RED dergisi Yazı İşleri Müdürü Hakan Gülseven: “Sol, davalara karşı ortak bir tepki örgütlemelidir”

Dosya / Sosyalist Sol Konuşuyor

maradona hakanHopa davası sonrası, solun aynı ilgi ve alakayı örneğin Devrimci Karargah davasına da göstermesi gerektiğini yazmıştınız. Sol, davalar arasına bir ayrım mı koyuyor? Eğer bu ayrım konuluyorsa, bir ufuksuzluk söz konusu olmalı değil mi?
Kanaatimce sol, davalar arasına bir ayrım koymuyor ama “ufuksuzluk” konusunda hemfikiriz. Solun yönsüz, yönelimsiz ve kendiliğinden bir hareket tarzı olduğunu düşünüyorum. Hopa olaylarında, hem devlet şiddetinin çok bariz olması, hem de farklı sol kesimlerden tutukluların bulunması, nispeten büyük bir tepkiye yol açtı. Bana kalırsa, AKP iktidarı, bu tepkinin diğer davaları da kapsayıcı bir genel protestoya dönüşebilme potansiyelini gördüğü için tutuklular serbest bırakıldı. Siyasi etkiden azade bir yargı sürecinin varlığına inanmıyorsak, bu böyledir… Aslında Hopa davası, yapılması icap edeni, yani uyduruk tüm davalara karşı ortak bir tepki örgütleme gereğini gösterdi. Ergenekon davasında da, KCK davasında da, Devrimci Karargah davasında da bariz tuhaflıklar, uyduruk iddialar var. Solun bunların üzerine gitmesi gerekiyor…

Evet ama ne yazık ki davalar söz konusu olduğunda, basın tarafından da bir ayrım konuluyor. Örneğin herkes dönüp dolaşıp “Ahmet ve Nedim”den bahsediyor. Ama tutuklu 102 gazeteciden 100’ünü kimse görmüyor. Oysa Azadiye Welat, Aydınlık, Atılım, Odatv gibi çeşitli gazete ve web sitesi yazarı bir sürü gazeteci tutuklu. Bu arkadaşların günahı ne? Niye görülmüyorlar?
Kimisinin siyasi “günahları” da vardır ama konu bu değil. Prensip olarak, siyasi bakımdan uzak da olsanız, uyduruk davalardan tutuklu insanlarla dayanışmayı demokrasi mücadelesinin bir parçası olarak görmek zorundasınız. Bugün toplumun her kesiminde bir sindirme harekatı yürütülüyor; doğal olarak muhalefetin her kesimine de saldırıyorlar. Vurgulayalım, bu bir Amerikan harekatıdır. Türkiye’yi, yeni Ortadoğu şekillenmesinin itirazsız bir taşeronu olarak yeniden dizayn etme çabasının bir sonucudur. Malum “cemaat”, CIA’nın direktifleri doğrultusunda “hizmet” ifa ediyor ve vahim bir tablo ortaya çıkıyor: Her türlü yöntemi mubah gören bir çeteden söz ediyoruz. Ve MHP’nin bile yatak odalarını takip edecek ve hizaya çekmeye çalışacak kadar ciddi bir örgütlenme olduğu görülüyor. Bunlar akıl almaz komploları, uyduruk deliller yaratarak, “gizli tanıklar” icat ederek tel tel örüyorlar. Utanmaları, arlanmaları yok. Bunun önü alınamazsa, canlarını sıkan herkes aynı komploların muhatabı olacaktır…

Haklısınız, Türkiye’nin yeni rejimi bir davalar süreciyle geldi. Ergenekon, Balyoz, KCK, Devrimci Karargah, Hopa, Oda Tv ve belki de Şike davaları. Bu davalar diyelim bundan 4 yıl önce konuşulmayacak ama şimdi konuşulabilecek bir sol siyasal birliği için bir yol açmış olabilir mi? Örneğin Hopa davası görüldüğü gün; oraya gelen BDP milletvekilleri de dahil olmak üzere bir siyasal uyumluluk söz konusuydu.
Biraz acayip kaçabilir ama ben ulusalcıları sindirmek için düzenlendiği artık aşikar olan Ergenekon seri operasyonlarının mağdurlarıyla, kitlesel tutuklamaların gündeme geldiği KCK davası mağdurlarının birlikte adım atmaması halinde, Türkiye’deki bu cinnet ortamının değişebileceğini sanmıyorum. Peki böylesi bir ortak hareket olasılık dahilinde mi? Eğer sosyalist sol bu konuda berrak bir kavrayışla müdahil olursa, bence ortak bir demokrasi tepkisi örgütlemek mümkündür ve böylelikle ülkemizin çektiği acılar sürecini tersine çevirme şansını yakalayabiliriz. Bu konuda basiretli davranmak ve cahilce tepkilere kulak asmamak önemlidir. Mesela meramımı anlatmak için uç bir örnek vereyim de, lafı dolandırmamış olalım. ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Aydınlık gazetesine yönelik baskılara karşı, bir dayanışma ziyaretinde bulundu, bence çok da doğru bir iş yaptı ama “Aydınlıkçılarla dayanışma mı olur? Beter olsunlar!” türü bir tepki de hemen yükseliverdi. O “Beter olsunlar!” tepkisi, mesela uyduruk KCK tutuklamaları için de Aydınlıkçı kesimden yükseliyor. Hatta kendisini “Ulusalcı” tabir eden beyni sulanmış emekli paşalar, ekranlara çıkıp Kürt meselesinin çözümü için yeni katliam formülleri tarif ediyor. “Beter olsunlar!” tepkisi, gün gelir herkesi çok beter eder. Bu ahmaklıktır. Sosyalist sol, iktidarın ve Amerikancı cemaatin saldırılarına karşı, haksızlığa uğrayan, düzmece davalarla mağdur edilen kesimlerle dayanışma gereğini bilince çıkarırsa, göz göre göre faşizan bir rejim örgütleyen bu iktidarın da defteri dürülebilir. Mesela, Doğu Perinçek’e siyasi mesafem ışık yılları kadardır ama Kasaplar Deresi denen toplu mezarı ortaya çıkaran 2000’e Doğru dergisinin başındaki adamın aynı zamanda o cinayetlerin faili olan örgütün adamı olamayacağını da bilirim. Yani Doğu Perinçek’in yıllardır içeride tutulması, sadece Doğu Perinçek’le ilgili bir durum değildir. Onun kaldığı yer, size her an gidebileceğiniz adresi hatırlatır. Toplumsal mücadelelerin “kriminalizasyonu”, suçlaştırılması böyle bir şeydir. Bana herkes, “Seni ne zaman alacaklar?” diye soruyor. Bu “normalleşme”, bu kabul etmişlik, esasen zihinsel teslimiyettir ve sinir bozucu bir yaygınlık kazanmıştır. Gidişatı tersine çevirmek, solun geniş bir mutabakatla uyduruk davalara karşı birlikte mücadelesini örgütlemekten geçiyor…

Cephesel hareket etmek “ya yok olma tehlikesi varsa ya da bir iktidar olanağı varsa” anlamlı olur diyenler var. Solun önemli ölçüde imhası tehlikesi güncel bir tehlike gibi görünüyor mu? Dolasısıyla cepheleşerek hareket edilmeli midir?
Zaten önemli ölçüde imha olduk. Türkiye’de sosyalist solun toplumsal bir ağırlığından söz etmek mümkün değil. Uzun bir süredir, bu durumu tersine çevirmenin, ancak birleşik bir devrimci cepheyle, en azından eylem birliğiyle sağlanabileceğini vurguluyoruz. Türkiye solunu birleştirme planları hep yapıldı ve birlik projeleri hep duvara tosladı. Şimdi tartışmak istemediğim pek çok öznel nedenden dolayı solun birleşme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum. Ama bir mücadele cephesi yaratılabilir. Az sayıda talebi içeren, anlaşılır ve gerçekçi bir mücadele programı etrafında bir araya gelebiliriz. Başı sonu belli, katılımcı bir örgütlenme, katılımcıların söz söyleme hakkının garanti altına alındığı demokratik bir ortam yaratabiliriz. Böylelikle, aslında uzun süredir birbirine politika yaparak halktan iyice uzaklaşmış olan sosyalist solun içinde bulunduğu apolitik localardan çıkması mümkün olabilir. Yoksul halka, işçi sınıfına sol siyaset böylelikle ulaştırılabilir. Bu, mahkeme önü eylemlerinden ya da “cadde turları”ndan da kurtulmak anlamına gelecektir. Aksi takdirde, İstanbul’da İstiklal Caddesi, Ankara’da Yüksel Caddesi civarında az sayıda kişiyle yapılan tuhaf gösterilerden memnunuz demektir. Cephe meselesinde ise, herkes samimi olmalı, cephe önerisini kendi siyasi şovuna çevirmemeye özen göstermeli. Aksi takdirde maya tutmaz. Öte yandan, “çatı partisi” tartışmalarını ve ardından oluşturulan birlikteliği cephe niyetine adres gösteren kesimler var. Lafı hiç dolandırmadan söyleyeyim, öyle bir çatı altında gerçek bir toplumsal kuvvet olan Kürt hareketinin varlığı, toplumsal etkisi son derece tartışmalı olan solun kendi sözünü söyleme, icabında Kürt hareketini de eleştirebilme şansını iyice azaltıyor. Kürt hareketi, ister istemez ve tabii ki gayet meşru olarak, kendi önceliklerini düşünüyor. Sosyalist solun o önceliklerin ve siyasetin peşine takılması ise, kendi bağımsız siyasetini var etmesini engelleyecektir. Sosyalist solun rüştünü ispat etmesi, bir emekçi siyaseti örgütlemesi ve yeniden sokaklara dönebilmesi, aslında Kürt hareketi açısından da çok daha faydalı olacaktır, “çok sınıflı” Kürt ulusal hareketi içinde sosyalistlerin ağırlığını artıracaktır…

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99