Refah toplumunun bilinçaltına yolculuk

Cache Bilinçaltı gaddarlıkla, kanla, şiddetle dolu olan başkalarının acılarına doğuştan duyarsız bir toplumun akıl sağlığı tartışma konusudur.

Osman Altun

Michael Haneke sinemasının en tipik özelliği, yönetmenin kendi içerisine doğduğu gelişmiş batı ülkelerindeki refah toplumuna ve küçük burjuva orta sınıf ailelerine karşı dışarıdan geliştirdiği eleştirel bakıştır. “Caché” (Saklı) bu eleştirel bakışın somutlaştığı bir film. Bir çok okumaya müsait, klasik şablonlara uymayan, bazı gerçek üstü öğelerle, uzun sekanslarla dolu filmin üzerinden oldukça verimli tartışmalar yürütmek mümkün.

Bir zamanlar, Marx’a “sınıf mücadelesi” kuramını geliştirmekte ilham verecek kadar hareketli ve değişken olan batı toplumlarının bu durumu aşarak, özellikle orta sınıflar için bir durağan refah durumuna eriştiği uzun süredir gözlemlenebilen bir gerçek. Bu durum, çeşitli “zor aygıtları” vasıtasıyla başka halklar üzerinde kurulan hâkimiyet ve sömürü politikalarıyla var ediliyor ve devamlı kılınıyor. Haneke’nin temel eleştirisi bu çelişki üzerinde yükseliyor.

Filmin kahramanları, entelektüel bir çekirdek orta sınıf ailesinin üyeleri. Anne Laurent yayınevinde çalışıyor, Georges televizyonda kitap programı yapıyor. İyi dekore edilmiş bir eve, kitaplarla dolu bir salona sahipler. Entelektüel çevrelerden arkadaşlarıyla, akşam yemekleri düzenleyip Baudrillard’tan bahsediyorlar. Dışarıya karşı huzurlu bir tablo çizerken, aralarındaki “iletişimsizlik” sorunu olduğu hemen göze çarpıyor. Film, bu küçük burjuva çiftin, uzun uzun kendi görüntülerini izlerken kaygılandığı ve aralarındaki iletişimin nasıl çürümüş ve yozlaşmış olduğunu gösteren diyaloglarla başlıyor. Kapılarının önlerinde, içerilerinde kaydedilmiş görüntülerinin bulunduğu kasetler buluyorlar. İzleniyorlar, evden çıkışları, girişleri kaydedilip kendilerine yollanıyor. Anlam veremiyorlar, sırf rahatları, güvenlikleri adına, kendi çocukları için, endişeleniyorlar. Filmin tamamında, olaylar sanki gizli bir “el” tarafından kurgulanıyor. Kayıtlar ve mesajlar vasıtasıyla Georges çocukluğundaki bir hatıraya yönlendiriliyor. Film bu “gizli el”in ne olduğunu hiç bir zaman açıklamıyor. Bu yüzden, olayların gelişimi bilinçaltının gün yüzüne çıktığı bir “rüya” durumunu andırıyor.

Özetle, Georges 6 yaşındayken, büyüdüğü evde hizmetçi olarak çalışan Cezayir’li çift, FLN’nin (Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi) çağrısına uyarak Paris’te bir mitinge katılıyor ve geride çocukları “Majid”i bırakarak Fransız polisi tarafından öldürülüyor. Georges’un anne ve babası Majid’i evlat edinmek istiyor ama odasını ve ailesinin sevgisini paylaşmak istemeyen Georges, bencilce davranarak, Majid’e iftira ediyor ve evden kovulmasına sebep oluyor. Seneler sonra, Georges dört başı mamur bir küçük burjuva yaşamının içerisindeyken, yönetmen Michael Haneke, ona bu kötü anısını tekrar hatırlatıyor. Nasıl insan, bilinçaltında bulunan kötü çocukluk anılarına karşı genelde “körleşmeyi” tercih ederse, bir anda karşısına çıkan “Majid” de Georges’ta aynı tavrın uyanmasına sebep oluyor. Kayıtların suçlusu olarak Majid’i görüyor ve “kendisini rahat bırakması için” tehdit ediyor. Ve ancak rüyalarda yaşanabilecek bir olaya benzer bir şekilde Majid, Georges’un önünde boğazını kesiyor. Bu olayın ardından Georges gündüz vakti evinin perdelerini kapatıyor, ilaç alıyor ve “uykuya yatıyor”.

Georges’un bireysel tarihindeki bu kara leke, refah toplumunun tamamına genelleştirilebilir. Filmde göze çarpan bir diğer sahnede, Paris’te Laurent’lerin küçük burjuva evinde hayat hijyenik bir şekilde devam ederken, açık olan televizyondan Irak Savaşı’ndan bazı sahneler yansıyor. Bu tip savaşların, batı toplumları tarafından bir “gösteri” gibi, “sanal bir gerçeklik” gibi edilgen bir şekilde algılandığı biliniyor. Haneke, “refah toplumunun bir bedeli” olduğunu ve “şiddetle dolu bir bilinçaltı”ya sahip olduğunu gösteriyor. Refah toplumu, Cezayir’lilere ve daha birçok başka halka karşı yapılan haksızlığın üzerine kurulu. Psikanalitik kuramlar şiddeti genelde insanların bilinçdışı ve çocukluk anıları ile ilişkilendirir. Bu anılara karşı zamanla yerleşen “görmezden gelme” ise sadist karakter eğilimlerinin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Bilinçaltı gaddarlıkla, kanla, şiddetle dolu olan başkalarının acılarına doğuştan duyarsız bir toplumun akıl sağlığı tartışma konusudur. Birçok batı ülkesinde bir anda ortaya çıkan, otoritelerin açıklamakta zorlandığı, nedensiz gibi görünen şiddet olaylarının arkasındaki sebeplerde esas aranması gereken nokta budur. Norveç gibi refah toplumunun doruk noktası sayılan bir ülkede, eğitimli, normal, batılı bir erkeğin eline silah alarak 93 kişiyi birden katletmesinin sebebi ne olabilir? Böyle bir karakter yapısı neyin ürünüdür?

Filmin final sahnesi ise bir eğitim kurumunun kapısında, uzun uzun sergilenen öğrenci görüntülerinden ibaret. Anlatılan Georges’un hikayesiydi ama refah toplumu kendisini bu okullarda, bu “suç”larla ve bu bilinçaltıyla tekrar tekrar yeniden üretiyor, diyormuş gibi.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99