toplumsal olaylar dalgası, Türkiye solunda ciddi kafa karışıklığına yol açmış gibi gözüküyor. Çözümlemeler iki ayrı noktada toplanıyor; birincisi “Ortadoğu’da devrim filan yok” diyen ve süreci “emperyalizm açısından "sürdürülebilir olmaktan çıkan" düzenin yeniden yapılandırılması” (1) olarak değerlendiren görüş, ikincisi ise bu görüşü “sinizm” olarak adlandırarak, birinci görüş sahipleri tarafından “geniş kitlelerin, ezilenlerinin kolektif gücünün, onların mücadelelerinin tarihi yapan ana kuvvet olduğu gerçeğinin, solcululuğun abc’si sayılması gereken bu basit gerçeğin” unutulduğunu savunan görüş.(2) Her ikisinin de haklılık payı olduğu kimi taraflar olmakla beraber, iki görüşten birisine körü körüne bağlanmanın, devasa boyuttaki sürecin dinamizmine uyum sağlamak ve doğru çözümleme ve politikalar üretmek noktasında zaaflara yol açtığı gözükmektedir. Başta emperyalist güçler olmak üzere birçok aktörün süreçlere müdahil olmaya çalıştığı ve AKP hükümetinin de müdahaleci bir aktör rolü oynamaya çalıştığı göz önünde bulundurulursa, Türkiye solunun doğru çözümlemeler yapması ve eldeki imkânlar dâhilinde doğru politikalar üretmesi kritik önemdedir. Bunun için de, özellikle kapıya dayanan Suriye meselesine doğru yaklaşmak için, özgüllükleri göz önünde bulundurarak ve olgular bütününden yola çıkarak her iki görüşle de tartışmak, haklı ve haksız oldukları tarafları ortaya çıkarmak gerektiği gözükmektedir.

Tunus ve Mısır devrimleri
İlk görüş sahipleri savlarını, toplumsal olayların gerçekleştiği ülkelerde Müslüman Kardeşler veya Selefiler benzeri öznelerin güçlenmesi, rejimlerin dinselleşmesi, ABD ile daha uyumlu iktidarların oluşması ve hatta Libya’daki gibi emperyalist müdahalenin yaşanması gibi olgularla desteklemekteler. Ancak daha yakından bakıldığında kitleleri sokağa döken şeyin, ezilenlerle hâkim sınıflar arasındaki sınıf mücadelesi süreçleri olduğu gözükmektedir.

Hüsnü Mübarek yönetiminde, son 10 yıldır Nasır rejiminden kalan bütün sosyal hakların törpülendiği bir neoliberal süreç yaşanmaktaydı.  Örneğin yoğun bir özelleştirme programı uygulanmış, özel sektöre ucuz işgücü teşviği vermek adına asgari ücret bile uygulanmamıştır. Bütün bunlara eşlik edense Mübarek-ordu ittifakının korkunç baskı rejimiydi. İsyan bütün bunlara karşıydı ve sadece demokratik taleplerle sınırlı değildi. Gerçekten de Mısırlı kitlelerin Tahrir Meydanı’nda toplanmalarından önceki süreçte işçiler, devrim yolunun taşlarını döşüyordu. “Binlerce emsalsiz grev örgütlediler, bağımsız işçi sendikaları kurdular, gösterilere katıldılar, bağımsız sendikalar federasyonunu kurmaya giriştiler, 9-10 Şubat tarihlerinde devrim doruk noktasındayken grevler örgütleyerek iktidarın devrilmesi yönünde büyük bir moment yarattılar." “Enflasyon oranıyla orantılandırılmış asgari ve azami ücret uygulaması, düzensiz istihdam edilenlerin kalıcı istihdama alınması, özelleştirmenin durdurulması, işsizlik ödeneği oluşturulması, emeklilik ve sosyal güvenlik haklarının iade edilmesi, sağlığın özelleştirilmesinin durdurularak herkese bir hak olarak tanınması” gibi talepler ortaya koydular. 2005’ten 2010 yılına kadar Mısır’da toplam 2 bin 938 emekçi protestosu gerçekleşti. (3) Tunus’ta ise olaylar bilindiği gibi Muhammed Bouazizi isimli seyyar satıcının kendisini ateşe vermesiyle başladı. Olayların ilk günlerindeki muazzam polis şiddetine ve tutuklamalara rağmen, içlerinde sendika ve meslek örgütleri mensuplarının da bulunduğu yüz binler korku duvarını aşarak meydanlarda toplandı. Tunus’ta Bin Ali’nin ülkeden gönderilme süresi 28 gün iken, Mısır’da Mübarek’in gidişi 18 gün sürmüştür. Her iki ülkedeki gelişmelerde, dikey bir sınıf mücadelesinin yaşandığını (ezilenlerle hâkim sınıflar arasında) göstermektedir.

Kısacası kitleler, “solculuğun abc”sinde bulunan sınıf mücadelesinin gereğini yapıyorlardı! Kitlelerin ideolojik düzlemde dinselliğe meyletmeleri, Marksist kuramdaki sınıfsal çelişkileri yaşamadıkları, dinselliğin koyu örtüsünün altında sınıf mücadelesinin sürüp gitmediği anlamına gelmez. Sovyetler Birliği ve 20. Yüzyıldaki bütün sosyalist deneyimler çökmüşken, Ortadoğu’da ve tüm dünyada sosyalizmin kitleler nezdinde ikna ediciliğini kaybettiği bilinen bir gerçekken, Mısırlı emekçilerin bu kadar kolaylıkla sosyalist bir bilinç geliştirmeleri nasıl beklenebilir? Üstelik böylesine devasa bir kitle hareketi ve sınıf mücadelesi deneyimini hemen “ABD’nin bölgeyi yeniden yapılandırma planı” olarak etiketleyen sosyalistlerin bu kitlelerle aynı dili nasıl konuşacağı, onları nasıl ikna edeceği, bu kitlelere nasıl öncülük yapacağı soru işaretidir.
libya 6
Libya ve Suriye’nin farklılıkları ve “yeni isyancı”lar
Diğer taraftan, yukarıda aktarılan tartışmanın taraflarından ikincisi Libya’daki olayların ilk döneminde; “Kaddafi örneğindeyse söylenecek söz yok; son yıllarda iyice Batıya yanaşmış bu rejim ayaklanmaları kanlı biçimde bastırmaya gayret ederken “uluslararası toplum” muhalefetin çığlıklarına adeta kulaklarını tıkıyor. Avrupa’nın burnunun dibinde siviller katledilirken AB liderleri daha kısa süre önce bağırlarına bastıkları Kaddafi sonrası Libya’nın ne hale bürüneceğinden endişeliler” (4) şeklinde bir yorum yapma talihsizliğini gösterebildi. Ancak kısa sürede Libya’daki iç savaş tatsız bir hal aldı. 1969’da Kral İdris’i askeri darbeyle devirerek yönetimi ele alan Kaddafi’nin iktidarını, ülkenin kabilelerden oluşan heterojen yapısı içerisinde bir güç dengesi kurarak korumuş olduğu ortaya çıktı. Görünüşe göre “cemahiriye” rejimi, modern devlet ve yurttaşlar arasındaki ilişkileri değil, çeşitli kabileler ve devlet erki arasındaki feodal ilişkileri düzenlemekteydi. Tunus’la birlikte başlayan süreçle birlikte 1969’ta kurulan denge bozuldu, kabile egemenleri Libya devletine hâkim olmak, zengin yer altı kaynaklarının rantını elde etmek veya daha büyük pay almak uğruna, bunları emperyalistlerle paylaşmak pahasına isyan bayrağını çekti. Nitekim 1969 öncesinin sembolleri tekrar meydana çıktı ve isyanın bayrağı Kaddafi’den önceki monarşinin bayrağı oldu. Şüphesiz Libya’da da gerçekleşen bir sınıf mücadelesiydi ancak bu sefer ezilenlerle ezenler arasında değil, hâkim sınıflar arasındaydı. Görünüşe göre Suriye’de de benzer bir süreç işlemektedir.

Suriye muhalefetinin talepleri tam olarak anlaşılmamakla beraber, “özgürlük”, “açıklık”, “demokrasi” gibi bir liberal için belki anlamlı olabilecek ancak bir sosyalist için toplumsal ve tarihsel bağlamı içerisinde ele alınması gereken “bildik” söylemler. Emekçi halkın muhalefete desteğiyle ilgili hiçbir emareye rastlanamamakla beraber, “Özgür Suriye Ordusu” olarak bilinen yapının ana gövdesinin eski üst düzey Suriye ordusu mensupları, yani Esad rejiminin de hâkim grupları olması, Libya benzeri bir sürecin (hâkim sınıflar arası sınıf mücadelesi) yaşanmakta olduğu izlenimi uyandırıyor. Daha dikkat çekici olan ise kendilerine verilen muazzam dış destek. “Özgür Suriye Ordusu” mensupları Türkiye sınırını rahatça geçip kamplarında dinleniyor ve eylem yapmak için Suriye’ye geri dönüyorlar. (5) Stratfor’dan sızan belgelerden öğrendiğimize göre ABD, Fransa, İngiltere, Ürdün ve Türkiyeli NATO komandoları tarafından destekleniyorlar. (6) Maaşları Suudi Arabistan ve Körfez’in diğer gerici petrol şeyhlikleri tarafından ödeniyor. (7)

Türkiye medyasındaki haberlerde Suriye Ordusu’nun sivil yerleşimlere tank ve top gibi ağır silahlarla saldırdığı yönünde bir izlenim oluşturulmaya çalışıldı. Ancak görünen o ki bu, “Özgür Suriye Ordusu”nun uyguladığı stratejilerden kaynaklanıyor. Önceleri Libya benzeri, ülkenin bir bölümünde emperyalist müdahale ile uçuşa yasak “kurtarılmış bölge yaratma” stratejisi uygulandı ama Suriye Ordusu’nun ülkenin her bölgesinde varlık göstermesi nedeniyle başarısızlığa uğradı. Bu süreçte Suriye Ordusu’nun operasyonları sivil halka ağır silahlarla saldırıldığı şeklinde yansıtıldı. Sonrasında “Özgür Suriye Ordusu”, bombalama, suikast, pusuya düşürme gibi emperyalist müdahale için zemin hazırlama taktiklerini tercih etmeye başladı. 

Özetle, Tunus ve Mısır’da gerçekleşenler, ABD ve diğer emperyalistlere yandaş rejim ve liderlere karşı silahsız emekçi kitlelerin sokaklara ve meydanlara dökülerek, polis şiddetine maruz kalarak, grevler yaparak, tutuklanarak, işkence görerek gerçekleştirdikleri isyan hareketleriyken, Libya ve Suriye’de ne idüğü belirsiz, ne talep ettiği anlaşılamayan bazı gruplar, nereden geldiği belli olmayan silahlarla şaşırtıcı bir hızla silahlı eyleme geçtiler. Tunus ve Mısır’da ABD ve diğer emperyalistler, kitlelerin isyan hareketini dengelemek, baskı altına almak, olası bir eksen kaymasını engellemek için manevralar yaparken (önce Mübarek’i ve Bin Ali’yi zorladılar, Ömer Süleyman gibi eski rejimin liderlerini kullanmak istediler, en sonunda da yönetimi orduya bıraktılar) Libya ve Suriye’ye müdahale etmek için sözde isyanı bahane ettiler ve ediyorlar. Tunus ve Mısır’da, sanıldığının aksine, “kitlelerden duydukları korku yüzünden hiçbir siyasi özne ABD yanlısı ve neoliberal politikaların açıktan propagandasını yapamazken”(8), Libyalı ve Suriyeli sözde “isyancılar” hızla emperyalistler tarafından muhatap alınıp desteklendiler. Tunus ve Mısır’daki hareketlere genel karakterini ezenler ve ezilenler arasındaki sınıf mücadelesi verirken, Libya ve Suriye’dekine bir grubun arkasına emperyalist dış güçleri aldığı hâkim sınıflar arası çatışma vermektedir.

tunisia 7Sonuçlar
Bütün bu olgulardan çıkarılacak iki önemli sonucun birbirinden daha az önemli olduğu söylenemez;

Birincisi, “kitleler ayaklanır sosyalistler bakar”, hatta “kitleler ayaklanır, devrimler olur, sosyalistler yorum yapar, ABD hâkimiyet kurar”, en son durum özelinde ise “kitleler ayaklanır, ABD’nin hâkim olacağını bilen sosyalistler, devrim filan yok yorumunu yapar” şeklinde özetlenebilecek süreçlere müdahil olamama sarmalının kırılması gerektiğidir. Bu da ancak, sosyalistlerin emekçiler nezdinde ikna ediciliklerini arttırmasıyla, hegemonyaya karşı emekçilerle birlikte sınıf ekseninde mücadele etmeleriyle, kitlelerle aynı dili konuşmaya başlamalarıyla mümkündür. Mısır ve Tunus’ta yaşananların ardından her şeyi salt “ABD’nin bölgeyi yeniden yapılandırması” olarak değerlendirerek kenarı çekilmek, emekçilerle sosyalistlerin birbirinden gittikçe uzaklaşmasına sebep olan yanlış bir yaklaşımdır.

İkincisi,  herhangi bir ülkede, bazı sınıfsal çelişkiler de olsa (her ülkede vardır), despot bir yönetim de olsa, “özgürlük ve demokrasi” gibi sloganlarla harekete geçmiş gibi gözüken her harekete destek verilmemesi gerektiğidir. Sosyalistler, liberallerden farklı olarak, toplumsal olaylara sınıfsal bakış açısıyla yaklaşmalıdır. Suriye’de eninde sonunda bir toplumsal devrim de olacaktır ancak bugün yaşananların toplumsal devrimle alakası olmadığı aşikârdır. Suriye’deki iç çatışma, sözde muhalefetin dış güçlerin kirli desteğini alarak yürüttüğü hâkim sınıflar arası mücadeledir. Yüz binlerce emekçi bu tarz güç mücadelelerinde daha önce de öldürmüş ve öldürülmüştür. Bu durum, Türkiye solunu yanıltmamalıdır. Suriye üzerine oynanan kirli oyunun başını çekenlerden birisi de, uğruna isyan edildiği söylenen “özgürlük”, “açıklık” ve “demokrasi” gibi kavramlarla hiçbir alakası olmadığı çok iyi bilinen emperyalistlerin güdümündeki AKP hükümeti olduğundan Türkiye solu en geniş birliktelikle bu oyunu boşa çıkartacak mücadeleyi örgütlemeli ve yürütmelidir.

Kaynaklar:
(1)  “Ortadoğu’da Devrim Filan Yok”, Kemal Okuyan,  http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/ortadoguda-devrim-filan-yok-39646
(2) “Devrim Sol ve Sinizm”, Foti Benlisoy http://www.sdyeniyol.org/index.php/duenyadan/450-devrim-sol-ve-sinizm-foti-benlisoy
(3)  “Mısır İşçi Sınıfının Durumu”, Talal Shukr, http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=41193
(4) “Devrim Sol ve Sinizm”, Foti Benlisoy
(5) “Özgür Suriye Ordusu'nun Hatay'daki ileri karakolu görüntülendi” http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/ozgur-suriye-ordusunun-hataydaki-ileri-karakolu-goruntulendi-haberi-53860
(6) “Stratfor leaks: NATO commandos in illegal special ops in Syria” http://rt.com/news/stratfor-syria-secret-wikileaks-989/
(7) Özgür Suriye Ordusu'nun maaşı Körfez ülkelerinden http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/04/02/ozgur-suriye-ordusunun-maasi-korfez-ulkelerinden
(8) “Fulya Atacan’la Arap Baharı Üzerine Söyleşi”, Praksis, Sayı 26

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99