İktidarın yeni medyayla sınavı

Dosya / Yeni medya

internetYeni medya teknolojilerini, toplumsal bağlamdan kopuk bir biçimde ele alıp, her koşulda anti-totaliter ya da demokrasiden yana olduğunu söylemek zordur. Her köşe başının kameralarla örülmüş ve dinleme/izleme teknolojilerinin oldukça gelişmiş olması, Foucault’cu anlamda “gözetim toplumu”nu oldukça somut bir biçimde hatırlatıyor.

Emre Canpolat

Mevcut resme biraz geri çekilerek baktığımızda kolayca görebildiğimiz şey, 9 yıllık tek parti iktidarının, “kalfalık” döneminde gösterdiği zoru “ustalık” seviyesine taşımakta kararlı olduğudur. İlk zamanlarda iktidarını tesis ederken gösterdiği mahirliğe bakıp, “işler” bu kadar iyi giderken başvurulan zorun mantığını anlamakta zorlandığımı söyleyebilirim. Öyle ya, her seçim sonrasında “sen hep haklı çıktın” gururuyla yapılan balkon konuşmalarına rağmen tecrübe ettiğimiz bu agresiflik nedendi? Hem yaşadığımız günler hem de tarih bize şunu gösteriyor ki iktidara daha çok oturdukça daha baskıcı olmak kaçınılmaz. Dalga dalga gelen operasyonlarda yasal parti faaliyetleri ve gazeteciliğin suç sayılması bu durumun belirgin sonuçlarından sadece birkaçı.
Geçtiğimiz 10 yılda, hem dünyada hem Türkiye’de, çok daha köklü ve ilginç değişimlere tanık olduk. İletişim olanaklarında bireysel düzeyde kaydedilen muazzam artış, gündelik hayatımızda daha öncesinde pek de alışık olmadığımız ölçüde etkili oldu. İnternetin yaygınlaşmasıyla forumlar, sosyal paylaşım siteleri, interaktif sözlükler vb. ortamlar gittikçe çok daha fazla insan tarafından kullanılmaya başlandı. Diğerleriyle iletişime geçmek tarihin hiçbir döneminde bu kadar kolay olmamıştı. Fikirler tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok akışkanlık kazanmamıştı.
Tüm bu değişim, topluma ait bildiğimiz ne varsa onları yeniden ele almamız gerektiğini söylüyor. Yeni iletişim teknolojilerinin gelişmesi, fikirlerin akışkanlığını artırırken, sermayenin akışkanlığını da artırıyor mesela. Ulusal sınırlar sermayenin dolaşımı açısından belirsizleşiyor. İktidarların kitlelerle olan ilişkisi de değişiyor. İletişimin gün geçtikçe artan yeni olanakları, her bireye, görece özgür yeni mecralar sağlıyor.

Alarm çanları çalıyor
Sorunun ortaya çıktığı nokta ise tam da burası. Yaşadığımız zaman ve mekânda iktidar, görece özgür, son derece bireysel bu alana dahi müdahale ediyor. Neler mi yaşandı?
Ekşisözlük yazarları, Hz. Muhammed’i, Allah’ı ve İslam dinini eleştiren entryleri nedeniyle polis tarafından sorgulandı, pek çok benzer içerik, hakaret içerdiği gerekçesiyle silindi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından 22 Kasım’da yürürlülüğe konan “Güvenli internet” uygulamasına göre, isteyen kullanıcılar çocuk ya da aile paketini seçebiliyor. Aile paketi hâlihazırda kullandığımız yarı sansürlü internet hizmetine ek sınırlandırmalar getirirken, çocuk paketi, adından da anlaşılabileceği gibi çocukları zararlı içerikten korumaya dönük “masum” bir çabanın ürünü. Bu “masum” çaba Darwin’i ve evrimi anlatan içerikleri çocuklar için zararlı görüyor. Okullardaki bilgisayar laboratuvarlarında Cübbeli Ahmet Hoca’nın kişisel sitesi erişime açıkken, Can Dündar’ın sitesine erişim yasaklanmış durumda. Turan Dursun’un anısına açılmış, yazılarının bulunduğu site yasaklanmışken, Turan Dursun’u karalamak için açılmış sitenin çocuklar için zararsız olduğu görülüyor.

“Militarizme karşı demokrasi” gibi söylemleri ağzından düşürmeyen Mehmet Baransu, sosyal medyanın parlayan yıldızı Twitter’da yine Ekşisözlük yazarlarını hedef alan bir kampanya başlattı, “o” yazarları susturmakla tehdit etti ve ertesi gün soluğu savcılıkta aldı.
Facebook sayfasında hükümeti eleştiren paylaşımlarda bulunan PTT memuru başka bir şehre sürüldü.
Son yıllarda okuyucu yorumları ya da paylaşılan karikatürler gibi nedenlerle onlarca suç duyurusu yapıldı, onlarca dava açıldı ve pek çok insan suçlu bulunup çeşitli şekillerde cezalandırıldı.

Yeni medya ne yapar?
Günümüz sihirli sözcüklerinden biri olan yeni medya, esas olarak, geleneksel medya araçlarının sayısallaşma süreciyle ortaklaşması sonucu ortaya çıkan yeni iletişim araç ve ortamlarını ifade eder. Sayısallaşma (bilgisayar dili, 1’ler ve O’lar) bugüne kadar farklı araçlarla icra edilen tüm iletişim pratiğinin aynı iletişim aracında icra edilmesini mümkün kılıyor. Örneğin artık radyo, TV ya da telefonu aynı anda kullanmak için tek bir cihaz yeterli olabilmektedir. Teknolojik olarak farklı olan tüm iletişim biçimlerinin sayısal dile çevrilmesiyle ortaklaşması günümüzün teknolojik devriminin başta gelen özelliklerinden biridir.

Tüm iletişim pratiklerinin ortaklaşması, daha önce her bir iletişim aracının taşıdığı sınırlılıkların da aşılması anlamına gelmektedir. Geleneksel medya araçları, homojen olduğu varsayılan, anonim bir kitleyi muhatap olarak kabul eder. Geri bildirim olanağı yoktur ya da oldukça sınırlıdır. Fakat yeni medya, telekomünikasyon altyapısı üzerinden şekillendiği için geri bildirime, yani etkileşime olanak tanır ve daha önceleri kitle nosyonu içinde kaybolmuş bireyselliği ortaya çıkarır, görünür kılar.

Bu devrim, internet gibi yeni olanakları da içermektedir. Bütün dünya artık, karmaşık bir görünüm arz eden iletişim ağlarıyla birbirine bağlanıyor. Artık geçmişe ait olan tek yönlü ve hiyerarşik iletişim etkinliği aşınmıştır. Büyük sermayenin yönettiği medya plazalarının varlığı düşünüldüğünde, hiyerarşinin ortadan kalktığı ya da kalkmak üzere olduğu kesinlikle söylenemez, fakat özellikle internetin her bireye ya da toplumsal muhalefet gruplarına sunduğu görece de olsa özgür ifade alanlarının varlığı da reddedilemez.

Ağ totalitarizmi dışlar mı?
Görece özgür bu alanların iktidar tarafından kontrol edilmek istenmesi sorunun başladığı yer. “Ağ toplumu” metaforuyla yakaladığı ünü akademik alanın dışına da taşmış Manuel Castells’e ve diğer pek çok sosyal bilimciye göre, örgütlenme açısından günümüzün temel eğilimi, altyapısının yeni medya teknolojileri olduğu “ağa benzer” pratiklerdir. Bu pratikler, her şeyden önce sermayenin değerlenmesi sürecinde ve akışkanlığında gözlemlenen önemli bir esnekleşmeyi içerir. Sermayenin kontrolü gittikçe merkezileşirken, üretim adem-i merkezileşir, küresel ve bölgesel ölçeğe yayılır. Bunun yanında, bir bütün olarak toplumsal örgütlenme biçimleri de merkezi olmaktan uzaklaşır. İnsanlar yerel, bölgesel ya da küresel düzeyde karmaşık iletişim ağlarıyla birbirine daha çok bağlandıkça, katı hiyerarşik yapılarla belirgin bir uyuşmazlık içine girer. Bugün internetin, iletişim üzerinde devlet denetiminin hayli yüksek olduğu ülkelerde ya tamamen yasak ya da oldukça sınırlandırılmış olmasının nedeni, ağların kontrolü zor yapılarıyla açıklanmaktadır.

İnternet, soğuk savaş koşullarında olası bir Sovyet saldırısında (örneğin bir nükleer saldırı durumunda) iletişim ağlarının çökmesini engellemek amacıyla Pentagon tarafından geliştirilmiş askeri bir proje. “Proje, bir ölçüye dek düşmanın gücüne hareket kabiliyeti ve arazinin bilgisiyle karşı koyabilmek için gerilla güçlerinin çok geniş bir araziye yayılmasını öngören Maocu taktiklerin elektronik bir dengiydi.” (1) Bu nedenle internet alana yayılan, diğer iletişim araçlarıyla karşılaştırıldığında daha ele avuca gelmez bir görünüm sunar.
Ancak yeni medya teknolojilerini, toplumsal bağlamdan kopuk bir biçimde ele alıp, her koşulda anti-totaliter ya da demokrasiden yana olduğunu söylemek zordur. Her köşe başının kameralarla örülmüş ve dinleme/izleme teknolojilerinin oldukça gelişmiş olması, Foucault’cu anlamda “gözetim toplumu”nu oldukça somut bir biçimde hatırlatıyor. Ya da tüm bunları geçip, aynı ağların, küreselleşmenin militarist gücü ABD’yle dost olan ülkelerde de “demokrasiyi geliştiren” bir işleve sahip olup olmadığına bakabiliriz.

Downing ve Brooten Birmanya’da muhalif hareketlerin radyo, internet ve cep telefonu kullanarak yönetimi nasıl sarstığını inceleyerek, sıralanan iletişim araçlarının kullanılmasının protestoların örgütlenmesi açısından belirleyici olduğunu belirtmişlerdir. (2) Fakat yazarların önemle vurguladıkları şey, protestoları güçlü kılan en belirleyici unsurun Voice of America (VOA) ve BBC gibi Batılı haber kuruluşlarının göstericilerin yaptıkları “illegal” yayınları olduğu gibi duyurması olmuştur. Bütün Dünya VOA ve BBC’nin yaptığı haberlerle Birmanya’da olanlardan haberdar olmuştur ve böylece yerel baskıcı unsurların elinin zayıflatılması başarılmıştır. Sanırım bu örnekte Birmanya’daki yönetimin ABD ve diğer Batılı ülkelerle yaşadığı sıkıntılardan bahsetmeye çok gerek yok. Benzeri örnekler, “Arap baharı”nda da rahatlıkla göze çarpmaktadır. Libya, Tunus, Mısır ve Suriye’de karşımıza çıkan “Twitter devrimi” gibi afili laflar, ABD’yle bir sorunu olmayan Körfez ülkelerinde kanla bastırılan protestolar söz konusu olduğunda asla hatırlanmamaktadır.

Türkiye’de olan
Türkiye’de yakın zamana kadar tutuklu olan gazeteci sayısı 66’ydı. Aralık ayında, içlerinde Akşam ve Birgün gazetesi çalışanlarıyla, Azadiya Welat Genel Yayın Yönetmeni, DİHA ve Özgür Gündem çalışanları ve yazarlarının olduğu 36 gazeteci ve basın çalışanı daha tutuklandı. Tutuklu gazeteci sayısı 102 olurken, bu klasmanda Türkiye’nin dünya birinciliği katmerlenerek devam ediyor.

Hâlihazırda her türlü yasal ve örgütlü muhalefet olanağı suç kategorisinde sayılırken, bir bütün olarak internet erişimi sınırlandırılıyor, muhalif okur yorumları yasal işleme tabi tutuluyor, her şeye rağmen sosyal medyada kendine ifade olanağı bulan fikirler nedeniyle insanlar doğrudan baskı altına alınıyor. Dahası interaktif sözlükler, “yeni demokratlar” tarafından organize edilen, yine sanal ağlarda örgütlenen post modern cihat histerilerine maruz kalıyor.
İnternetteki sosyal ağlar, merkezi otoritenin itaat talebiyle belirgin bir uyumsuzluk halinde. 10 yılını doldurmak üzere olan tek parti iktidarı, yerini sağlamlaştırdıkça ya da daha da sağlamlaştırmak düşüncesiyle, örgütlü, yasal muhalif odaklara karşı geliştirdiği baskıcı tutumu, doğrudan kontrol edilmesi zor ve belki de bu yüzden sinir bozucu bir etkiye sahip sosyal ağları da içine alacak bir şekilde genişletiyor. İktidarla yaşanan bu husumet, yine sanal ağlar üzerinde örgütlenen Ekşisözlük yazarları tarafından “İnternetime dokunma” gibi protesto gösterileriyle karşılığını buluyor. Ancak dişe dokunur bir tepkinin örgütlendiğini söylemek ise henüz çok zor.
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

Kaynaklar:
(1) Castells, Manuel. (2008) Enformasyon Toplumu: ekonomi, Toplum, Kültür Ağ Toplumunun Yükselişi, (Çev. Ebru Kılıç), s. 8-9.
(2) John D. H. Downing, Lisa Brooten. (2007) “ICT’s and Political Movements”, The Oxford Handbook of ICT, s. 537-560.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99