Emek’ine, sokağına sahip çık!

emek 1Bizler, bize ait olan bir alanın daha sermayeye teslim edilmesine tahammülümüz olmadığı için ve Demirören AVM’de olduğu gibi kaçak katlar ve aslıyla alakası olmayan oranlarla yeniden inşa edilmesi yalanına bir kere daha kanmayacağımızı göstermek için bu projeye karşı çıkıyoruz.

Bu günlerde en temel hakkımız olan özgürlüklerimizi o kadar haksız, sudan sebeplerle kaybedebiliyoruz ki anılarımızı, hayatlarımızı, düşüncelerimizi güzelleştiren mekanların elimizden alınmakta olduğunu duyamayacak, duysak da tepki veremeyecek haldeyiz aslında. Ancak bu sefer sadece bir mekan yıkılma tehdidiyle karşı karşıya değil, aynı zamanda Nisan 2010’dan bu yana Emek Sineması’nı yıktırmamak için kamuoyunun verdiği emek de boşa çıkmak üzere, yani her şekilde Emek’imiz tehlikede! Zaten yıllardır belli aralıklarla, dedikodu sandığımız ya da öyle olmasını umduğumuz, Emek Sineması ha yıkıldı ha yıkılacak şeklinde haberler çıkıp duruyordu. 20.06.2006 gün ve 2006/10172 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nda Yenileme Alanı olarak gösterildiğinde sadece bir dedikodu olmadığından emin olduk.

Emek’imize neden sahip çıkıyoruz?
Bizleri harekete geçirmek için gerekli olan sebeplerden belki de en sonuncusu olsa da 1884 yılında Mimar Alexandre Vallaury tarafından projelendirilen bu bina 875 koltuğuyla (internetteki çeşitli kaynaklarda geçtiği üzere) İstanbul’un en büyük sinema salonu olduğu söylenmekte. Tabii ki öyle mi değil mi diye bir araştırma yapmadık. En büyük salon olup olmaması ne kadar önemli olabilir ki Emek Sineması’nın, sinema severlerin hafızalarındaki ve İstanbul’un kültür hayatındaki yeri karşısında. 1958 yılında Emekli Sandığı’nın mülkiyetine geçip Emek adını alıncaya dek, Art-Nouveau üslubundaki salonun perdesinin iki yanında yer alan melek figürlerinden dolayı Melek adıyla anılagelmiş bu salon. Uzun yıllar boyunca kentliler için “unutulmaz filmlerin izlendiği bir mabet” olan sinema sadece boş vakitlerini geçirenlerin herhangi bir filmi izleyip çıktıkları ve hayatlarına aynen devam ettikleri sıradan bir işletme değildir aslında. Basit bir internet taramasıyla bile özellikle orta yaşlı İstanbulluların anılarında Emek Sineması’nın yerinin ne denli büyük olduğu anlaşılabilir. Daha genç nesiller içinse Emek Sineması film festivali deyince ilk akla gelen mekanlar arasındadır. Yaşlanan binada mekansal kaliteyi sunmanın ve son teknolojik gelişmeleri takip etmenin çok pahalı olmasından dolayı çok eleştiriler almıştır. Son yıllarda cep sinemalarda üç beş boyutlu film izlemeye alışan kuşağa belki yetmemiştir ama sinema işletmeciliğinin sadece film göstermek, hele hele para kazanmak olmadığını da kanıtlamıştır yeri geldiğinde; Recep İvedik’in “bu sinemada” asla gösterilmeyeceğini seyircilerine bildirirken.
Az gitmiş uz gitmiş bu zamana kadar gelmiştir Emek Sineması ya, artık yolu kapanmıştır. İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin 12.05.2010 tarihinde Emek Sineması için öngörülen projenin “uygulanması halinde telafisi güç ya da imkansız zarar doğuracak nitelikte olduğu” gerekçesiyle verdiği yürütmeyi durdurma kararını 01.12.2011 tarihinde aynı mahkeme iptal etmiştir. Oysaki 14.12.2010 tarihinde üç uzmandan oluşan bilirkişi heyetinden ikisi projenin kültür dokusuna uygun olmadığı yönünde görüş bildirmiştir. Ayrıca 2010 Nisan ayından beri ciddi bir kamuoyu mücadelesi verilmektedir Emek Sinemasını yıktırmamak için. Geçtiğimiz 1 Aralık’ta verilen iptal kararından sonra itiraz hakkı bulunsa da yargı kararlarına en ufak güvenimizin kalmadığı şu günlerde yargıdan gelecek adaleti beklemek fazla iyimserlik olacaktır.

Emek yıkılacak mı yıkılmayacak mı Sayın Günay?
Sabah gazetesinin 18.12.2011 tarihli haberinde Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın Emek’i çok önemsediği ve korunması konusunda ısrarcı olduğu belirtiliyor. “Konunun doğrudan tarafı değiliz ama Emek’in dokusunun bozulmamasını İstiklal Caddesi açısından çok önemsiyorum” diyen Günay, İTÜ raporuna dayandırılarak hazırlanan projeyi incelediğini de belirtiyor. Ancak 17 Aralık’ta NTV’de Cumartesi adlı programda Yekta Kopan’ın konuğu olan SİYAD Yönetim Kurulu Üyesi Senem Aytaç, bahsedilen raporu kimsenin görmediğini belirtmiş ve üç uzmandan yalnızca birinin projenin yapılabilirliği konusunda olumlu rapor vermesi, diğer ikisininse olumsuz rapor vermesine rağmen nasıl mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını iptal ettiklerini şaşkınlıkla karşıladıklarını söylemişti. Aynı programda sinema yazarı ve eleştirmeni Atilla Dorsay da Emek Sineması’nın yapılacak AVM’nin 5. katına olduğu gibi taşınmasını gerçekçi bulmadığını aktarmıştır. Sabah gazetesinde yer alan haberde ise Kültür Bakanı Günay, “Emek’in herhangi bir parçasının ziyan edilmeden, değiştirilmeden asansör sistemiyle birkaç kat yukarıya taşınması”nı olumladığı belirtiliyor. Ayrıca aynı haberde Günay’ın Emek Sinemasının karşısındaki AVM (Demirören AVM) ile ilgili şu sözlerine de yer veriliyor. “Orası İstiklal Caddesi’nin konseptine hiç uygun değil. Tescilli binalar o AVM inşaatı sırasında yok edildi. Ne bir yürüyüş hatırlıyorum ne de yargıya gitme... Özel sektörün yaptığı, tarihsel dokuyu tümüyle ortadan kaldıran bir projeye karşı bu kadar sessiz ve ilgisiz kalınırken, ‘Emek çok özel bir mekândır. Bir tek parçası ziyan edilmeden, asansör sistemiyle yukarı kaldırılmadır’ hükmüne niye bu kadar itiraz ediyorlar?”
Sayın Günay’a bu soruyu içten sorduğunu varsayarak şu cevabı vermek istiyoruz: Bizler, bize ait olan bir alanın daha sermayeye teslim edilmesine tahammülümüz olmadığı için ve Demirören AVM’de olduğu gibi kaçak katlar ve aslıyla alakası olmayan oranlarla yeniden inşa edilmesi yalanına bir kere daha kanmayacağımızı göstermek için bu projeye karşı çıkıyoruz. Bizler Emek Sinemasının “okus pokus”la göğe uçurulacağı gibi, köprüyü geçene kadar söylenen yalanlara karnımızın tok olduğunu söylemek için meydanlara çıkıyoruz. Biz “uçurulan” değil korunan Emek’imizi istiyoruz. Bize ait olanın başkasına verilmesine artık sessiz kalmayacağımızı göstermek istiyoruz. Bizler sadece Emek Sineması’nın değil aynı yapı adasında bulunan Serkildoryan Bloğu’nun tamamının korunmasını istiyoruz. Bizler bize ait olanı bu sefer koruyoruz, bekliyoruz ve vermiyoruz, YIKTIRMIYORUZ!

Sistem bizim Beyoğlu’na çıkmamızı istemiyor!
Çünkü Beyoğlu demek sokak demektir. Çünkü sokak besler, sokak bizi yakınlaştırır, birbirimizi olduğumuz gibi kabul edebileceğimizi ve bu durumda dünyanın başımıza yıkılmayacağını gösterir. Sokak yüksek sesle konuşabileceğimiz, bağırabileceğimiz, ağlayabileceğimiz, gülebileceğimiz, koşabileceğimiz ya da “nasıl yardımcı olabilirim” cümlesini duymadan öylece durabileceğimiz yerlerdir. Sokak istediğimizde birlikte olup, birlikte hareket edebileceğimiz yerlerdir. Bir tanıdığı görmedikçe kalabalık içinde yalnız kalma hakkımız da saklıdır sokakta. Biz Demirören AVM’ye karşı çıkıyoruz çünkü bu ülkede “sokağa çıkmak” eyleminin en önemli sembolüyken İstiklal Caddesi Demirören AVM bu gerçeğe saldırmaktır. Bağırmayın, koşmayın, kısıtlı mekanda 3-5 kişi toplanıp sohbet edin ama sohbet ederken de şuraya oturun da bize para verin, düşünmeyin, alışveriş edin demenin en somut halidir. Granit kaplamalara basmanın, kışın soğukta ısınmanın, yazın sıcakta serinlemenin, ışıkların, süslerin, şaşaanın bedelini para vererek ve uslu çocuklar olarak ödeyin demek istiyorlar bize. Bizden Alkazar’ımızı, Emek sinemamızı ve sırayla muhtemelen diğerlerini almak istiyorlar ve karşılığında cep sinemalarda fazla kalabalık olmadan büyük büyük alkışlamadan konfor içinde film izleme şansını sunuyorlar. Sokaklara taşan masalarımızı kaldırıp işletme farkı olmaksızın bütün sokak hep beraber içip, gülüp, söyleyip bir arada olmamızı engelledikleri gibi birer birer önce seslerimizi sonra anılarımızı sokaklardan kaldırmaya çalışıyorlar!

Para kazandırmayan Emek Sineması’nı yıkıp yerine “aslını taklit eden” sahte tarihi eserlerin dikilmesine göz yummamızı istiyorlar. Onarılamayacak durumda olan ve içinde yaşayanların hayatlarını tehdit eden yüz binlerce belki milyonlarca yapı varken bir asrı aşkın süredir dimdik ayakta kalan Emek Sineması’nın da içinde bulunduğu Serkildoryan Bloku’na el uzatmanın iddia edildiği gibi “kamu yararına” olma ihtimali asla yoktur ve olamaz. Hele ki yerine, yanı başında iki kaçak katıyla bir ucube gibi yükselen Demirören AVM’nin ikizi yapılacaksa, bu işte kamunun zararı olacağı kesindir. Serkildoryan İşhanı bütünüyle onarılmalı ve kamunun kullanımına iade edilmelidir.
Tüm bunlar ilginizi çekmediyse ve “eee bana ne” diyorsanız, boğazına düşkün herkese hatırlatmakta yarar var. Profiterolüyle ünlü tarihi İnci Pastanesi de Serkildoryan Bloku’nun yıkılmasıyla yerle bir olacak tarihi işletmeler arasında. Ama “ben profiterolümü AVM’de de yer, çok boyutlu filmimi izlemeyi beklerken de zincir kahve mağazalarından birinden aldığım ‘latte’mle vitrinlere bakarım” diyorsanız söyleyecek bir şeyimiz yok. Siz başınızı kuma gömmeye devam edebilirsiniz, bizler Emek’imize sahip çıkıyoruz!

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99