Anti-profesyonelliğin simgesi “Devrimci Socrates”

socratesSocrates hiçbir dönem profesyonelliğin gerektirdiği apolitizmin politikasını yapmadı; tam aksine eline geçen her fırsatta futbolu politikleştirmenin araçlarını geliştirmeye çalıştı. Brezilya halkının faşist cunta rejimine karşı tepkilerini yeşil sahalara taşıyan adam oldu.

4 Aralık 2011 tarihinde kaybettiğimiz dünyaca ünlü Brezilyalı futbolcu Socrates’i en iyi özetleyen kelime “anti-profesyonel” olsa gerek… Endüstriyel futbolun rol-model olarak sunduğu “profesyonel futbolcu”nun yapmaması gereken ne kadar şey varsa hepsi Socrates’de fazlasıyla mevcut! Futbola bakışını “Düşünen futbolcu çok koşmaz, çok koşan futbolcu da düşünmez” diyerek özetleyen Socrates kendine has topuk pasları ile 1982 Dünya Kupası’nın simge isimlerinden biri oldu. Kazanma yolunda her yolu mübah görmeyen, “önce oynayan” “sonra kazanan” bir takım olan Socrates’li Brezilya’nın, yarı finalde “top geçer adam geçmez” diyen “kazanma odaklı” İtalya’ya yenilerek elenmesi ise Socrates’in “profesyonel” anlayışa karşı ilk ve tek yenilgisi oldu. Socrates bu yenilgiden hiç ders çıkarmadı; zira onun profesyonellikten alacağı bir ders de yoktu. Yıllar sonra 2010 Dünya Kupası’nda Brezilya milli takımının teknik direktörü Dunga’yı eleştirirken şöyle diyordu: “Dunga Brezilya’nın en gerici bölgelerinden gelmiş birisi… Onun takımının Brezilya’yı yansıttığını düşünmüyorum. Onun takımı bürokratik ve muhafazakar bir yapıya sahip. O yüzden bu Brezilya’yı ben de sevmiyorum.” (1)

Sadece futbol anlayışıyla değil özel yaşamıyla da Socrates tam bir “anti-profesyonel”di. Sonra ölümüne de neden olacak alkol ve sigara Socrates’in yaşamından hiç eksik olmadı. Kendi yaşamı üzerindeki denetimi ne klüp yönetimlerine, ne de ahlakçı medya patronlarına bıraktı. Saha dışında sigarasını tüttürürken görüntülenmek onun için can sıkıcı bir dert olmaktan çok uzaktı; saha içinde bir “futbolcu” olan Socrates, sahanın dışında ise özgür bir insandı! Özgürlüğünden kamp dönemlerinde bile vazgeçmedi. Maçtan bir gün önceki zorunlu kamp uygulamalarına karşı çıktı. Socrates’e göre futbolcunun da, diğer çalışanlar gibi, işe gitmeden önce evinde kalmaya, eşiyle ve çocuklarıyla zaman geçirmeye hakkı vardı. Corinthians takımında 6 ay süren mücadele sonrasında zorunlu kamp uygulaması kaldırıldı. Sezon sonunda şampiyon olan Corinthians’lı futbolcular, Corinthians Demokrasisi’ni ilan edercesine Socrates’in önderliğinde sahaya sırtlarında “demokrasi” yazan formalarıyla çıktılar. (2) Socrates’in anti-profesyonelliği, endüstriyel futbolun disiplin uygulamalarına karşı önemli bir zafer kazanmıştı.

Socrates hayatının hiçbir döneminde “işini yapmakla meşgul olan haddini bilen bir futbolcu” portresi çizmedi. “Profesyonel bir futbolcunun nesine gerek” dedirtecek işler yaptı. Tıp fakültesini bitirdi ve “doktor” diye anılmaya başladı; üstüne bir de felsefe doktorası yaptı ve Brezilya halkından “filozof futbolcu” ünvanını aldı. Bütün bunlar “entelektüel birikim” dışında pek bir şey ifade etmeyebilir; ama bunların ne kadar çok şey ifade edebileceğini neo-liberalizmin günümüz futbol dünyasındaki yansımaları olarak niteleyebileceğimiz Sergen Yalçın, Hakan Şükür ya da Tanju Çolak gibi isimlerin entelektüel kapasitelerini düşünüp öyle konuşmak da gerekebilir!

Günümüz futbolcusuna “ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” dedirten endüstriyel futbola meydan okuyan Socrates hiçbir dönem profesyonelliğin gerektirdiği apolitizmin politikasını yapmadı; tam aksine eline geçen her fırsatta futbolu politikleştirmenin araçlarını geliştirmeye çalıştı. Brezilya halkının faşist cunta rejimine karşı tepkilerini yeşil sahalara taşıyan adam oldu. Brezilya’da 1984 yılında yeniden parlamenter sisteme geçilmişse, bunda “Hak Şimdi” kampanyasında cisimleşen demokrasi mücadelesinin Socrates aracılığıyla popülerleşmesinin de payı oldu. Kampanyaya aktif destek veren Socrates, sahaya çıkarken taktığı meşhur saç bandına “demokrasi” yazdırdı. Saç bandına yazdırılmış bir “demokrasi” sözcüğünün, hapishanelerde, sokaklarda katledilmek pahasına verilen mücadelenin yanında lafı edilmez belki; ama söz konusu olan, attığı golü –net olmayan ifadelerle de olsa- “bütün halkların şehitleri”ne armağan eden Arda Turan’ı siyasetten men eden “profesyonel futbol” ise, Socrates’in ne kadar önemli bir iş yaptığı daha iyi anlaşılabilir.

Futbolun neden bir mücadele alanı olarak tanımlanması gerektiği konusunda ise sözü kendi deneyimlerini aktaran bu “devrimci futbolcu”ya bırakalım ve bitirelim: “Corinthians Demokrasisi’yle yarattığımız momentum harikaydı. Futbol gerçekten popüler olduğundan ve sürekli göz önünde olduğumuzdan dolayı ülkede polemik yaratacak ve özgürlüklerle ilgili, işçi ve işveren olmakla ilgili her mecliste tartışılacak bir eylem yaratmayı başardık; ki nüfusun büyük çoğunluğu için demokrasiden bahsetmenin tahayyül edilemeyeceği zamanlardı”. (3)

Saygıyla anıyoruz.

Kaynaklar:
(1) www.tersyuz.org
(2) www.evrensel.net    
(3) www.muhalefet.org

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99