Fransa’nın “Ermeni Soykırımı Tasarısı” ve ifade özgürlüğü

ittihatveterakkiTürkiye’de ifade özgürlüğü kimileri için vardır, daha açık bir şekilde söyleyecek olursak ifade özgürlüğü resmi devlet söylemini tekrar ettiğiniz sürece vardır, ancak bu söylemin dışında söyleyeceğiniz her şey hakkınızda TCK 301. madde kapsamında “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” iddiasıyla soruşturma açılması için yeterlidir.

Ekin Deniz

Geçen ayın son günlerinde Fransa’da “1915 Ermeni Soykırımını reddetmeyi suç sayan yasa teklifi”nin oylanması, gündemimize birden ifade özgürlüğünün ne kadar da değerli bir şey olduğunu sokmuş oldu. Başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere devlet yöneticileri, bu yasa teklifinin kabul edilmesinin Fransa’da ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı, bunun Fransa gibi bir ülkeye yakışmayacağı gibi sözlerle yasa teklifine karşı çıktılar. Abdullah Gül’ün bu demecine paralel şekilde gazete köşelerinde de Fransa’daki yasa tasarısının düşünce özgürlüğüne darbe vuracağı ve özgür tartışma ortamına nokta koyacağından dem vuran yazılar pıtrak gibi çoğaldı. Bütün bu ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü, özgür tartışma ortamı gibi ifadeler, “nerede yaşıyoruz yahu” sorusunu bizlere sordurmuş oldu. Sanırsınız ki Türkiye’de Ermeni meselesi konusunda her şeyi söylemek serbesttir, sanırsınız ki 1915’te yaşananlara “Ermeni soykırımı” denilebilir ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilir, sanırsınız ki Türkiye’de tarihçiler rahatça düşündüklerini ve araştırmalarının sonuçlarını yazabilir. Evet sadece sanmakla yetinirsiniz, çünkü gerçeklik bu değildir.

Türkiye’de ifade özgürlüğü kimileri için vardır, daha açık bir şekilde söyleyecek olursak ifade özgürlüğü resmi devlet söylemini tekrar ettiğiniz sürece vardır, ancak bu söylemin dışında söyleyeceğiniz her şey hakkınızda TCK 301. madde kapsamında “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” iddiasıyla soruşturma açılması için yeterlidir. TCK 301. madde, Ermeni meselesi üzerine devlet söyleminin dışında söylenecek her şey için soruşturmaya uğrama ve ceza alma tehdidinin bulunduğu anlamına gelir. Ceza alma tehdidi 1915 olayları ile ilgili resmi söylemi kabul etmeyen kişilerin karşı karşıya olduğu tek risk değildir; belki bundan da daha önemlisi Hrant Dink örneğinde somutlandığı üzere aşırı milliyetçi bir kampanyanın hedefi olma durumunun her daim varlığını korumasıdır.

Bu ülke, Ermeni soykırımı ifadesini kullandıkları için insanların nasıl hedef gösterildiğini, “Türk milletine soykırım isnat ettikleri” gerekçesiyle hapis cezalarına mahkum edildiğini, hatta Hrant Dink’in yaşadığı gibi tam bir linç kampanyası ile karşı karşıya kalıp sonunda katledildiklerini yaşamamış gibi şimdi nasıl olur da Fransa ifade özgürlüğünü engelliyor diye demeçler verilebilmektedir. Ey ifade özgürlüğüne bu kadar değer atfeden AKP hükümeti, neden TCK 301. maddeyi görmez oluyorsunuz da Fransa’da çıkan bir yasa birden bu kadar hışmınızı çekiyor. Madem bu kadar ifade özgürlüğüne önem veriyorsunuz önce TCK 301’i kaldırın da görelim samimiyetinizi! TCK 301. madde varlığını devam ettirdiği sürece, ifade özgürlüğü ihlal ediliyor diye Fransa’yı eleştirmek en hafif ifadesiyle samimiyetsizliktir.

Evet ortada bir samimiyet probleminin olduğu aşikardır. Ama bu samimiyet problemi sadece ifade özgürlüğü üzerinden yaşanmamaktadır. Bu samimiyet probleminin ikinci halkasını Fransa’nın Cezayir’de yaptıklarının “keşfedilmesi” oluşturmakta. Zaten, her ne zaman bir ülkede Ermeni soykırımını kabul eden bir yasa teklifi gündeme gelse, o ülkenin aslında kendisinin soykırımcı olduğu, önce kendi geçmişine bakması gerektiği gündeme gelir oldu. Fransa diplomatik bir silah olarak Ermeni soykırımını kullanmaya başladığından beri devlet yöneticilerimiz komik bir şekilde Fransa’nın, ABD’de konu gündeme geldiğinde ABD’nin soykırımcı geçmişlerini keşfe girişir oldular. Daha beteri bu tasarılar gündemden düştüğü anda da keşiflerini birden unutup, iddia ettikleri soykırımları tekrar unuturlar.

Daha önceki senelerde gördüğümüz gibi bu kez de Fransa’nın Cezayir Kurtuluş Savaşı’nda soykırım uyguladığı keşfedildi. Yasa teklifinin Fransa’da kabulü ile birlikte ise kısasa kısas yapalım sesleri duyulmaya başladı. Fransa, Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasayı kabul etmiştir ya, Türkiye’de de hemen Cezayir’de Fransa’nın soykırım işlediğinin kabul edilmesini ve bunu inkar edenlerin cezalandırılmasını isteyen teklifler gündeme gelmiştir. Ya peki sormazlar mı Cezayir halkının yaşadığı katliamlara bu kadar duyarlıydınız da ne diye bu kadar zaman durdunuz? Fransa bu yasayı gündeme getirmese çok mu umrunuzdaydı Cezayir’de yaşananlar?

Mesela Ankara Büyükşehir Belediyesi, Fransa’da yasa geçtikten sonra ancak Melih Gökçek’ten beklenecek “muhteşem yaratıcı” bir proje ortaya attı. Fransa Büyükelçiliği’nin karşısına Cezayir Anıtı dikip, oraya bir de buton konulacakmış. Bu butona basınca da Cezayir Marşı çalacağını açıklamış. Gerçekten çok yaratıcı ve çok samimi bir açıklama. Tarihimizi hiç bilmeyip de bu demeci dinleyen biri, Cezayir’in bağımsızlık mücadelesine Türkiye Cumhuriyeti’nin zamanında destek verdiğini, Fransa’yı Cezayir’de yaptıkları yüzünden eleştirdiğini, kınadığını düşünür değil mi? Kendilerine Adnan Menderes’i örnek alan sevgili AKP milletvekilleri, nedense Türkiye’nin Cezayir Kurtuluş Savaşı’na tavrını unutmuşlar. Hatırlatalım, “yeter söz milletindir” diyen çok demokrat Menderes hükümeti, Cezayir halkının kurtuluş savaşında, sözü millete vermeye gerek görmemiş Fransa’yı desteklemiştir.

Mesele ne Cezayir Kurtuluş Savaşı’nda Fransa’nın yaptıkları ne de 1915’te Ermeni halkının yaşadıklarıdır. Halkların yaşadığı acılar diplomatik araç olarak kullanılmaya devam etmekte, bu süreçte de gerek devlet yöneticileri gerekse de medya, elbirliğiyle samimiyetsizliklerini sürdürmektedir.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99