32 yıl önce bu ay: Tariş olayları

taris11980 yılının darbeye kadarki dönemi işçi eylemleri açısından oldukça hareketli bir dönemdi. Bu hareketler basında sıkça “devlet düşmanlığı” ve “enflasyonun temel sebebi” olarak yansıtıldı. Tariş’te yaşananlar ise o zamanlar (belki de darbe anlatılarında hala olmayan) meşhur 24 Ocak Kararları’nın nasıl uygulanacağına dair ipuçları barındırır. Çünkü Tariş fabrikaları dönemin iktisadi-politik çatışmalarının birebir görüldüğü, hükümet politikalarının özelleştirme kapsamında hedef aldığı Kamu İktisadi Teşekküllerinin (KİT) en büyüklerinden biridir.

Çiğdem Oğuz

Bundan tam 32 yıl önce Ocak ayında, Tariş İzmir’de Türkiye’nin en büyük işçi direnişlerinden biri gerçekleşti. Tariş’te fabrika işgalleri zamanla gecekondulara da yayıldı ve yüzlerce insanın toplu mücadelesine dönüştü. Bugünden bakıldığında bu olaylar hem darbe öncesine hem de işçi hareketine dair çok şey anlatıyor.

1980 yılının darbeye kadarki dönemi işçi eylemleri açısından oldukça hareketli bir dönemdi. Bu hareketler basında sıkça “devlet düşmanlığı” ve “enflasyonun temel sebebi” olarak yansıtıldı. Tariş’te yaşananlar ise o zamanlar (belki de darbe anlatılarında hala olmayan) meşhur 24 Ocak Kararları’nın nasıl uygulanacağına dair ipuçları barındırır. Çünkü Tariş fabrikaları dönemin iktisadi-politik çatışmalarının birebir görüldüğü, hükümet politikalarının özelleştirme kapsamında hedef aldığı Kamu İktisadi Teşekküllerinin (KİT) en büyüklerinden biridir. Bu yazıda, darbe öncesi KİT’lerin dönüşümünde işçi hareketinin gücüne, hareketin sendikayla ilişkisine de değinerek dönemin bir resmini çizmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere KİT’ler ithal ikameci ekonomi politikası çerçevesinde, 1960’lardan itibaren yurtdışından ithal edilen malların yurtiçinde üretimini sağlamak amacıyla devlet eliyle kurulmuştu. Bu iktisadi modelde ülke içi üretim yüksek gümrük duvarlarıyla korunuyor ve kurulan fabrikalarda binlerce işçi istihdam edilerek işsizliğin önüne geçmek amaçlanıyordu. 70’lerin sonunda kriz döneminde, KİT’ler artık devletin üzerinde bir yük olarak görülmeye başlanmış, enerji ve hammadde kısıtlılığı sebebiyle bazıları beklenen üretimi yapamamış ve üretimden sübvansiyon dışında kâr etmek isteyen işverenler tarafından özelleştirilmeleri istenmişti. Serbest piyasa sayesinde KİT’lerde üretilen malların fiyatları piyasa tarafından belirlenecek, böylece karaborsa son bul-durul-acak ve hükümet KİT’lerde ortaya çıkan bütçe açığını kapatmak için karşılıksız para basmadıkça enflasyon da düşürülecekti. Sübvansiyonun kalkması ise çoğu işçiyi işsiz bırakmak anlamına geliyordu. İşten atmaların yoğun olduğu 1979 yılında, 10 bine yakın sendikasız işçi başta olmak üzere DİSK’e bağlı 4 bin işçi işsiz kaldı.

Aynı zamanda, KİT’ler hükümete doğrudan bağlı olduğundan hükümette yaşanan bütün değişiklikler buralarda yankısını buluyordu. Özellikle işe alım ve işten çıkarma süreçleri hükümetlerin kendilerine politik destek sağlamaya yönelik birer aracıydı. Dönemi yaşayanların anlatımıyla Tariş, siyasi partilerin elinde değişik uygulamalara maruz kalmaktaydı. Milliyetçi cephe hükümetleri döneminde ülkücüler işe alınıyor, sendikalı işçilere yönelik çeşitli baskılar uyguluyorlardı. Bu baskıları Tariş Olayları belgeselinde olaylara tanıklık eden işçilerin ağzından duymak mümkün: “1976 yılında içeride haraç topluyorlardı. Ustaları sıkıştırıyorlardı. Usta geliyordu ağlıyordu ‘Kardeşim siz bu parayı vermezseniz beni öldürürler’ kadınlar ne yapsın veriyorlardı.” (Z. Korkmaz, Tariş iplik fabrikasında işçi) İşçilerin anlatımı dışında, yine aynı belgeselde yer alan, 27 Şubat 1977’de dönemin Adalet Partisi İzmir milletvekili Talat Asal da Süleyman Demirel’e bir mektup yazmış, Ülkücü İşçiler Derneği’nin piyango biletlerinin, çekiliş zamanı geçmiş olmasına rağmen AP’li işçilere 50 Lira karşılığında zorla satıldığını söylemiştir. Aynı mektupta kadın işçilere yönelik tacizleri ve fabrikadaki işkence odalarını da anlatmıştır.

Adına Tariş Olayları dediğimiz bir dizi mücadele, 1979 yılı sonlarında Demirel’in yeni hükümeti kurmasıyla başlar. DİSK’in 1980 yılı faaliyet raporuna göre, Tariş yönetimi de hükümetle birlikte derhal değişir ve işten çıkarma tehlikesinin öngörülmesi üzerine fabrikalarda kolektifler kurulur. Tahmin edilen işten çıkarmalar 28 Aralık 1979’da başlar ve esas çatışmanın başladığı 22 Ocak’a kadar milliyetçi cephe sempatizanları işe alınır. 22 Ocak günü polis ve jandarma 11 bin işçinin çalıştığı Tariş fabrikalarına arama yapılacağı bahanesiyle baskın yapar. Fabrikadaki bu arama polis ve jandarmanın makinelere zarar vermesiyle sonuçlanır, işçiler ise makinelere verilen zarar yüzünden fabrikanın tatil edilip işten atılmaların sessizce gerçekleşeceğini anlayıp fabrikayı işgal kararı alırlar. Olaylar İzmir ve İstanbul’daki üniversitelerde de yankısını bulur ve DİSK 26 Ocak’ta İzmir’de bir miting düzenleyip ardından genel grev kararı alır. Fakat nedense önce fabrika işgalini bitirmek gerektiğini ilan eder. İşçiler sendikadan bekledikleri direniş desteğini bulamazlar ve hareket sendikayı ve fabrikayı aşıp gecekondulara, işçi mahallelerine yayılır.
6 Şubat’ta hükümet Tariş’te bir haftalık ‘tatil’ ilan eder. Bu ‘tatil’ işçiler tarafından bir daha fabrikanın kapılarının kendilerine açılmayacağını düşündürür. Zira aynı ilanda protestolara ve eylemlere karışanların tespit edileceği ve gerekirse işten atmaların da gerçekleşeceği, bunun işverenin doğal hakkı olduğu da belirtilmektedir. Böylece Tariş, 15 Şubat’a kadar sürecek, Çiğli, Gültepe, Çimentepe gibi işçilerin ailelerinin oturduğu mahalleleri kapsayan, Dev-yol, Kurtuluş gibi farklı sosyalist örgütlerin de harekete katıldığı büyük bir direniş haline gelir. Gültepe mahallesinde 8 gün süren barikatlı direnişin ardından yaklaşık 400 kişiyle birlikte Belediye Başkanı Aydın Erten de gözaltına alınır ve ertesi gün Milliyet’te kendisinin “bilinmeyen bir sebeple hastanede olduğu” haberi çıkar.

Polis en uzun direnişin olduğu iplik fabrikasına girdiğinde 700 işçiyi gözaltına alır ve 15 Şubat’ta İzmir’de sıkıyönetim ilan edilir. Gözaltı “ihtilattan men” kanunu altında yaklaşık üç ay sürer. Bu, avukatlarla dahi bütün iletişimin yasaklanması demektir. Tanıkların anlatımıyla bu dönem, ayaklarından yatağa bağlı vaziyette, yemek yerken bile ellerinin bağlı olduğu bir işkence dönemidir. Birçok eylemci 10 yıl ve üzeri hapis cezası alır. Gecekondu direnişlerine katılan eylemcilerden ise idam cezası alanlar olur. Gültepe davası Dev-yol davasıyla birleştirilir ve 1984 yılında iki infaz gerçekleştirilir. İlyas Has ve Hıdır Aslan, Kenan Evren’in meşhur “Hainleri asmayıp da besleyecek miyiz?” sözlerinin ardından idam edilir.
İthal ikameci dönemin sonunu ilan eden 24 Ocak Kararları ilk yankısını Tariş’te buldu. Kenan Evren’in “iç mihraklar” dediği Tariş işçilerinin direnişi görülmemiş derecede sert bir şekilde bastırıldı. Basın, işçiler üzerine yalan haberlerle doldu. 12 Eylül arifesinde Türkiye’yi, zamanın ekonomisini temsil eden KİT’leri ve işçilerin içinde bulunduğu durumu Tariş özelinde anlamak mümkün. Darbe anlatılarında bu olayların, işçilerin verdiği yaşam mücadelesinin, fabrikaların darbe öncesi devlet ve basın işbirliğiyle nasıl terörize edildiğinin, sendikaların hareket karşısında çekimser kalmasının akılda tutulması gerekir.

* Dostluk ve Dayanışma Vakfı, “Tariş, Çimentepe, Gültepe Direnişi Belgeseli,” 2008.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99