Türkiye’de krizler ve fiiliyat-yasallık ekseninde yeni emek rejimi

ac37474 oTürkiye’de olağanlaşan esneklik, olağanüstü bir boyuta sıçrayarak, bu düzeyde olağanlaşmaktadır.

Denizcan Kutlu

Türkiye’de çalışma ilişkilerinde dönüşümü nasıl dönemleştirmek gerekir? Neo-liberal evrede, Türkiye’de çalışma yaşamında görülen gelişmeleri dönemleştirme çabası, sermaye birikim süreçlerini de içeren tarihsel ve yapısal bir çözümleme ile çakışma halindedir. Bu, aynı zamanda şu önermeleri de doğrulamaktadır: Her kriz döneminin sermaye için bir yenilenme olarak işlevselleştirilmesi ve yine sermayenin üretime sürülen emek gücünden kapasite ve potansiyelinin sonuna kadar yararlanma eğilimleri, krizler ve Türkiye işgücü piyasasına yansımaları bakımından değerlendirildiğinde, anlamlı sonuçlara erişilmektedir.

Esnekleşmenin aşamaları
Buna göre, krizler ve işgücü piyasası ilişkisini ortalama yedişer yıllık üçer dönem eşliğinde bölümlendirip tartışabiliriz: İlk olarak, 1989-1993 toplu sözleşme döneminde 1980 sonrası reel ücretlerde yaşanan aşınmanın karşılanmasına bir tepki olarak, 1994 krizini takiben, sermayenin, esnek çalışma biçimlerini çeşitlendirip yaygınlaştırdığı, özelleştirmeleri hızlandırdığını, taşeronlaşma ve fasonlaşmayı genişlettiğini, kolektif temsil mekanizmalarını ise zayıflatma eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu gelişmelerden özellikle çalışma biçimlerine ilişkin olanları, çoğunlukla yasa ve toplu sözleşmelere aykırı bir biçimde fiili bir düzlemde gerçekleşmiştir(i). Bu sıçrama, yasal düzlemde ise öncelikle mahkeme içtihatlarında, daha sonra ise doktrinde karşılık bulabilmiştir. İkinci olarak, fiiliyattan yasallığa geçişin bir sonraki adımı ise, 2001 krizinin ardından 2003 yılında yasalaşan 4857 sayılı İş Yasası ile mümkün olabilmiştir. Bu yasa ile geçici iş ilişkisi, belirli süreli iş sözleşmeleri, çağrı üzerine çalışma, fazla çalışma gibi farklı esnek istihdam türlerinin yasal zemine çekildiği görülmektedir. Son ve bu yazının konusu olarak ise, 2008 krizinin işgücü piyasası ve emekçiler açısından sonuçlarının, fiiliyat ve yasallık ilişkisi içerisinde okunabileceği yeni bir perde açılmıştır. Buna göre, Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında, kıdem tazminatı, geçici iş ilişkisinin özel istihdam büroları aracılığı ile profesyonelleşmesi, işsizlik sigortası fonu, yeni esnek çalışma biçimleri-süreleri ve bölgesel asgari ücret, esnekleşmenin başlıkları olarak öne çıkmaktadır. Burada, bu noktaya odaklanılarak kimi saptamalarda bulunulacaktır.

Öncelikle, süreci belirleyen temel eğilimin neo-liberal bir karakter taşıdığının altını çizmek gerekir. Bu, aynı zamanda, çalışma yaşamının tüm sorunlarının bu rota içerisinde çözülebileceği ya da tartışılabileceğine ilişkin bir önkabulu de içerir. Neo-liberalizm, önsel ve özel bir kategoriye taşınmıştır. İşçi, firmanın kârlılık ve rekabet stratejilerinin bir kurbanı, üretim sürecinin herhangi bir parçası haline getirilmiştir. Bunun, güncel politika seti bakımından bir uzantısına değinmek gerekirse, “işvereni ve firmayı ayakta tutarak, işçiyi koruma” felsefesine dayandığı söylenebilir. Bu felsefe, aynı zamanda belirli bir söylem ile yaygınlık kazanmaktadır. Bu söyleme göre, yüksek işsizlik, işgücü piyasası katılıklarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla, işsizliği azaltmak için, işverenler tarafından tek yanlı bir biçimde belirlenen maliyet ögeleri azaltılmalı ve esneklik yaygınlaştırılmalıdır. Ancak 2000’li yılların verilerine bakıldığında, esnekleşmede artışın, işsizliği azaltmak bir yana, belirgin bir biçimde artırdığı sonucuna ulaşılmaktadır. Bu gerçek, dünya geneli için IMF ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (IMF ve ILO, 2010: 36) hazırladığı bir rapor ile de teslim edilmiştir.

tablo

Güncel başlıklar
Burada ayrıntılı bir tartışma yapmak(ii) fiziksel sınırlar bakımından mümkün değil; ancak ana hatları ile değinebileceğiz. Öncelikle, 2008 krizi sonrasında işverenlere dönük prim desteklerinin öne çıktığını ve bunun kaynağı olarak ise Hazine ve İşsizlik Sigortası Fonu’nun kullanılmakta olduğu görülmektedir. 6111 sayılı Torba Yasa kapsamında işverenlerin daha fazla stajyer işçi çalıştırabilmesine dönük kimi düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca yine bu yasa kapsamında gündeme gelmekle birlikte, geri çekilen, asgari ücretin 16 değil de 18 yaş ve üzeri olarak belirlenmesi, evden çalışma, uzaktan çalışma ve iş paylaşımı gibi esnekleştirici yasal hamlelerin yeniden öne sürüleceği düşünülmelidir. Nitekim asgari ücret hariç diğerleri ile ilgili bir düzenleme çabası yakın zamanda yeniden gündeme gelmiştir. Bunlara, -esnek zaman modeli farklı düzenlemeler ile İş Yasası’nda olmasına karşın- çalışma süresinin esnek bir şekilde belirlenmesini öngören bir diğer düzenlemeyi de eklemek gerekir.

Kıdem tazminatına dönük yeniden yapılandırma girişimi, çalışma yaşamının gündeminde uzun süredir yer tutmasına karşın, işverenlerin istediği gibi yasal bir biçime bürünememiştir. Konuyla ilgili farklı modeller gündemdedir. Güncel tartışmalar incelendiğinde, kıdem tazminatına dönük bir yeniden düzenlemenin hak kaybı olmadan yaşama geçmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Fona devretme halinde, esas olarak bir işveren sorumluluğu olması gereken kıdem tazminatı, işçi açısından bir güvence unsuru olma özelliğini yitirecek ve toplu işçi çıkarmaların önü açılacaktır. Bu ise istihdamın istikrarını zedeleyerek, bir yandan güvencesizliği ve dolayısıyla işsizliği yaygınlaştıracak, diğer yandan ise, sermayenin emek üzerindeki denetimini artıracaktır.

Öne çıkan bir diğer önemli düzenleme çabası ise, özel istihdam bürolarının mesleki bakımdan geçici iş ilişkisi yapabilmesine dönüktür. Daha önce 2002-2003 yıllarında 4857 sayılı İş Yasası’nın hazırlık sürecinde de gündeme gelen bu istihdam biçimi, 2008 krizinin hemen ardından da ortaya atılarak teklif ve tasarı halini de almış; ancak yasalaşamamıştır. Son düzenleme ile işgücü piyasasında geçici iş ilişkisinin tamamen özel istihdam büroları aracılığı ile kurulmasına dönük bir eğilimin ön plana çıktığı görülmektedir. Bu çabanın yasalaşması halinde, esneklik yaygınlaşacak; çalışma hakkı çerçevesinde kamusal iş bulma yükümlülüğü zayıfladığı için, devletin bir talep merci olma özelliği de zedelenecek; sendikasızlaşma artış gösterecek, işgücü piyasasında toplu sözleşme yerine bireysel sözleşmeler daha fazla egemen olacak (Sendikal Notlar, 2000). Öte yandan, kıdem tazminatına hak ediş (şimdilik) 1 yıl çalışma ile koşullandığı için, daha kısa sözleşmelerle çalışanlar fiili olarak kıdem tazminatı hakkından da mahrum bırakılacak.

Önemli sayılması gereken bir diğer düzenleme ise bölgesel asgari ücret. Bunun yasalaşması halinde, merkezi olarak belirlenen asgari ücretin yerini, bölgelere göre farklılaşan bir asgari ücretlendirme sistemi alacak. Bu, bölgeler arasındaki gelir makasını açmanın yanında, sosyal dampingi de (dibe doğru yarış) körükleyecek. Böylelikle ülke genelinde ücretler genel düzeyini düşürme yönünde etki yapacak.

Kriz süreci ile birlikte alt-işverenlik/taşeron ilişkisi de yeniden şekillendirilmektedir. Buna göre, mevcut düzenlemede yer alan (4857 sayılı İş Yasası md. 2) asıl işin bir bölümünün devredilmesinin koşullarını (3 koşul bir arada olmalı) oluşturan “işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler”de iş alma yerine, “asıl işin bir bölümünde işin gereği veya teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde” iş alma koşulu getirilmek istenmektedir. Bu şekilde, taşeronlaşma ve buna bağlı olarak oluşan bir dizi sorun da yaygınlaşacaktır.

İş paylaşımı, işverenlerin yıllardır dillendirmesine karşın yasal plana taşınamamış bir diğer esnek çalışma biçimidir. İş paylaşımı uygulaması ile tam gün süreli bir işin, gün içi, gün ya da hafta temelinde parçalanarak birkaç işçi tarafından gerçekleştirilmesi öngörülmektedir. İşçilerin ücret ve diğer sosyal hakları da bu paylaşım doğrultusunda belirlenecektir.

Bunun yanında, AKP ve işverenlerin esneklik hedefleri, ihbar önelleri, belirli süreli iş sözleşmelerinin “belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara” bağlanmasının kaldırılması, ücretsiz izin uygulamasını kabul etmeyen ve bu gerekçe ile işten çıkartılan işçinin işe iade davası açmasının engellenmesi, normalde 2 ay, toplu sözleşmelerle 4 aya kadar uzatılabilen denkleştirme sürelerinin 6-12 aya kadar uzatılması (1 yıla kadar uzayan sürelerde fazla mesai ücretine el koyma talebi), cumartesi de dahil olmak üzere tatil günlerinde telafi çalışması yapılabilmesi, işverenin telafi çalışması yaptırabileceği 2 aylık sürenin 1 yıla, telafi çalışması için günlük 3 saat olan sınırın 11 saate kadar yükseltilmesi gibi noktalara kadar vardırabildikleri görülmektedir (TİSK, 2009). Bu çerçevede, Türkiye ekonomisinde krizler ve işgücü piyasası ilişkisini, farklı esneklik türleri temelinde, fiiliyat ve yasallığı da dahil eden bir dönemleştirme tablodaki gibi yapılabilir:

Sonuç yerine: Kimi çıkarımlar…
Bu yazıda, sermayenin çalışma yaşamına, dolayısıyla işçi sınıfına dönük yeni hamlelerini genel hatlarıyla ele almaya çalıştık. Sonuç ve kimi saptamalar şöyle toparlanabilir:

1) Türkiye’de olağanlaşan esneklik, olağanüstü bir boyuta sıçrayarak, bu düzeyde olağanlaşmaktadır. Anılan düzenleme çabaları, işgücü piyasasının yeniden yapılandırılmasını tırmandıracak ve Türkiye, esneklikle yeniden tanışacaktır.

2) Esnekleşme ve güvencesizleşme hukuksal dayanaklarına kavuşurken, tüm bu gelişmeler, kurallı ilişkilere dönüştüğü, tekillikten çıkıp genelleştiği ve bir düzene bindiği ölçüde, örüntü halini almaktadır. Esneklik ve güvencesizlik, krizlerle tekrarlanıp örüntüleştiği, istihdamın yapışık, ayrılmaz bir karakteri olmuştur.

3) Her fiiliyat döneminin belirli yasal temsilleri doğurduğu, yasal temsillerin geliştiği oranda ise, bu dönemlerin bünyesinde yeni fiiliyatları barındırdığı görülmektedir. Böylelikle, fiiliyat ve yasallığın bir yandan iç içe geçerken diğer yandan birbirini izlediğini, ama hepsinde de tayin edici karakter olarak ise kuralsızlaşma ve bizzat koyulan yasalara aykırı davranmanın damgasını vurduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yani esneklik, bir yandan mevcut iş ilişkilerindeki dönüşümün adı olurken, bunun yasal karşılıklarına da ruhunu vermiştir ve bu süreç aynı zamanda yasa tanımama ve kuralsızlaşmayla kolkola ilerlemiştir.

4) Dönüşümü incelemeyi hedefleyen bütünsellik iddiasındaki her çözümleme, dikkatlerini aynı zamanda ideoloji, devlet, toplum, rejim gibi işgücü piyasasının etrafında ve içinde olan, onu saran ve dolayımlayan pek çok alana çevirmek durumundadır. Bu yazının konusu olmamakla birlikte, Türkiye’de son dönemde siyasal ve ideolojik düzlemde yaşanan gelişmeler, yeni bir rejim oluşumuna işaret etmekte ve bunun ana karakterini ise taşıyıcılığı bugün AKP’de cisimleşen liberal-muhafazakâr ittifak ve hegemonya (teo-liberalizm) vermektedir. Oluşan yeni rejime paralel olarak ve kuşkusuz sadece ondan kaynaklanmayarak, onun da bir parçasını oluşturduğu bir “yeni” emek rejiminden söz etmek de yerinde olacaktır. Bu emek rejiminin, rıza ve baskının yer yer bir ve aynı anda yaşandığı ve toplumda ve siyasal düzlemde görülen totaliterleşme eğilimlerini barındıran bir yapıya bürünmektedir. Özcesi, siyasal düzlemde oluşan yeni rejim, emek düzleminde, sendikal örgütlülük/kolektif temsil, toplu haklar, güvenceli çalışma, yaygın toplu sözleşmeler ile mutlak bir çatışma halindedir. Bu, tersinden düşünüldüğünde, oluşan yeni siyasal rejim ile emek rejiminin mutlak bir uyum içerisinde olduğu da söylenebilir.

Sözü burada bırakmak olmaz. Buraya kadar anlatılanlar bir yönüyle de şunu göstermektedir: Güvencesizleşmenin bu denli yaygınlaşması ve istihdamın adeta en temel bir özelliğine ve karakterine dönüşmesi, emekçiler arasındaki parçalanma ve çeşitlenme vurgularının yanı sıra, aynı zamanda bir türdeşleşmeyi (Özuğurlu, 2007; Savul, 2008) de beraberinde getirmektedir. Bu nokta, mücadelenin ortaklaştırılabilme potansiyeli bakımından önemlidir. Bir diğeri ise, yeni emek rejimine karşı mücadele ile oluşan siyasal rejime karşı çıkış arasındaki ilişkide düğümlenmekte ve belki de esas tartışılması ve düşünülmesi gereken noktayı oluşturmaktadır.

Kaynaklar:
Erdoğdu, S. (2010) “Küresel Krizin İstihdama Etkileri ve Kriz Karşıtı İşgücü Piyasası Önlemleri”, Memleket Siyaset Yönetim, Sayı: 12, Ankara
IMF; ILO (2010) The Challanges of Growth, Employment and Social Cohesion, http://www.osloconference2010.org/discussionpaper.pdf
Kutlu, D. (2011) “Türkiye’de Esnekleşmenin Yeni Yaygınlaşma Alanları”, ALMANAK 2010 Analizleri, Sosyal Araştırmalar Vakfı: İstanbul
Özuğurlu, M. (2007) “Çalışanlara Bireysel Sözleşme, Çalışamayanlara Sadaka”, Yarınlar, Sayı: 12, http://www.yarinlar.net/sayi-12-kasim-2007/metin-ozugurlu-ile-yoksulluk-uzerine-konustuk--calisanlara-bireysel-sozlesme-calisamayanlara-sadaka.html, Metin Özuğurlu ile Röportaj
Petrol-İş (1995) ’95-’96 Petrol-İş Yıllığı, Haz. İlyas Köstekli, Petrol-İş Yayınları: İstanbul
Petrol-İş (2000) ’97-’99 Petrol-İş Yıllığı, Haz. İlyas Köstekli, Petrol-İş Yayınları: İstanbul
Savul, G. (2008) Güvencesiz İstihdam, Örgütsel Dönüşüm ve Çalışma Üzerine Etkileri, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara
Sendikal Notlar (2000) “Emek Simsarlığına Yasal Olanak: Özel İstihdam Büroları”, Sendikal Notlar, Sayı: 1, İstanbul
TİSK (2009) Kriz Döneminde Endüstri İlişkileri, İşveren Özel Eki, Cilt: 47, Sayı: 4, TİSK Yayınları: Ankara

Dipnotlar:
i- Konuyla ilgili söz konusu dönemde gündeme gelen ve yaşama geçen farklı istihdam biçimlerini de içeren ayrıntılı bilgi için bkz. Petrol-İş, 1995: 634-638; Petrol-İş, 2000: 813-816, 845-849
ii- Konuyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Erdoğdu, 2010; Kutlu, 2011
iii- Burada alt-işverenlik kurumu, 1994-1998 arasındaki dönem için fiili bir biçimde gerçeklemiş görülmekle birlikte, zamanın 1475 sayılı İş Yasası’nda, üstelik 4857 sayılı İş Yasası’ndaki düzenlemeden de daha esnek ve muğlak olarak yer aldığını belirtmek gerekir.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99