avasas: "Bu maç böyle bitmez!"

Dosya / Yeni Medya

Eki-Szlk1
Yeni Şafak’ta köşe yazarlığı yapan Ali Murat Güven, üzerinden birkaç yıl geçen bir polemiğin ardından, sizi Ekşisözlük’te kullandığınız mahlasla hedef gösteren bir “rövanş” yazısı yazdı. Bu yazının yazılma nedeni ve zamanlaması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Aslında yazı bir rövanş niteliğinde değil. Bir başka yazarın kendisi hakkındaki girdisini sözlük yetkililerine başvurup sildirmiş ve bu yazar hakkında “eşcinsel, saldırgan” gibi ifadelerde bulunmuş, sonra genelde internet medyası, özelde Ekşisözlük üzerindeki hukuki denetim durumlarından bahsetmiş. Bu yazdıklarının benimle hiç alakası yok. Yazının sonlarında bana seslenmiş, “maçı ben kazandım” demiş, yazısının başlığını da bu paragraftan almış. Ne sildirdiği girdinin yazarı benim ne de ben Ekşisözlük’ün bir yetkilisi, bir temsilcisiyim. Benim bir girdimi sildirse ya da ben “bize bir şey yapamazsın” diye meydan okuyan bir sözlük temsilcisi olsam yazısının başlığı bir nebze anlaşılır ama öyle bir durum yok. Algı kapasitesi ile alakalı durumlar bunlar tabii.

Ali Murat Güven’in sizin mahlasınızı hedef göstermesi muhtemelen birkaç yıl önce yaşanan tartışmada en keskin ve sivri muhalefeti yapanlardan biri olmanızdan kaynaklıydı. Peki sizce Ali Murat Güven “maçı kazandı” mı?
Ali Murat Güven olayı fazla kişiselleştirmiş, eğer bir maç varsa o maç Ali Murat Güven’le benim aramda değil; AKP iktidarı ve arkasındaki güçlerin piyasacı, gerici, baskıcı, antidemokratik, tek sesli zihniyeti ile onların karşısında yer alan; Türkiye’nin özgürce ve eşit yaşamak isteyen işçilerinin, emekçilerinin, kadınlarının, gençlerinin, demokratik hak ve özgürlükleri ihlal edilenlerin maçı. Bu bağlamda “maç” zaten bitmez, bu “maç” da sürüyor. Biz kazanana kadar da sürecek. Yoksa Ali Murat Güven girdileri sildirmiş, maç kazandığını sanmış bunlar tali mevzular, ciddiye almaya bile değmez ki Ali Murat Güven böyle bir maçta AKP zihniyetinin takımında bile top toplayıcı olabilir ancak. O takıma girmek için bile yeterli vasıfları haiz değil.

Bu olaydan sonra gerçek hayatta bir baskı, tehdit, linç durumuyla karşılaştınız mı?
Herhangi bir baskı, tehdit, linç girişimi vs. olmadı. Ancak “Ali Murat Güven taraftarı” diyebileceğim bir kısım kişiler çeşitli sözlüklerde, onun bana “ne iyi ayar” verdiğinden falan bahsettiler. Artık idraklerinde mi sorun var, yoksa kötü niyetlerinden mi böyle yapıyorlar bilemeyeceğim. Arkadaşların sağlam ayar anlayışları kendi donanımları ile sınırlı sanırım.

Son dönemde internet kullanıcılarının genelini hedef alan ve şimdilik Ekşisözlük’e karşı cisimleşen bu yıldırma hamleleri hakkında neler düşünüyorsunuz?
Bence planlı bir çalışma bu. Herkesin özgürce fikirlerini paylaşabildiği özgür bir mecra olarak gördükleri interneti zapturapt altına alıp, kendileri açısından dikensiz gül bahçesi haline getirme saikiyle hareket edilen bir çalışma. Mesela Mehmet Baransu burada koçbaşı işlevi görüyor. Ekşi açısından bakacak olursak da bu olanları, bu topraklarda her zaman iş yapmış olan “din elden gidiyor, vurun kahpeye” sloganları ile cisimleşen zihniyetin Ekşisözlük’e yansıması olarak görebiliriz.

Peki bu olaylara istinaden Ekşisözlük’te ve internet genelinde gelişen bir tepki oldu mu? Ekşisözlük yönetimi ve yazarlarının olaya tepkisi ne oldu, destek bulabildiniz mi?
Olaylar Mehmet Baransu ile başlamadı. Geçmiş tarihlerde Adnan Oktar çevresi birkaç defa Ekşisözlük için mahkemeden erişim yasağı kararı çıkarttı ama sözlük yetkililerinin itirazları ile bu yasak kaldırıldı. Geçtiğimiz aylarda yine aynı çevreden Ali Emre Bukağılı’nın şikayetleri ile pek çok sözlük yazarı hakkında soruşturma açıldı, sözlük yazarlarının ifadeleri alındı. Mehmet Baransu vakası şimdilik son halka. Sözlük yazarları hakkında soruşturmalar açılıp yazarlar ifadeye çağrılırken sözlük yetkililerinin soruşturulan yazarlara haklarında soruşturma olduğuna dair bilgi vermemesi sözlük içinde büyük tepkilere neden oldu ve birçok yazar sözlük hesabını kapattı. Bu konuda çeşitli forumlar da açıldı bildiğim kadarı ile. Tepkiler var ama organize değil. Hem soruşturmalara hem de soruşturmaların yazarlara bildirilmemesine karşı bir tepki var.
internet sansur
Yine 22 Kasım “filtrelemesi”nden sonra örneğin evrimi savunan kimi internet siteleri filtreye takılırken, Harun Yahya’nın yüzlerce sitesinden birine bile dokunulmadı. Sizce internetteki görece özgür ortam AKP iktidarını neden bu kadar rahatsız ediyor?
İktidar doğası gereği otoritesine baş kaldıran hatta kendisine mutlak itaat etmeyen herkesten ve her oluşumdan rahatsızdır. İktidarın bu rahatsızlık kaynaklı hukuksuzluklara yeltenmesi halinde onu dizginleyecek olan bağımsız ve demokratik yargıdır ama bu idealde kalıyor tabi. Öte yandan AKP, bir ideolojisi ve ideolojisine koşut dünya görüşü olan bir iktidar. İşte evrimi savunan sitelerin filtrelenip Harun Yahya’nın sitelerine dokunulmamasını da bu ideoloji bağlamında okumak gerekiyor. AKP iktidarını, ikisi özdeş olmamakla beraber, Fethullah Gülen cemaatinden ayrı düşünemeyiz. Cemaat’in ise insanların düşüncelerine kadar her şeyi bilmek ve kontrol etmek gibi bir yaklaşımı var. Önce muhalif sesleri kısmak, ileri aşamada da muhalefeti bitirip toplumu en ince ayrıntısına kadar istedikleri şekilde dizayn etmek hedefindeler. İlk başlarda güç dengesi tam lehlerine olmadığı için taktiksel anlamda kendilerini belli etmeden, sessiz ve derinden çabalarla hedeflerine yürürken artık güç dengesini ele geçirdiklerini düşündüklerinden daha açıktan oynuyorlar. Bugün örneğin Mehmet Baransu “allahıma ve peygamberime küfrediliyorsa demokrat olmak falan umrumda değil. demokrat değilim bu rezillik karşısında. demokratlık batsın” diyebilmiştir. Bir kaç sene önce böyle bir şey diyemezdi. Genel düsturun anlaşılması için Fethullah Gülen’in şu ifadelerini örnek verebilirim: “Dikkatli olmalıyız. Erken harekete geçersek, tepemize binerler. Durmadan hazırlanmalıyız. Zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz. Devlet memuru arkadaşlarımız kahramanlık yapamazlar. Erken vuruş yaparlarsa dünya başlarını ezer. Bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım erken sayılır.” İşte güç ve kuvvet AKP iktidarı sayesinde kendi cephelerine çekildiği için; internet medyası olsun, yazılı medya olsun, demokratik örgütler ve kişiler olsun kendilerine muhalif her kişi ve kurum baskı altına alınmaya ve sindirilmeye çalışılıyor. Bugün özelinde Ekşisözlük, genelde internet medyası da bu baskı ve sindirme eylemlerinin hedefinde yer alıyor.

İnternet medyasının kamuoyu yaratma potansiyeli kuşkusuz çok yüksek. İnternet üzerinden kitleselleşebilen tepkilerin ne derece yeterli olduğunu düşünüyorsunuz?
Bir sosyal medya olgusu var. Arap baharı denilen süreçte yaşananlar sosyal medyanın gücü, yaygınlığı ve kitleleri hareketlendirme potansiyeli için somut örnek oldu. Türkiye’de ise örneğin 2011 Temmuz ayında on binlerce insan sansüre karşı yürüdü ama bence sokağa çıkan insanların sayısı yeterli değildi. İnternetin de başlı başına yeterli bir mecra olduğunu düşünmüyorum. Yazılı ve görsel medya ile, sanal ortam harici etkinlik ve organizasyonlar ile muhalif bir kamuoyu daha sağlam bir şekilde oluşturulabilir. İnternet de bu süreçte en etkili faktörlerden biri olarak kullanılabilir.


filtreEkşisözlük’e neler oluyor?

Miladı birkaç yıl önceye dayanan fakat 2010-2011 yıllarında dozu oldukça artan bir biçimde; Adnan Oktar, Mehmet Baransu gibi tescilli gericilerin başını çektiği kampanyalarla yüzlerce Ekşisözlük yazarı hakkında, uydurma suçlardan oluşan delillere dayanan suç duyurularında bulunuldu. 27 Aralık tarihinde ise bir ilk yaşandı ve “Allah inancını aşağıladığı” gerekçesiyle “sigaram ve ben” mahlaslı Ekşisözlük yazarı hakkında açılan davayı mahkeme kabul etti. Adnan Oktar’ın internet üzerindeki her türden platformla ezelden beri uğraştığı zaten biliniyordu. Örneğin 2011 Mayıs ayında ifadeye çağrılan bir yazarın Radikal gazetesine verdiği beyanda: “Olaylar şöyle gelişiyor. Emniyet’te polis memurları dahi şikayetçi olarak ‘Adnan Hoca’ ismini zikretse de, dilekçede Ali Emre Bukağılı’nın adı var. Bukağılı, Nedim Gürsel’in ‘Allah’ın Kızları’ kitabı da dahil, ‘dine hakaret’ gerekçesiyle daha önce çok sayıda şikayette bulunmuş bir inşaat mühendisi.” Adnan Oktar, tarzı gereği işini Bukağılı gibi “müritleri” aracılığıyla görse de kampanyanın kitleselleştirilmesi ve “yargıyı topyekun göreve çağırmak” işi başkalarına düştü.  Taraf yazarı Mehmet Baransu 22 Kasım 2011’de yürürlüğe girecek internet sansürünün arifesinde; “dine ve peygambere hakaret edildiği” üzerine Ekşisözlük’e karşı bir linç ve kapattırma kampanyasını bizzat başlatmıştı. Bu kampanyanın ardından “dine ve peygambere hakaret” gibi tanımı olmayan, esassız bir suçlamayla yüzlerce sözlük yazarı hakkında suç duyurusunda bulunuldu ve bunların bir kısmı karakollarda ifade vermeye çağırıldı. Yani görünen o ki; gericiliğin, AKP iktidarının gücüyle gemi azıya almasıyla beraber, henüz yargı aracılığıyla sindirilemeyen muhalif odaklar için “yeni suçlar” icat edilmek isteniyor. Gelinen noktada; Ekşisözlük yönetimi, başta sözlüğü kodlayan “ssg” ve sözlüğün resmi avukatı “kanzuk” olmak üzere, mağdur olan yazarlarına herhangi bir politik veya hukuki destek vermekten kaçınıyor olduğundan, sözlüğe yapılan bu saldırıya yazarların kendi aralarında örmeye çalıştığı bir dayanışmayla göğüs gerilmeye çalışılıyor. Sözlük yönetiminin sürece kayıtsız kalması da yazarların ikinci hedefinin yönetim olmasını doğal ve meşru olarak beraberinde getiriyor.


19 Ocak 2010 21 27 39 5051843524Ali Murat Güven kimdir, Ekşisözlük ile derdi nedir?

Kendi ismini taşıyan başlık altındaki eleştirilere kafası bozulup 10 Kasım 2007’de Yeni Şafak’taki köşesinden “Ekşi Sözlük’ü ‘Jakobenizm’in vicdanına bırakmamalıyız” başlıklı bir yazı yazan ve “Sizler de aynı şeyi yapın dindar gençler! Buradan hepinize acilen duyuruyorum; “Ekşi Sözlük”, uzun bir aradan sonra yeni yazar alımlarına başlıyormuş. Türk toplumunun ortak değerlerinin bir yansıması niteliğindeki bu önemli iletişim platformunu boş bırakmayıp mutlaka üye olun ve hayatın her cephesi gibi orada da varlığınızı hissettirin.” diyerek tabiri caizse Ekşisözlük’e karşı bir cihat çağrısı yapan “muhafazakar bir sinema eleştirmeni”dir Ali Murat Güven. Güven’in ardından aynı gazetede köşe yazarlığı yapan Yusuf Kaplan da 4 Aralık 2007’deki “Ekşi Sözlük: Paganografik çöplük ve sanal şiddet” yazısı ile linç kampanyasına destek vermişti. Güven’in kopardığı yaygaranın peşine takılan Kaplan “...Ekşi Sözlük’te, üç tip, kafayı takmış durumda bana: Avasas, hotagu ve loststone “nickname”lerini kullanan tipler. Üçü de benden değil, İslâm’dan nefret eden tipler bunlar. Özellikle “Avasas” nickname’ini kullanan “yüzsüz”, nasıl olsa hiç bir hukûkî yaptırımı yok diye aşağılık saldırılarda ve hakaretlerde bulunmaktan çekinmiyor. Aşağılık biri olmasa bu kadar aşağılaşmaz.” diyerek işi sözlük yazarlarını hedef göstermeye kadar vardırmıştı. Bu gündemin ardından geçen 4 yılda konu bu denli çok alevlenmese de, Ali Murat Güven 11 Aralık 2011 tarihinde “Farkındasın değil mi Avasas, maçı ben kazandım” başlıklı bir yazı yazdı ve Ekşisözlük’e karşı başlatılan gerici akının “meyve vermeye” başlamasından dolayı, yıllar evvel başlayan bu polemiği kendince attığı zafer çığlıklarıyla, o dönemde bu zihniyete karşı en amansız mücadeleyi verenlerden “avasas” mahlaslı yazarı tekrar hedef göstererek yeniden gündeme getirdi.



Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99