Kuvvet Lordoğlu: "Türkiye’de sendika kalmayabilir"

kuvvet-lordogluBir arkadaşımızın yaptığı hesaba göre de 3-5 sene sonra Türkiye’de sendika kalmayacak, çünkü üyeleri kalmadığı için aidat toplayamayacaklar, aidat toplayamayınca da etkinlikleri giderek azalacak.

Neo-liberalleşme sürecinin sosyal politika üzerindeki temel etkileri nelerdir? Refah devleti ve sosyal devlet uygulamalarının önümüzdeki süreçte yeniden gündeme gelmesi beklenebilir mi?

Neo-liberal politikaların sosyal politika üzerinde doğrudan olumsuz etkisi var. Sosyal politika ile neo-liberal politikalar birbiriyle çelişiyor, o yüzden yeni liberal politikaların sosyal politika konusunda görüşleri ve düşünceleri tamamıyla olumsuz. Sorunun ikinci kısmına gelirsek refah devleti ve sosyal devlet uygulamalarının önümüzdeki süreçte yeniden gündeme gelmesi tabi ki beklenir. Çünkü sosyal politika zayıfın, güçsüzün, mağdurun korunması anlamındaki politikaların bütünüdür. Burada sosyal politika günümüzde uygulama açısından ve sağlanan destekler açısından en alt sınıra indi. Bu açıdan inebileceği en alt sınırda bulunmakta. Yani bu sınırın daha altına inmesi, bunun da daha gerisine çekilebilmesi artık mümkün değil. Dolayısıyla artık bundan sonraki süreçte sosyal politikanın önemi daha fazla artacak, sosyal politika uygulamalarının önemi daha fazla artacak. Hem buna duyulan ihtiyaçtan kaynaklanan bir tarzda,belki de biraz diyalektik bir tarzda , bu umudu taşıyorum. Hala liberal politikaları uygulanması yada uygulanabilirliği konusunda pek çok yerde yeni tartışmalar oluyor. Ancak bunların uzun dönemde sosyal devletin yeni uygulamaları haline dönüşeceğine inanıyorum. Bu bir ölçüde geri dönüş anlamına gelebilir ancak bir geri dönüş olarak değil tam tersine yeni bir kavrayış olarak ele almak gerekiyor. Dolayısıyla sözünü etmek istediğiniz şey sosyal politikanın gerileyişi bağlamında ise böyle bir gerilemenin kısmi ve tedrici olduğunu ve bunun bir süre sonra geriye çevrileceğini düşünüyorum. Burda geriye çevrilirken yalnız tabi şuna dikkat etmek gerekir: “Bunu kim geriye çevirecek?”. Bu kendiliğinden, müdahil olmadan gerçekleşen bir mekanizma değil. Bu müdahaleyi de artık o sınır noktasına gelmiş, yaşamın sınır noktasına gelmiş insanlar gerçekleştirecekler diye düşünüyorum. Belki de yeni direniş odaklarının ortaya çıkışı dünyanın her tarafındaki isyan hareketlerini bu anlamda değerlendirebiliriz.

Yani herhangi bir sendikal örgütlenme aracılığıyla değil de daha farklı bir hareket ile olacak diye mi düşünüyorsunuz?

Evet tam bu duruma işaret etmek istedim. Mesela hep söylenen sendikal örgütler veya sendikal örgütlenme temelinde şeyler artık yerini farklı örgütlenme biçimlerine bırakıyor. İnsanlar mesela sendikada değil de kendilerini dernekte daha özgür hissediyorlar ve bir dernek kurarak, o dernek içinde haklarını arayıp bulmaya çalışıyorlar. Bunun, yani sendikal örgütlenme yerine derneklerde örgütlenmenin geçici bir süre için doğru bir yol olduğunu düşünüyorum. Örneğin çağrı merkezi çalışanları diye bir dernek var, deri çalışanları diye bir dernek var. Özellikle fason üretimin arttığı bu dönemde bu tür yeni örgütlenme tipleri ortaya çıkıyor. Bunları dikkate almak lazım. Bu yeni örgütlenme arayışları nedeni ne olursa olsun genç insanların örgütlenme ihtiyacının aldığı farklı biçimlerden kaynaklanmaktadır.

Sendikaların krizinden uzunca bir zamandır söz ediliyor zaten. Siz de bu tıkanıklıktan ve yeni örgütlenme biçimlerinin artık gündeme geldiğinden bahsettiniz. Ama emekçilerin hak mücadelesinden bahsediyorsak, dernekler veya bu tarz başka örgütlenmeler sendikanın işlevini ortadan kaldıracak mı? Ve diğer taraftan da bu dernekler, sendikaların eskiden beri yürütmüş olduğu mücadeleyi yürütebilecek ve geçmişte elde edilmiş tarzda hak kazanımlarını elde edebilecek nitelikte mi sizce?

Sorunun ilk kısmından başlarsak, dernekler tarzı bu tip yeni örgütlenmeler sendikaların yerine geçebilecek bir örgütlenme değiller. Sendikal örgütlenme daha geniş bir örgütlenme. Ancak sendikaların bugün gösterdiği daralma ve küçülme, hem üye sayısı hem etkinlik açısından, bizi farklı örgütlenme arayışlarında olan bir sürü insanla karşılaştırıyor. Bu kişilerin başka yerlerde örgütlenme nedeni önemli ölçüde sendikaların yetersiz kalışından kaynaklı. Açıkça söylemek gerekirse sendikal örgütlenmelerin en temel sorunu demokratik mekanizmaları işletememiş olmaları. Demokratik mekanizmaları işletmediğiniz zaman, o örgütlenme içine insanlar sadece sendikalı olmak amacı ile girmezler. Böyle olduğu zaman sendikalar üye sayısı açısından küçülmüş oluyorlar. Bir arkadaşımızın yaptığı hesaba göre de 3-5 sene sonra Türkiye’de sendika kalmayacak, çünkü üyeleri kalmadığı için aidat toplayamayacaklar, aidat toplayamayınca da etkinlikleri giderek azalacak. Bir dernek elbette fonksiyonları itibariyle sendikanın yerine geçmez ama böyle bir ara dönemde belki, tırnak içinde söylüyorum bir fonksiyon icra ederler örgütlenme açısından. Bu kadarı bile önemli bence. Pek çok alanda, bu tarz küçük örgütlenmeleri görüyoruz ve bunlar çok yeni şeyler. Batı’da olan, bizde de yavaş yavaş gelişen şeyler. Bence, bu küçük örgütlenmeler yani güvencesizlerin örgütlenmesi çok önemli.

Peki bu tarz örgütlenmeler sendikal anlamda hak mücadelesine evrilebilecek şeyler mi sizce? Sendikaların sahip olduğu tarzda, grev, toplu sözleşme gibi hakları olmadığı için etkililikleri ne düzeyde olabilir? Bunların etkililiği kısmen bir etki grubu oluşturmanın ötesine geçebilir mi?

Bu noktada kafamızdaki kalıpları aşıp, hak arama yollarını çeşitlendirmemiz gerekiyor. Bence bu noktada s bir yere takılıp kalmamalıyız. Sendika ve grev, geniş örgütlülük, kitle mücadelesi ve hak mücadelesini sadece grev ve lokavt ile sınırlamak hatalı olur. Bazen küçük mücadelelerin toplumda çok daha fazla etki yarattığını görüyoruz. Bir TEKEL direnişinin mesela toplumda yarattığı etki çok açık ortada. Burada elde edilen kazanımları sadece bir hak mücadelesi perspektifinden değil daha geniş olarak ele almak gerekir. Orada çok farklı gruplar destek oldular, farklı bir mücadele gerçekleşti. Sendikalar yoktu, Türk-İş yoktu mesela arkasında. Aşağıdan gelen, inanmış ve bu konuda örgütlenme becerisini gösteren insanların yaptığı örgütlenme için mutlaka sendika olmak gerekmiyor. Sendika tabiki önemli ama sendika olmadığı zaman da yürüyebilecek mücadeleler ve hak arama yolları var. Bunları aramak gerekiyor. İşçi sınıfının çıkarına hangisi uygunsa ben geçici bir süre o yoldan gitmek gerekir. Orada yapacağım şey beni bir adım öteye taşıyacaksa oradan gitmeliyim. Ama şu anda geriye gidiyorum. Böyle biraz pragmatik davranmak zorundayız çünkü şu an herşey üstümüze geliyor. İşçi sınıfı artık o kadar kenara çekildi ki artık çekilebileceği kenarı kalmadı.

Türkiye özelinde düşünecek olursak, merkezi sosyal devlet uygulamalarından ziyade, dini eksenli yardım kuruluşları ve STK’lar ile belediyelerin “sosyal yardım” konusunda öne çıktığını görüyoruz. Bunda üçüncü dönemine girdiğimiz AKP iktidarının tecihlerinin mi, yoksa AKP iktidarından bağımsız bir neo-liberaleşme sürecinin mi etkili olduğunu düşünüyorsunuz?

Bence her ikisi de var. Hem AKP iktidarı var hem AKP’nin liberal anlayışı, sendikalara ve diğer örgütlere uzak bakışı, bir cemaat kültürünün dayatması bunların hepsi var. Bu tür yardım mekanizmalarını kurarken bence siyaset ile ilgili temel adlığı kriter şu, o kitleleri yardıma muhtaç hale getirmek birinci amaç, yardıma muhtaç hale getirdikten sonra da benden yardım alsın demek. Bu aradaki ilişkiler ve siyasi oy mekanizması ile de kendisinin iktidarını sürdürebilmek amacı var. Burada şöyle bir oyun var bence: yardım vererek bağımlılığı arttırmak. Siz yardım aldığınız sürece yardım gelen tarafa ister istemez bir eğilim ve minnet taşıyorsunuz. Buradaki mekanizma böyle çalışıyor galiba. Bu yapılan yardımların aslında karşılıkları var: bu yardımları, böyle bir siyasi oy mekanizmasına dönüştürebilmek. Ve sadece AKP değil, AKP’nin dışında da yardım yapan bir sürü sivil toplum örgütü var. Ben bu konuda görüşmeler yaptım, özellikle Güneydoğu’da. Onlar da aynı şeyi söylüyorlar “bizim buradaki insanları, özellikle çok düşük gelirli olan insanları, belli bir şeye bağlamak için AKP iktidarı bu yardımları yapıyor” diyorlar. Yani büyük ölçüde bağımlılık ilişkisini güçlendirici bir mekanizma sosyal yardım. Orada sosyal yardım yapılmasın denmiyor tabiki ama bir yandan özelleştirmeleri sürdür, adamlara iş verme, bir yandan da yardıma muhtaç hale getir öyle bir durum var. Yardım alan insanın da çok kolayca bağımlılığı gelişiyor.

Belediyeler, vakıflar ya da cemaatler aracılığıyla yürütülen yardım kampanyalarının politik sonuçlar doğurduğu belli bir gerçekliği ifade ediyor. Hatta AKP iktidarınıın bulduğu taban desteğini bu gerçeklikle açıklamak da oldukça yaygın bir eğilim. Sizce bu tür kampanyalarının sonuç doğurması kaçınılmaz bir eğilim mi? Tunceli örneğinde bu yardım kampanyalarının sonuç doğurmadığını gördük. Sizce bunun nedeni nedir? Buna bir istisna olarak mı bakmalıyız; yoksa belli bir politik bilinç düzeyi olmasıyla mı ilgili?

Bu tür yardımların bir siyasi oy mekanizmasına dönüşmesi ve buradan bir menfaat beklemek hem iktidarın hem belediyenin, yardımı yapan kuruluşun beklentisi içinde. Ama bu yardım mekanizması sizin en son söylediğiniz unsurları da içerecek tarzda yani biz yardım yapalım belediye olarak siyasi bağımlılık ilişkisini güçlendirsin mekanizması siyasi bilincin olduğu yerlerde çok fazla etkisini göstermeyecektir. Bu tabloya baktığımız zaman böyle bir şey çıkıyor ortaya. Yani siyasi bilincin bir parça evrildiği noktalarda sosyal yardım mekanizması çok fazla işe yaramıyor. Ama genel bir algı var tabi, karşılıksız bir şey verildiği zaman birbirini çiğneyerek o şeyi elde etmeye çalışıyorlar. Bu da toplumdaki duyarlılık oranı ile ilgili. Ancak toplumda bu yardımlar konusunda algılama mekanizması biraz gelişirse, insanlar o yardımın hangi amaçla yapıldığı hususunda bir fikre sahip olabilirler. Böyle bir muhalefet, ciddi bir karşı duruş olmadığı için sonuç teslimiyet haline dönüşüyor. Yani size verileni siz de kabul ediyor ama neden sorusunu sormuyorsunuz. “Neden?” sorusunu sorduğunuz zaman, o zor bir sorudur; onun cevabını vermekle uğraşmak demektir. Ama cevabını vermeden karşılıksız bir şey almak kolaydır. Türkçe’ye bile girmiş “üzümünü ye, bağını sorma”. Niye? Çünkü sorduğun zaman altından bir şey çıkabilir ama sormadığın, sorgulamadığın sürece o senin cebindedir. Bu nedenle sorma sorgulama anlamına gelen bu söz dilimizde kullanılmakta.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99