Memleketimden intihal manzaraları

medyakritikMedya kritik
Yarınlar’ın evvelki sayılarında da değindiğimiz üzere, akademide intihalin ve diğer “akademik yolsuzluk” çeşitlerinin yaygınlığı Türkiye’nin acı tablosundaki gerçeklerden yalnızca biri.(1) 2002’den bu yana onlarca kez kanıtlandığı üzere; AKP eksenli gerici, cemaatçi zihniyetin akademiyi zapturapt altına alma girişimlerinin “mahsulü” oldukça verimli çıktı. 2012 yılına da “hızlı” giriş yapan AKP-tipi akademide; yeni yılın ilk ayı içerisinde ortaya çıkarılan üç büyük intihal vakası sosyal medyada geniş yankı buldu. Dikkat edin burjuva basında demiyoruz, zira malumdur alayı AKP’yi yağlamakla meşgul. Mevzubahis üç vaka da AKP-Cemaat ikilisiyle pek içli dışlı. Hepsinin buluştuğu yer ise “Cemaat’in Sesi” Zaman Gazetesi.

copy paste5 yılda 270 makale yazan acar akademisyen
Ocak ayındaki intihal serüvenimizin siftahı; Ege Üniversitesi (EÜ) Fen Fakültesi Matematik Bölümü’nde öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yıldırım’ın 30lu yaşlarda olmasına rağmen 80 yaşındaki profesörlere taş çıkartacak çokluktaki, sayıyla 270 yazıyla iki yüz yetmiş, “bilimsel yayın” arşivi, Ekşisözlük’te “felixis” mahlaslı yazarın dikkatini çekmesiyle başlıyor. Durumdan şüphelenen “felixis” Yıldırım’ın makalelerinin birkaçını inceliyor ve bu makalelerin çeşitli uluslararası bilimsel yayınlardan intihal yöntemiyle yazıldığını belgelerle kanıtlıyor. Kanıtlamayı geçelim, 270 makaleyi 5 yılın hafta sayısına böldüğümüzde çıkan tablo Ahmet Yıldırım’ın her hafta en az bir özgün içerikli makale yayınlamış olması gerektiğini ortaya koyuyor! Ancak fotokopi makinasından hallice bir performansla alınabilinecek bu randıman sosyal medyada ifşa edildiğinde ise Ahmet Yıldırım iddialara cevap vermek, intihalci olmadığı konusunda kamuoyunu ikna etmeye çalışmak yerine ilk önce o güne kadar yayınladığı makalelerin listesini kişisel web sayfasından siliyor, sonra kişisel Facebook sayfasına “Bundan sonra başıma geleceklerden Ekşisözlük yazarları sorumludur” minvalinde hedef gösteren bir “veda mektubu” yazıyor ve intihar ediyor! İntihar dediysek, iki gün sonra turp misali ayağa kalkıyor fakat oklar çoktan Ekşisözlük’e doğrultulmuş oluyor. “Başarısız” intihar girişiminden sonra türlü gerici ve AKP yandaşı basın organına “Ekşisözlükçüler beni intihar ettirdi!” diye ağlamaya başlıyor. Devir teknoloji devri, Ahmet Yıldırım’ın ismini ünvanıyla beraber Google’a yazıp arattığımızda bir de ne görelim! Kendisi hakkında Zaman Gazetesi internet sitesinde 05.12.2010 tarihli “Doçent olabilmek için daha ne yapsın?” başlıklı bir haber yapılmış! Haberin video kısmında; yüzünden akan nurun gözlerimizi kamaştırdığı Yıldırım derdini Zaman muhabirlerine yanıyor: “Her hafta bir makale yazdım ama hala doçentliği yar etmediler bana!” Cemaat’in yayını Zaman da, bilimde Cemaat “fark”ını ortaya koyarak onaylıyor ve kafa sallıyor: “Adam akademik yayınlarıyla rekor kırmasına rağmen doçent olamıyor. Daha ne yapsın yahu?”(2)

mumtazer-turkoneden-ataturkculuk-yorumu-29122011023326012601735Çevir kitabı yanmasın Mümtazım
2012 intihal ifşaati maratonunda ipi göğüsleyemedi belki fakat burun farkıyla ikinci geldi. Kimden mi bahsediyoruz? Hepimiz onu ismindeki lüzumsuz apostroftan tanıyoruz. Latife ettik, neyse ki hafızamızı her daim diri tutmak gibi bir huyumuz var. Lüzumsuz apostrofu kenarda dursun; hepimiz onu “her devrin ‘derin’ adamı” olarak 80 öncesi ülkücü tosun kimliğiyle, 80 sonrası “1000 operasyon” döneminde Tansu Çiller-Mehmet Ağar ikilisine yaptığı danışmanlıkla, AKP hükümranlığında ise liberal-islamcı cephenin yılmaz neferi olmasıyla tanıdık ve belledik. Evet, geçtiğimiz ayın ifşa olan sıradaki intihalcisi Mümtaz’er Türköne. Yine Ekşisözlük’te, “tender branson” mahlaslı başka bir yazarın gündeme getirdiği ve belgelerle kanıtladığı üzere Türköne’nin “Politika” isimli, kapağında kendi apostroflu isminin yazdığı kitabın içeriği aslında hiç de özgün değil! Apostrof Mümtaz’ın çevirdiği “fırıldak” oldukça basit. Kitabın sunuşunda “Heywood’un ‘Politics’ kitabından genişçe yararlanılmıştır” diyor ve aklınca işin içinden sıyrılıyor! Kitap boyunca Heywood’dan aldığı sayısız pasajı en basit refaransı dahi vermeden bire bir çevirisini yaparak sanki kend. “Bazı kısımlar” diyor “tender branson” “(ki bu kısımlar genellikle Türköne’nin yazdığı kısımlar) alıntı falan değil, birebir çeviri”. Üzerine bir de fotoğraflarıyla kanıtlamasın mı dediklerini! Paylaştığı onlarca sayfa karşılaştırmasından anlıyoruz ki, bizim Apostrof’un ders kitabı olması iddiasıyla hazırlanmış, başına yüzü kızarmadan “Telif hakkı yazara aittir” yazdığı kitabının birçok kısmı hiçbir değişiklik olmaksızın yalnızca çeviriden oluşuyor. Sanıyoruz ki her devrin adamı olmak insanda “ne yapsam yerler” gibi bir özgüven mekanizması geliştiriyor. Aksi takdirde, herhangi bir lisans öğrencisinin dahi çakabileceği bir intihal bombardımanı ile doldurduğu tuğla kalınlığındaki kitabı “özgün içerikli” diye pazarlamaya pek cesaret edemez insan. Her devrin mümtazı geçenlerde hızını alamadan verdiği veciz demeçlerinden birinde “Darbecileri yağlı kazığa oturtalım” diye buyurmuştu. Madem hukukun çerçevesini kendi kafasında böyle çiziyor; o zaman umarız hırsızlar için “anlı şanlı Osmanlı” geleneğinde ne gibi cezalar verildiğini de biliyordur!

Otur Atilla, sıfıryayla
Eğer bugün memlekette Türkiye İntihalci Liberal Muhafazakar Partisi gibi bir siyasal örgütlenme olsaydı Atilla Yayla muhtemelen bir parti kurmayı olamazdı. İşte tam da bu yüzden “Atilla Yayla kimdi yahu?” diyen okura hak veriyoruz, zira Yayla pek de “medyatik” bir isim değil. Hakkını yemeyelim Atilla Yayla aslında çok çalıştı. Bir ara Mustafa Kemal’e “bu adam” diye hitap etmesiyle gündeme geldi, yine o ara sayısız tartışma programında “türban sancaktarlığı” yaptı, 2008 ekonomik krizinin nedenini “devletin piyasaya çok müdahale” etmesine bağlayarak iktisat alanına adeta bir bomba gibi düşmeyi istedi fakat ne yaptıysa ne ettiyse hiçbir zaman ne bilelim bir Türköne, bir Ilıcak olmak nasip olmadı Yayla’ya. Tesadüf bu ya, akademisyen kimliğiyle beraber aynı zamanda bir Zaman Gazetesi yazarı olan Atilla Yayla’nın “intihal girişimi” de yine bu gazetede vuku buldu. İntihali ifşa etmek ise “iktisadiyat.com” yazarı Can Madenci’ye nasip oldu. Olay Madenci’nin; Yayla’nın geçtiğimiz ay Zaman’daki köşesinde yazdığı “Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği” başlıklı yazısını okumasıyla başlıyor. Olayı kısaca Madenci’nin ağzından aktaralım: “...Yayla’nın yazısını okuyunca biraz şaşırdım. ...Yayla gibi sosyalizmden, Marksizmden ve Sovyet Rusya’dan hiç hazzetmeyen birinin Berdyaev ve Tolstoy gibi Rus yazarlardan bahsetmesi, hatta Berdyaev’den haberdar olması garibime gitmişti. Ancak asıl şaşkınlığı Berdyaev’in kim olduğunu öğrenmek için İngilizce Wikipedia’ya baktığımda yaşadım. Çünkü Berdyaev 1948 yılında ölmüştü! Oysa Atilla Yayla Berdyaev’in 1990’da kitap yazdığını söylüyordu. Ama garip bir şekilde, Yayla yazısında bu kitabın ismini vermiyordu. Böyle olunca işin aslını öğrenmek için internette biraz dolandım. Maalesef karşıma çıkanlar bir hayli canımı sıktı, çünkü Yayla’nın yazdıkları kendisine ait değildi ve başka bir yerden alınmıştı. Geçen sene bu zamanlarda burada yayınladığım bir yazıda, Yayla’nın The Economist dergisindeki bir yazıdan kaynak göstermeden parçalar alarak Zaman gazetesindeki bir yazısında kullandığını yazmıştım. Ama bu defa durum biraz daha ağırdı. Yayla’nın yazısının neredeyse ilk altı paragrafı Cato Journal adlı akademik bir dergide yayınlanan bir yazıdan âdeta cümle cümle tercüme edilerek yazılmıştı. Orijinal yazıdan Tolsyoy’la ilgili yerleri alırken Yayla tek bir paragraf dahi atlamamış, sadece bazı ufak tercüme değişiklikleri yapmıştı. Yazısının son paragrafının yarısı da aynı dergide yayınlanan bir başka makaleden “kısmen” tercüme edilerek yazılmıştı.”

zaman-reklam01Sonuç yerine: Zamane kriterleri
Vaziyet böyle olunca insan merak ediyor haliyle, Zaman gazetesinde yazar veya haber olabilme kriterleri nedir? Anladığımız odur ki; bu gazetede yazmak veya “halkla ilişkiler” çalışması yapmak isteyen “akademisyenler” için iki net kriter vardır. Öncelikle önü alınamaz bir AKP-Cemaat aşkıyla yanıp tutuşacaksınız, gerektiğinde Tayyip Erdoğan “leb” demeden “leblebi sayın Başbakanım yine çok haklısınız” diyeceksiniz. İkinci olarak ise akademik hayatınızda şöyle kallavisinden en az bir intihal yapmış olacaksınız! Bu koşulları sağlayamıyorsanız üzgünüz; Milli Eğitim Bakanı ve ÖSYM Başkanı’nın tescilli intihalci olduğu güzel yurdumuzdaki; biz diyelim “siyasal ilişkiler” siz anlayın “ahbap-çavuş” ilişkilerinden hiç çakmıyorsunuz demektir ve Zaman Gazetesi’nin ne hacı yağı kokulu mikrofonlarına üfleyebilir ne de bu basının yüz “ak”ı gazetede bir köşe sahibi olabilirsiniz.


Kaynaklar:
(1) Yarınlar sayı 11, “Prof. Dr. İzge Günal: Tek yöntem intihal değil”
(2) “Doçent olabilmek için daha ne yapsın?”, 5 Aralık 2010, Zaman Gazetesi
(3) iktisadiyat.com, “Atilla Yayla ve kes yapıştır”




Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99