Kenan Evren’in yargılanması ya da “our boys have been doing”

12 evren erdal-erenMarksistler, dün nasıl 12 Eylül’ü ve darbenin lideri Kenan Evren’i oynadıkları tarihsel rolü temel alarak değerlendirip o değerlendirmenin ışığında politika geliştirdilerse, bugün de aynı şekilde Kenan Evren’in yargılanmasının tarihsel rolü üzerinde durmak zorundadırlar. Aksi takdirde yapılan “devrimci iyimserlik” değil “liberal aymazlık” olacaktır!

Orhun Demir


Kenan Evren kimdir, neyi temsil eder? Marmaris’te yaşayan, tarihin tanıklık ettiği bu en kötü “ressam”; tarihin ve siyasetin üzerinde yer alan, herşeyden ve herkesten bağımsız olarak yaşayan bir “kötü adam” mıdır? Alık bir liberal değilsek, bu sorulara yanıt vermeden Kenan Evren’in yargılanmasının tarihsel bir an olup olmadığına karar veremeyiz. Siyasi meseleleri yine siyasi olan bir akılla değerlendireceksek eğer, baştan söyleyelim, Kenan Evren’i Yeşilçam’dan fırlayan bir “Erol Taş” olarak görme gafletinde bulunanlar bu yazıyı hiç okumasınlar! Bizim sözümüz Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya gibi 12 Eylül’ün faşist darbecilerini Yeşilçam’ın kötü adamlarından ayırdetme yetisine sahip olanlaradır.

İnsanlığın toplumsal tarihine Marksist bir perspektiften bakıyorsak –ki bu doğru bir siyasi analiz yapabilmek için bir lüks değil bir zorunluluktur- bireyin konumunun, tarihin ve toplumun dışında sadece kendi yalıtılmışlığı içinde anlamlandırılamayacağını da biliriz. Hele hele tarihteki yeri, bir toplumun yaşadığı önemli kırılmalara denk düşen, o kırılmalarda aktif rol oynamış bireyler için bu gerçek daha da yakıcıdır; zira bu bireyler tarihte oynadıkları rolün niteliğine göre “tanrısallaştırılma” ya da “şeytanlaştırılma” gibi ultra idealist süreçlere tabi olabilirler ki, bu süreçler gerçek toplumsal çelişkilerin ve çatışmaların gölgelenmesinden başka bir şeye hizmet etmez. Bugün Kenan Evren’in oynadığı karşı-devrimci tarihsel rolden koparılması ve dini bir figürmüşçesine lanetlenmesi, bu düzenin sahiplerinin ve neo-liberal ideologların yapabileceği bir şey olabilir - Kenan Evren’i bugün lanetleyen neo-liberal ideologlar ve düzen sahipleri, 12 Eylül sürecinde bırakınız bir direniş örgütlemeyi ya da var olan bir direnişe katılmayı Kenan Evren’in ve faşist rejimin en başta gelen savunucuları arasındaydılar. Bir başka deyişle Nazlı Ilıcak gibi “gazeteci”ler bu sürecin istisnası değil, kuralıydılar- ama devrimcilik bu kadar idealizmi asla kaldırmaz! Marksistler, dün nasıl 12 Eylül’ü ve darbenin lideri Kenan Evren’i oynadıkları tarihsel rolü temel alarak değerlendirip o değerlendirmenin ışığında politika geliştirdilerse, bugün de aynı şekilde Kenan Evren’in yargılanmasının tarihsel rolü üzerinde durmak zorundadırlar. Aksi takdirde yapılan “devrimci iyimserlik” değil “liberal aymazlık” olacaktır!

Evren’i yargılayan kimlerdir?
Peki bugün Kenan Evren’i nesneleştiren tarihsel durum nasıl tanımlanabilir ve bu yargılanma siyasi açıdan ne anlama gelmektedir? Bu soruya yanıt verebilmek için ise başka bir soruyu sormak elzemdir: Kenan Evren’i yargılayanlar kimlerdir? Eğilip bükülebilir, utanıp sıkılabiliriz; zira Evren’i yargılayanlar maaselef bizler değiliz! Türkiye sosyalist hareketi 12 Eylül faşist rejimine karşı mücadele etmiş ve sayısız bedeller ödemiş olmasına karşın, Kenan Evren’i halkın mahkemelerinde yargılamayı başaramamıştır. Aynı şekilde, Kenan Evren’in yargılanabiliyor oluşu AKP hükümeti üzerinde yaratılmış siyasi bir basıncın sonucu olarak da gerçekleşmemiştir. Burada bir parantez açmak gerekirse; kuşkusuz AKP’nin “derin devlet”le mücadele ettiğini savlayan ve temel siyasi çelişkileri “askeri” olanla “sivil” olan arasında arayan sol-liberaller bunun tam tersini düşünecekler ve Evren’e yargı yolunun açılmasında 12 Eylül 2010 Referandumu’ndaki “yetmez ama evet”çiliklerinin payı olduğunu ileri süreceklerdir. Sol-liberallerin Referandum sürecinde pay sahibi olduğu doğrudur! Fakat onların payına düşen, “AKP’yi istemediği şeyleri yapmaya zorlamak” olmamıştır. Tam aksine sol-liberaller AKP öncülüğünde devam eden neo-liberal karşı-devrim sürecinin devamında pay sahibi olmuşlardır ve anlaşılan o ki, onlar bununla hala gurur duymaktadırlar!

“Kenan Evreni yargılayanlar kimlerdir?” sorusunu yanıtlamaya dönersek, yukarıda da belirttiğimiz gibi yargılayanlar bizler değiliz, bu bir. İkincisi ise, bu yargılama, sosyalistlerin ya da ilerici güçlerin öncülüğünde yürütülen bir siyasi mücadelenin iktidar üzerinde yarattığı basıncın püskürtülememesi sonucunda da ortaya çıkmamıştır. O zaman bu yargılama sürecinde belirleyeci olanın AKP-Cemaat iktidarı ve bu iktidarın öncülüğünde gerçekleştirilmeye çalışılan neo-liberal karşı-devrim süreci olduğunu belirtmek gerekecektir. Eğer bu karşı-devrimin son noktası bir anayasa olacaksa, ki öyle görünmektedir, yeni anayasaya giden yol eskisinin sembolünü ortadan kaldırmaktan geçmektedir. Böylece hem karşı-devrim sürecinde herhangi bir işlevi kalmamış darbecilerin yargılanması suretiyle apolitik bir demokrasi progandası meşrulaşmış olacak; hem de neo-liberal bir dikta dejimi inşasında tam yol devam edilecektir. Bir başka deyişle, bu yargılama AKP’nin tarihsel misyonunu yerine getirirken hiç de gocunmadan yapacağı bir yargılama olacaktır.

Kenan Evren’in yargılanması AKP’nin gocunmadan yapacağı bir iş olmakla birlikte; bu, Evren ile neo-liberal karşı-devrimin ana yönelimleri arasındaki ilk ayrışma noktası olarak da nitelenemez. 1983 Genel Seçimleri bu duruma iyi bir örnek teşkil etmektedir. Evren, Marmaris’te inzivaya çekilmeden çok önce, Paşa’nın “Asmayalım da besleyelim mi?” diye iktidar koltuğunda kasıla kasıla oturduğu zamanlarda, darbenin lideri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk ve tek devlet başkanıyken, yani iktidarın bir çok olanağı elindeyken bile Turgut Özal liderliğindeki ANAP’ta cisimleşmeye başlayan neo-liberal karşı-devrim sürecinin ihtiyaç duymadığı bir siyasi pozisyona gerilemişti. Evren seçimlerde tüm gücüyle kendi kurdurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) için açıktan oy istemiş, devletin olanakları MDP için kullanmaktan çekinmemiş ancak yine de ANAP’ın tek başına iktidar olmasına engel olamamıştı. Üstelik bu darbeci paşanın “demokrasi sevdalısı bir diktatör” olduğunu düşünmüyorsak; Evren’in parlamenter rejime dönülmesine ses çıkarmamasını ya da seçimlerin yenilenmesine dair fiili bir müdahalede bulunmamasını da açıklamak zorundayız. Evren müdahale etmedi; zira onun karşı-devrim sürecindeki esas rolü tamamlanmıştı. Yani bazı liberallerin sandığının aksine; 12 Eylül Evren’in demokrasi düşmanlığının eseri değildir. 12 Eylül, Evren ve onun demokrasi düşmanlığının üçü de neo-liberal karşı-devrimin eseriydi. 12 Eylül faşist darbesi 24 Ocak kararlarının yürürlüğe konulabilmesi için, yani emekçi kazanımlarının önüne geçebilmek için, parlamenter sistemin dışına çıkılmasının bir gereği olarak devreye girdiyse; Özal’ın Evren’e karsi seçim kazanması da neo-liberalizmin normalleşmesinin bir aracı olarak karşı-devrim sürecindeki yerini almıştır. Bu durumda tamamen sistem içi bir çelişme olarak ortaya çıkan, daha da doğrusu karşı-devrim sürecinde “Özalizmin” “Evrenizme” tercih edilmesi olarak ortaya çıkan 1983 seçimleri ve ardından gelen süreçte ANAP’ın iktidara gelmesi; tamamen liberal olan, sınıf ve siyaset dışı bir demokrasinin zaferi olarak algılanabilir ki, bu algının sosyalist bir algı olmadığı açıktır.

Karşı-devrimin meşrulaşması ve Evren

Peki Evren’in ve Şahinkaya’nın yargılanmalarının AKP ve yeni rejim açısından diğer getirileri neler olacaktır? Birincisi, yukarıda belirttiğimiz meşrulaşma sürecinin kendisidir. Üstelik bu meşrulaşma sadece ideolojik bir meşrulaşma da değildir. Tabiri caizse bugün, AKP’nin ideolojik ve siyasi hegemeonyası altında bulunan kesimler dışında, Kenan Evren ile kesilecek hesabı olmayan yok gibidir. Sosyalistler 12 Eylül’ün dikta rejiminden siyasi ve ideolojik olarak en çok etkilenen kesimdir; diğer yandan Diyarbakır Cezaevi zindanları bir çok Kürt devrimcisine ve yurtseverine mezar olmuştur. Ayrıca sosyal demokrat/Atatürkçü kesim de 12 Eylül’ü anti-Kemalist bir darbe olarak nitelemektedirler. Siyasi yelpazenin diğer tarafına bakılacak olursa, orada da Evren’den haz etmeyenlerin sayısı az değildir. Ülkücü faşistler, fikirleri iktidarda da olsa, 12 Eylül darbesinin mağdurları olduklarını buldukları her fırsatta dile getirmektedirler. Ayrıca Demirel’i iktidarından eden de, Özal ile arasında sürtüşme bulunan da yine Evren’dir. Bu kadar “az sevilen” bir adamın yargılanması, kararlı bir siyasi hatta sahip olmayan herkes için “hayırlı” bir olay olarak algılanabilir. Özetle, bu yargılama sadece ideolojik değil, siyasi bir meşrulaştırma aracı olarak da işlevseldir.

AKP-Cemaat koalisyonunun Kenan Evren hamlesinin kendileri açısından bir diğer artısı ise liberallerle olan ittifakın yeniden kuvvetlendirilmesi için bu hamlenin son derece işlevsel olmasıdır. AB sürecinden uzaklaşılmasıyla birlikte AKP’yi “statüko”ya karşı hararetle savunmaktan vazgeçen, uzun tutukluluk sürelerinden haklı olarak şikayet eden, hükümetin yargıya müdahale ettiğini düşünen, öğrenci eylemlerindeki polisin sert tutumlarından rahatsız olan bazı liberallerin (hemen belirtelim, Taraf yazarları ve benzerleri gibi “misyon” sahibi olan liberallerin dışındaki liberallerden bahsediyoruz) “AKP otoriterleşiyor mu?” endişesi Kenan Evren hamlesi ile kısmen de olsa giderilebilir. Hiç kuşku yok ki, burada liberallerin desteğinin önemi, siyasi olmaktan ziyade ideolojiktir.

Peki Kenan Evren’in yargılanmasından hiç mi “hayırlı” bir şey çıkmayacaktır? Referansımız siyaset ise yanıtımız “hayır” olmalıdır. Halklara karşı suç işlemiş birinin adi bir suçluymuşcasına sadece onun bireysel varlığını cezalandıracak bir yargılama sürecine tabi tutulması, Kenan Evren’i yaratan neo-liberal karşı devrim sürecini daha da kuvvetlendirmektedir. Kenan Evren bu süreçten rahatsız olabilir; ama bizim siyasi perpektifimiz “Evren’e rahatsızlık verme”nin çok ötesinde olmalıdır. 12 Eylül 1980 günü “our boys have done” yani “bizim çocuklar yaptı” diyenlerin, Evren’in yargılanacağı gün “our boys have been doing” yani “hala yapıyorlar” diyeceğinden kesinlikle emin olabiliriz!


Eski-Hava-Kuvvetleri-Komutan tahsin-ahinkaya

Karşı-devrimler de kendi çocuklarını yer!
Ne zaman bir devrimin yıl dönümü gelse, devrimin “kötü” anıları bir bir işlenmeye başlar burjuva medyada. Fransız Devrimi’nin yıl dönümüyse, giyotine giden “mazlumlar” hatırlanır; Ekim Devrimi’nin yıl dönümü mü geldi? Bu sefer menüde Çar’ın masum ailesinin nasıl zalimce katledildiği yer alır. Çin Devrimi’yse söz konusu olan, Tibetli rahipler akıllara gelir. Devrim düşmanı medya yalnızca bunlarla da yetinmez; aynı zamanda “devrimin kendi çocuklarını da yediği”nin altını çizer, sanki o çocuklar gerçekten umrundaymış gibi...
Biz ise bunun tam tersinden bahsedeceğiz, zira bugün kendi çocuklarını da yiyecek kadar radikal ve hızlı bir devrimci süreç yaşanmıyor. Bugün yaşadıklarımızın en anlamlı özeti Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya özelinde “karşı-devrim”in kendi çocuklarını yemesidir. Aslında bu gerçeklik de siyasetin yakıcılığına yabancı değil Türkiye’de. Nasıl 12 Eylül faşist askeri darbesinde devletin kadim savunucuları ülkücüler de yargılanmış, işkence görmüş ve hatta bazıları idam edilmişlerse, bugün de misyonu çoktan bitmiş olan “karşı-devrim” unsurları öyle tasfiye edilmektedirler. Ergenekon davası sürecinde misyonlarının tamamlandığı düşünülen Veli Küçük, İbrahim Şahin ve Hanefi Avcı gibi isimler nasıl devletin kendisini aklama aracı olarak, “çürük elma” ilan edilip içeri tıkıldılarsa; bugün için hiçbir misyonu olmayan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya gibi faşistler için de aynı sebepten ötürü yargı yolu açılmaktadır. Kanmaya doğuştan meyilli liberallerimiz hariç, kimse kendisini kandırmasın! İronik olacak ama, 12 Eylül darbecilerine yargı yolu açılması “demokrasi”nin değil, “neo-liberal karşı-devrim”in zaferidir!


evren-tayyipAKP Evren’i yargılayabilir, çünkü...
Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya gibi darbecilerin yargılanıp yargılanmaması sorunu herşeyden önce politik bir sorundur. 12 Eylül darbecilerine açılan dava da, önümüzdeki nisan ayı içinde Evren ve Şahinkaya’nın mahkemeye çıkmaları da, tıpkı bu uygulamaları mümkün kılan 2010 Referandumu’nun kendisi gibi politik dengelerin ürünüdür ve bu dengeler AKP-Cemaat koalisyonu tarafından kendi iktidarını derinleştirme sürecinin bir parçası olarak ustaca kullanılmaktadır. Bu gerçeğin hakkını teslim ettikten sonra da iki önemli noktaya dikkat çekmek gerekecektir. Bunlardan birincisi meseleye “politik” yaklaşmaktan ziyade “hukuki” bir perspektiften bakarak “AKP darbecileri yargıla(ya)maz, bu hukuki açıdan mümkün değil” diyen apolitik perspektifin eleştirisini yapmaktır. 2010 Referandum sonucundan sonra, islamcı-liberal ittifakın “darbeciler yargılanacak” propagandasına bugün “hukuki” gerekçelerle karşı çıkmak ya da “yargılasalar bile ceza vermezler” demek, hem yanlış hem de siyasi açıdan işlevsiz olacaktır. Nitekim bugün için savcıların Evren ve Şahinkaya aleyhine dava açmaları bile tek başına “hukuki” ve “apolitik-idealist” eleştirilerin sınırlılıklarını gözler önüne sermektedir. Ayrıca liberal aymazların “hani yargılanamazlardı” saldırısını göğüsleyebilmenin yegane yolu, meselenin politik yönüne bakmak ve AKP’nin “darbecileri yargılayabileceği” gerçeğinden hareket etmektir. Bunu bir adım daha öteye taşıyarak, Evren’in ve Şahinkaya’nın ceza almasının da olasılıklar dahilinde olduğunu şimdiden kabul etmek ve mücadeleye devam etmek için 12 Eylül darbesinin hemen ardından Türkeş’in sözlerini hatırlamak yeterlidir: “Biz içerdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda”.
Uzun lafın kısası, Kenan Evren’in yargılanması Tayyip Erdoğan’a bir şey kaybettirmeyecektir; ancak bu yargılamadan Tayyip Erdoğan’ın, Gülen Cemaati’nin ve bir bütün olarak varlığını 12 Eylül faşist darbesine borçlu olan yeni rejimin “kendini aklamak” gibi önemli bir kazanımı olacaktır.


Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99