Meğer bir canavar yaratmışsın Mehmet!

mehmet altanMedya kritik
Altan aklı sıra yaptığı kurnazlıkla, kendisinin ve familyasının AKP’nin “semirme” sürecinde, bir ellerinde yağ ötekisinde bal, kapılarda yatıp kalktıklarının unutulacağını sanmaktadır. Yine kendisinin demeçlerini okurken sanırsınız ki AKP bütün bu “dikta” rejimini hiç hesapta yokken bir anda kuruvermiştir. Üzgünüz ama, Altangiller’in Mehmet’i, şürekanızla beraber sanırız bir canavar yarattınız!

Bilindiği üzere; Star Gazetesi yazarı Mehmet Altan’ın, Fırat Haber Ajansına verdiği bir röportajda söylediklerinden ötürü gazeteyle arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmişti. Bu “gergin” durumda, gazete yönetiminin “maksadını aştığını” yazmasını istemesi üzerine “gönül koyan” Altan, Star’dan “ayrıldı”, diyelim siz olan biteni anlayın.

Alayı liberal “Altangiller familyası”nın veliahtlarından Mehmet, gözlerinde bir damla yaş ve elindeki taptaze “tasdikname”yle T24’e verdiği röportajda AKP’nin basın üzerinde kurduğu baskı ve şantaj düzenini eleştirdi. T24’ün “Medya ve hükümet ilişkisindeki kırmızı çizgiler ne? Biat kültürü nasıl somutlaşıyor? Tek sansür, oto-sansür mü? Baskı hangi yollardan yapılıyor? Komiser kim? Ana akım medyada sınırı aşanlara ne oluyor? Açıklanan gazete tirajlarında şike var mı? 28 Şubat gibi AKP de kendi medyasını mı yarattı? Star’dan ayrıldıktan sonra Köşk’ten arandı mı?” sorularını cevaplayan Altan ilginçtir ki; yıllar yılı AKP’ye arka çıkan, AKP’nin adım adım devletleşmesi sürecinde yaptığı her hamleye koşulsuz destek veren liberallerden biri kendisi değilmişçesine; olan bitene çok şaşırmış, adeta kötü bir sürprizle karşılaşmış “saf” bir vatandaş gibiydi. Röportaj boyunca; kırk yıllık can ciğer dostundan kazık yemenin acısını yaşadığı her halinden belli olan, hatta kimi zaman gözyaşlarına hakim olamayan Altan, sorulan soruları yanıtlamaya “Hükümete dostane eleştiri dahi kabul edilemez hale geldi” diye ağlayarak başladı.

Bir yandan elinde tuttuğu mendile sümkürürken “Birisi Türkiye medyası için düğmeye basıyor” diyen Altan medyanın vaziyetini “Yeni Türkiye propagandasıyla uyuşmayan her tablonun gündemdeki yeri düşüyor” diyerek kısaca ortaya koydu. Röportajın bir noktasında oldukça yoğun hislere gark olan Altan, ağlamaktan kan oturmuş gözlerini silerken bastı feryadı: “28 Şubat’ta bile işsiz kalmamıştım!”. Ardından hıçkırarak devam etti: “Zaman içinde Anayasa’da o söz verilen değişiklik neden gerçekleşmedi... Ve şimdi neden unutuldu? Verilen söz neden ortadan sessizce kayboldu? “. Bu noktada muhabirin sessiz ve istemsizce “Hani verdiğin sözler? Hani ellerin nerede?” diye mırıldanmaya başlamasına çok içerleyen Altan, bir an röportajı bırakıp gitmeyi düşündüyse de bu fikrinden vazgeçti ve feryat etmeye devam etti: “Gazetecilerin konuşabildikleri ve konuşamadıkları var. Biraz önce bahsettiğimiz, hükümetin bugüne kadarki olumlu adımlarına hiç yakışmayan, olmaması gereken ama gittikçe artan konuların altı çizilmiyor. Mesela, Deniz Feneri hakkında bir haber bulacak olursanız eğer, bu ancak savunma düzeyinde bir yazı olur, haber olmaz. Bu konu, Uludere ve şike gibi bir tabudur. Hükümet neye kızıyorsa, oraya oto-sansür giriyor. Meslek ilkeleri yerine ‘hükümet buna kızar, buna kızmaz’ anlayışı devreye giriyor...“

“Başlığa kadar her şeye karışılması, eleştirisel bakanların da nihayetinde işten atılması...” Tam kendini biraz toparlayacak gibi olmuştu ki, bu sefer bir histeri nöbeti baş gösterdi Altan’da: “Niye karışıyorsunuz? Özgürlük, fikir değil midir? Niye fikri istediğiniz gibi yayımlamak istiyorsunuz? Başlığını, içeriğini atıyorsun, “Bunu yaz, bunu yazma” diyorsun. Yazar olma vasfıyla çalıştırdığın insana ayar verirsen, o artık yazar sayılmaz. İç içe geçmiş kuklaya dönüşür.” Yandaki bakkaldan aceleyle yetiştirilen kolonya ile kendine getirilen Altan’ın, ikram edilen tuzlu ayranın kalıntılarını bıyıklarından silmesiyle röportaj nihayete erdi.

Açıktır ki, Mehmet Altan’ın ağlamaya hakkı yoktur ve yaptığı açıklamalar aslında malumu tekrardan ilan etmekten başka bir şey değildir. Başta da belirttiğimiz gibi, yılların “azgın liberal”i Mehmet Altan öyle eleştiriler yapmaktadır ki, Türkiye toplumunu açıkça ebleh ve balık hafızalı yerine koymaktadır. Altan aklı sıra yaptığı kurnazlıkla, kendisinin ve familyasının AKP’nin “semirme” sürecinde, bir ellerinde yağ ötekisinde bal, kapılarda yatıp kalktıklarının unutulacağını sanmaktadır. Yine kendisinin demeçlerini okurken sanırsınız ki AKP bütün bu “dikta” rejimini hiç hesapta yokken bir anda kuruvermiştir. Üzgünüz ama, Altangiller’in Mehmet’i, şürekanızla beraber sanırız bir canavar yarattınız!

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99