“Yeni medya”dan soldan yana ne çıkar?

Dosya/Yeni Medya

22aguRTE“İnternet gibi kitlesel ve görece özgür bir ortama sahip olan bir aracı kullanmamak, bir nevi toplumsal muhalefetin elinde bulunan en etkili silahlardan birini AKP’ye teslim etmek anlamına gelir.”

Alper İzkara

İnternet üzerindeki sosyal paylaşım ağlarının büyük bir iletişim potansiyeli barındırdıkları su götürmez bir gerçek. Özellikle son birkaç yılda takip etmesi güç bir hızla büyüyen bu ağlar; gündem yaratma, kamuoyu oluşturma ve yönlendirme, propaganda vb. birçok kitle iletişimi konusunda rüştünü defalarca, öyle veya böyle, ispatladı. Sosyal ağların bu önlenemez yükselişi elbette toplumsal muhalefet ve sol içinde de yankı buldu ve bu “yeni medya”ya karşı çeşitli tutumlar alındı. İşte bu yazının amacı; internet medyasına karşı alınan bu tutumları kısaca değerlendirmek ve günümüz Türkiye’sinde internetin soldan yana nasıl potansiyeller taşıdığını kısaca tartışmaktır.

Tartışmanın bir tarafında devrimcilerin internete ve internet ortamındaki mevzubahis oluşumlara karşı mesafeli durması gerektiğini savunan bir anlayış vardır. Sözgelimi internetteki sosyal ağların kolluk kuvvetleri ve istihbarat teşkilatlarınca takip edildiği ve rapor edildiği, ki kuşkusuz bu argümanda yüksek bir gerçeklik payı vardır, bunun dışında ise bu sosyal ağlarda üretilen yozlaşmış kültür ile devrimcilerin işi olamayacağı gibi savlar bu tutumun öne çıkan argümanlarındandır.  Hayat pratiğinin bu konuda oldukça baskın gelmesi ile ağırlığı gitgide azalmış olan bu argüman oldukça zayıflasa da varlığını koruyor. Tartışmanın diğer tarafında ise sosyal ağlar üzerinden gelişen tepkisel hareketleri toplumsal bağlamlarından koparmak için çırpınan “Twitter devrimi” liberallerini görüyoruz. Özellikle “Arap Baharı” adı verilen süreçte kartların emperyalizm lehine açılmaya başladığı noktadan itibaren, uluslararası medya kartellerinin sıkça ve itinayla dillendirdiği bu kavramsallaştırma, kitlelerin ne için ayaklandığı sorusunun üstünden atlamakla birlikte verilen mücadeleyi sınıfsal ve toplumsal çelişkiler ekseninden kopararak sanki internetteki bir sohbet kanalında tanışan gençlerin “hınzırlığı” gibi yansıtmaya çalışmaktadır. Yani “araç”ı “amaç”laştırarak çarpıtmaktadır ve açıkça söylemek gerekir ki, bu tutum bir öncekinden her anlamda daha yanlış ve tehlikelidir.

Aslında tartışmanın can alıcı noktası oldukça basit bir olguya dayanıyor: herhangi bir şeyi iletmenin yahut paylaşmanın biricik koşulu, o şeyin -veya o “şey”i yaratan koşulların- halihazırda var olmasıdır. Yani hiçbir devrimci durum -aynı şekilde, hiçbir karşı devrimci durum- varoluşunun somut koşulları olgunlaşmadıysa sosyal medyanın “ittirmesiyle” gerçekleşmez. Sözgelimi Facebook’ta milyonların katılıyor gözüktüğü “Yarın devrim yapıyoruz” etkinliğinin bir sonucu olarak oluşmaz. İnternetin getirdiği kitle iletişim olanakları, aşağı yukarı bütün yayın organları gibi, “sokağın” durumuna göre şekillenir ve boyut kazanır. Yani “sanal alemde” oluşan potansiyellerin esas belirleyicisi -ki istisnalar kaideyi bozmaz- sokakta verilen mücadeledir. Bu hem internet ortamında yaratılan suni dünyanın “büyüsüne” kapılmadan -ki gerçekle bağı çoğu yerde pamuk ipliğine bağlıdır- sağlıklı düşünebilmek, hem de sokaklarda verilen mücadeleyi internet ağları aracılığıyla duyurmanın, kitleselleştirmenin yaratıcı yollarına kafa yormak için gereken ve zihni her daim diri tutan biricik gerçektir.

“Son kale”: İnternet
Türkiye’nin günceli düşünüldüğünde ise; AKP’nin ana akım medyada kendisine muhalefet eden ufak çatlaklara dahi aman vermediği günümüzde internet medyasının görece özgür ortamında kitlelerle iletişim kurmanın farklı ve yaratıcı yollarını aramamak, yani internet gibi kitlesel ve görece özgür bir ortama sahip olan bir aracı kullanmamak, bir nevi toplumsal muhalefetin elinde bulunan en etkili silahlardan birini AKP’ye teslim etmek anlamına gelir.

Biraz karikatürize edecek olursak; büfeden gözümüzü kapayarak seçtiğimiz herhangi bir gazetenin herhangi bir köşe yazarının AKP yandaşı olmama ihtimaline aşağı yukarı “ %1-%3” aralığında bir paye biçebildiğimiz 2011 Türkiye’sinde, bir sosyal paylaşım ağında yaygın gösterimi yapılan öyle veya böyle “muhalif” bir girdinin değeri büyüktür. Yakın tarihten örnek verecek olursak AKP öncesi koalisyon iktidarları dönemine bakıldığında; pastadaki siyasi dağılıma paralel olarak ana akım medyadaki ideolojik/politik bölünmeler rahatça gözlenebilirdi. Türkiye’nin bütün burjuva partilerinin tabanlarının okuduğu, kulak verdiği, feyz aldığı, kendi siyasi görüşünü onlara göre dizayn ettiği farklı siyasi kesimlerden “kanaat önderleri” de keza gani gani mevcuttu. İşte toplumun “kanaat önderi” diye adlandırabileceğimiz -aydınlar, akademisyenler, sanatçılar, siyasetçiler, köşe yazarları, televizyon programcıları, din adamları vb. birçok kesimi içerisinde barındırır- en genel anlamda topluma “yol gösterme” işlevi yüklenen bu kesimlere kulak veren kitleler açısından “yalnız hissettirmeme” gibi çok önemli ve kritik bir işlev daha görüyorlardı. Yani, bir köşe yazarını okumanın toplumdaki nicel anlamda “bir vatandaşın” fikirlerini okumaktan çok, daha geniş kabul görmüş ve siyaset arenasının bir yerinde konumlanmış bir tutumu yansıtması veya en azından aynı görüşü paylaşan okura “böyle düşünen bir bütünün parçası” olduğunu hissettirmesi olgusunda olduğu gibi. Fakat artık biraz iddialı olmakla beraber denilebilir ki; internet bugünün Türkiye açısından AKP muhalifi kesimin “yalnız olmadığını” hissedebileceği yegane büyük ve kitlesel medyadır. Zira burjuva medyada zapt edemediği köşe veya bucak kalmayan AKP’nin “internet filtrelemesi” diye kopardığı sansür fırtınasının boşa olduğunu sanmak en hafif tabirle ahmaklıktır. Bugün internetin, sosyal paylaşım ağlarının varlığını ve potansiyelini değerlendiremeyen, bunlara yöneltilen saldırıya göğüs germeyen bir sol, celladına ip satıyor demektir!


arap bahari1Medya devrimi yapanı buldu!

“Arap baharı” olarak adlandırılan eylemler dizisi başladığında beraberinde bir dizi analiz de medyada yerini almaya başladı. Medya üzerine çalışan akademisyenler, televizyonlarda eylemler üzerine değerlendirmelerini sunmaya başladılar. Çok hızlı bir şekilde bir ülkeden diğerine sıçrayan bu hareketler büyük bir şaşkınlık yaratmıştı. Olağanüstü bir durum vardı ve insanlar neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorlardı. Uzmanlar, bu hareketlerin ortaya çıkmasında Wikileaks’in rolüne dikkat çektiler önce. Sonra da insanların meydanlara çıkmak için örgütlendiği sosyal ağları işaret ederek Ortadoğu’da devrimleri yapanları açıkladılar: Facebook ve Twitter.
İsyanların ivmesinin kesildiği şu günlerde medyada çok daha ihtiyatlı analizler yer alıyor. Aslında internetin etkisinin sınırlı olduğundan bahsedip analizlerine daha fazla değişkeni katmaya çalışıyorlar. Ancak isyan dalgasının hızlı bir yükselişte olduğu ilk günlerde bütün bir medya ağız birliği etmişçesine devrim yapmanın yolunun sosyal ağlardaki örgütlenmeden geçtiğini bangır bangır ilan ediyordu. İşte birkaç örnek:
Ntvmsnbc.com internet sitesinde 28 Ocak tarihinde yayınlanan bir haber tipik bir örnekti. “Facebook ve Twitter diktatörleri deviriyor” başlıklı haberde Tunus ve Arnavutluk’un ardından Mısır’da da meydanlara dökülen insanların internet üzerinden örgütlendiği anlatılıyor, “Önce Tunus, sonra Arnavutluk ve son olarak Mısır’daki gösteriler; Facebook, Twitter, Youtube ve Dailymotion gibi sosyal paylaşım sitelerinin gücünü ortaya koydu.” deniyordu. Bu tarz iddialı haberlerde gazetecilerin bir refleks olarak yaptıkları gibi, daha önce İran’da yaşanan isyanda da internetin önemli bir rol oynadığına referans verilerek durum genelleştiriliyor; “internetin gücü”, “halkın gücü” gibi bir popüler söylem haline getiriliyordu.
Henüz isyanların yeni olduğu günlerde medyanın ürettiği bu söylem, Hasan Cemal gibi “eski” gazetecilerin de takdirini kazanıyordu. 19 Şubat tarihinde, Mısır’daki izlenimlerini yazdığı “Tahrir’de devrimin bayramını kutladılar” başlıklı yazısında Cemal, Mısır’da isyanı başlatanları “Facebook kuşağı” olarak adlandırıyordu. Hasan Cemal’in değerlendirmesi medyanın, meseleye yaklaşımının bir ortalamasını ifade ediyor. Böylelikle burjuva medyada, devrimi “kimin yaptığı” konusunda bir genel kabul de sağlanmış oldu.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99