Kim Yong İl’in ölümünün ardından

kimjong-ilYeni Şafak’ı, Akif Beki’si ve tüm kokuşmuşluğu ile burjuva medyayla küfretmek dışında bir ilişki kuramayacağımız kesin! “Kore düşmanlığı”ndaki başrolü kimselere bırakmayan başta ABD olmak üzere “demokrasi emperyalizmi”nin diğer unsurlarına akıl vermek zaten bizim haddimize değil! Ama medyada estirilen “anti-Kuzey Kore” havasından etkilenip de “Kuzey Kore zaten sosyalist değil ki” minvalinde hatırlatmalarda bulunacak sosyalistlere bir-iki kelam etmek bizim görevimiz.

Orhun Demir

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti lideri Kim Yong İl’in ölümü, ana akımından İslamcısına, milliyetçisinden demokratına kadar burjuva medyanın tamamında kıçlara yakılan kınalarla kutlandı! Öylesine hakim bir “anti-Kuzey Kore” havası estirildi ki, bu iğrenç propaganda rüzgarından nemalanmak isteyenler, Kim’in ölüm haberlerini manşetlerine taşırlarken akıllarını ve vicdanlarını bir kenara bırakıp öyle yazıp, çizdiler!

Kim’in ölümünün medyamızda nasıl işlediğine bakalım. Kim Yong İl’in kim olduğunu öğrenmek istiyorsak burjuva basından bunu öğrenmek gerçekten çok zor! Siyasi yaşamı boyunca “halkını demir yumrukla yöneten bir diktatör” ya da “silahlanma taraftarı bir barış düşmanı” olduğu dışında bir şey öğrenmeniz gerçekten imkansız! Üstelik bunu yapanlar Kim’in sadece bir “diktatör” olduğunun altını çizmekle de yetinmeyip, “boyu kısa olduğu için topuklu ayakkabı giydiği”, “saçına perma yaptırdığı” veya “Rambo hayranı olduğu” gibi “normal” ayrıntılarla da ilgileniyorlar! Yeni Şafak gazetesi rastladıklarımız arasında en samimi olanıydı, “Diktatörlük trende bitti” manşetiyle adeta “kara propaganda nasıl yapılır” sorusuna uygulamalı örnekler verdi: “…Sinema merakı sınır tanımayan Kim, Güney Koreli yönetmen Shin Sang-ok’u kaçırtıp, komünist sistemi öven, Godzilla filminin bir versiyonunu çektirmek istedi. Hitler’e benzetilen Kim Jong İl’in, engelli ve boyu kısa olanları bir dönem başkent Pyongyang’dan dışarı çıkarttığı da iddia edildi…” Kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmaz misali; gazetesi Yeni Şafak olanın beyni neyle dolar, siz düşünün artık!

Kim Yong İl hakkındaki karalama kampanyası tam bitiyor derken, şimdi de Kore halkının acılarıyla dalga geçme furyası başladı kokuşmuş medyamızda. “Koreliler aslında ağlamak istemiyormuş da devletten korkularından ağlar gibi yapıyorlarmış”, “Kim’in naaşına gidip saygılarını arzetmeyenler cezalandırılacakmış” gibi kendilerini bile inandıramayacak haberler yapıp Kore halkının gözyaşlarının ne kadar “tuhaf” olduğuna dikkat çekiyorlar! Akif Beki gibi Taraf yazarlığı konusunda fahri doktorası olanlar ise, Kore halkının acısıyla Türkiye’deki 10 Kasım törenlerini karşılaştırıp, hem Koreli komünistlere hem de Kemalistlere vuruyor aklınca! Aklı sevilesice adam sen de!

Yeni Şafak’ı, Akif Beki’si ve tüm kokuşmuşluğu ile burjuva medyayla küfretmek dışında bir ilişki kuramayacağımız kesin! “Kore düşmanlığı”ndaki başrolü kimselere bırakmayan başta ABD olmak üzere “demokrasi emperyalizmi”nin diğer unsurlarına akıl vermek zaten bizim haddimize değil! Ama medyada estrilen “anti-Kuzey Kore” havasından etkilenip de “Kuzey Kore zaten sosyalist değil ki” minvalinde hatırlatmalar da bulunacak sosyalistlere bir-iki kelam etmek bizim görevimiz. Mustafa Yalçıner, Evrensel’deki köşesinde şöyle yazmış Kim Yong İl için “…kıtlık yaşayan ve halkı açlık çeken Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, büyük paralar harcadığı nükleer silaha sahiptir ve bu nedenle Bush tarafından ‘haydut devlet’ ilan edilmiştir. Ama söylenti, ifade özgürlüğünün olmadığı yerde türer…”.

“Neresinden tutarsanız tutun, elinizde kalacak bir değerlendirme nasıl yapılır” sorusuna “işte böyle yapılır” diye yanıt verirmişcesine yazmış Yalçıner. Baştan söyleyelim, günümüzde Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin silahlanması, hatta nükleer silah bulundurması kadar meşru bir durum söz konusu olamaz! Kore’ye, Lüksemburg muamelesi yaparak “niye silahlanıyorsunuz” diye sormakla “emperyalizme teslim olun” demek arasında gerçekten hiçbir fark yoktur! Saf bir liberal değilsek, silahlanma eleştirisini politik gerçeklikten koparıp idealist bir mantıkla dile getiremeyiz. Basit ama anlamlı bir kıyaslama yaparsak eğer, ABD’nin bilmem kaç milyar dolarlık “savunma” bütçesi hazırlamasının anlamı ile Kore’nin nükleer silah geliştirmek için bütçe ayırması aynı şey değildir. Biri emperyalist saldırganlık adına yapılan bir hamle ise diğeri o saldırganlığa karşı varolabilmenin biricik koşuludur!

“Kore halkının açlık çekmesi” meselesine gelecek olursak, bu durum bir tür “sosyalist kolaycılığa” kaçmak adına dile getirilmiyorsa eğer, silahlanma eleştirisine bir dayanak olarak sunulmamalıdır! Kore halkı açsa, bunun birinci sorumlusu silahlanmak zorunda kalan Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti değil, emperyalizmdir! Aksini iddia etmek koskoca siyasi ilişkileri, Kim Yong İl’in “manyaklıkları” ile açıklamaya çalışmak olur ki, daha iyi bir “idealizm” örneği verilemez herhalde!

Son olarak, Kim Yong İl’in “sosyalistliği”ne bir şey deyip demeyeceğimiz merak edilebilir. Bu somut durumda, Kim’in ne kadar sosyalist olduğu, demokrat olup olmadığı umrumuzda bile değildir! Ortada, politik uygulamaları ne kadar tartışılır olursa olsun, bu tartışmanın sosyalistler arası bir tartışma olduğu unutulmamalı ve emperyalizmin hedefindeki her ülke gibi Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de savunulmalıdır; zira zaman “Kuzey Kore’nin gerçekten sosyalist olmadığı”nı keşfetme zamanı değildir!

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99