3. sayfadan sürmanşete “iki harf”ten ibaret hayatlar

kadinErkeğin eve bakması, kadını ve çocukları koruması, kadının ise neslin devamını, çocuklarla birlikte erkeğin bakımını yapması ve sadık kalması üzerine kurulu kapitalist aile yapısı çöküyor.

Bahar Alimoğlu

Taciz, tecavüz, dayak, işkence... Kadına yönelik fiziksel şiddet her geçen gün artıyor. Resmi ve gayri resmi rakamlar örtüşmese de ortaklaşılan 2 nokta var: Şiddet artıyor ve görülen-duyulanlar gerçeğin sadece bir kısmını teşkil ediyor.

Adalet Bakanlığı, Türkiye’de kadın cinayetlerinin %1400 arttığını ve 2002-2009 yılları arasında 4.410 kadının öldürüldüğünü açıkladı.

İHD’nin raporuna göre 2005-2011 yılları arasında 4190  cinayet ve 3074 tecavüz vakası yaşandı, 2011’in ilk 8 ayını baz alan verilere göre her 100 kadından 16’sı cinsel şiddete uğradı.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2011 yılında 160 kadın, eşleri, sevgilileri, babaları ve en yakınındaki erkekler tarafından öldürüldü. En az 610 kadın cinsel tacize maruz kaldı, 179 kadın tecavüze uğradı.

Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı’nın açıklamalarına göre 2010 yılının ilk 7 ayında 226 kadın cinayete kurban gitti, 478 kadın tecavüze uğradı, 722 kadın taciz edildi, aile içi şiddet kapsamında 6423 kadın şiddete maruz kaldı.

TÜİK verilerine göre cinsel saldırı suçlarında son 5 yılda %30 artış meydana geldi. Buna göre 2006’da 528, 2007’de 473, 2008’de 577 ve 2009’da 652 kadın tecavüze uğrarken, 2006 yılında 489, 2007 yılında 540, 2008 yılında 589, 2009 yılında 624 cinsel taciz olayı yaşandı. 2005-2010 yılları arasında, 100 binin üzerinde kadın cinsel saldırıdan mağdur oldu.
Gazetelerin 3. sayfalarından manşetlere taşındı iki harften ibaret isimleriyle kadınlar: A.G., H.Y., M.N... Şefika Etik’e ise gerçek adı ve çıplak ölü bedeniyle 7 Ekim tarihli Habertürk Gazetesi’nin sürmanşetini süsleme şansı tanınmıştı. Ölüsüyle, dirisiyle hizmet etti kadın ataerkiye... Kimisi çocuk yaşta, kimisi sevmediğiyle, kimisi tecavüzcüsüyle evlendirildi; çoğu zaman sıcak aile masallarının anlatıldığı evlerinde çocuklarının gözü önünde, bazen güpegündüz yol ortasında öldürüldüler, koca dayağından kaçarken minibüsün altında kalarak can verdiler.
Yasal koruma talep eden kadınların çoğuna koruma sağlanmadı. Koruma talep eden, Savcılığa suç duyurularında bulunan ve göz göre göre cinayete kurban edilen kadınlardan Halime Ceviz, Müzeyyen Yanık, Hayriye Yakıcı isimleri sadece hatrımızda kalanlar. Gerçi polis korumasındayken ölenler de var ya da sığınma evine giderken, sığınma evinden çıktığı anda öldürülenler... Bu yazı yazılırken Adıyaman’da aile içi şiddete maruz kalan genç bir kadın, 3 polis nezaretinde gittiği evinde kardeşleri tarafından öldürüldü! Şaşırmamak lazım, İzmir Karabağlar Karakolu’nda Fevziye Cengiz’in maruz kaldığı muameleyi hatırlayın! Asayişin bekçisi polis, dayağın gerekçesini “konsomatris” iddiasıyla ballandırıyor; adaletin bekçisi yargı 13 yaşındayken 26 kişiye pazarlanan bir kız çocuğunu suçlu buluyor! Bu ülkenin başbakanı bile eyleme katılan bir kadının bekaretini sorgulayabiliyor. Teklifi reddetmek, ayrılmak-boşanmak istemek, erkeklerle konuşmak, çarşıda-pazarda çok gezmek, bazen boyun eğmemek bazense sadece “kadın ciğerleri”ne havayı çekmek yeterli namus veya kıskançlık cinayetine konu mankeni olmak için. Dekolte giymek ağır tahriğe girer, kot pantolon varsa tecavüz değil istek ve irade söz konusu, İETT otobüsünde kol kola durmaya “burası seks otobüsü değil” dayağı, metrobüste şortla oturmaya yumruk cezası, akşam  televizyonda Fatmagül’ün suçu,  Ali Kaptan’ın karısına tecavüzü...

Yasal önlemler yetersiz ama bu sorunun sadece küçük bir kısmını ifade ediyor. Böyle bir sınıf egemenliğine dayalı devlet sisteminde kadın ve kadın bedeni üzerinde kurulan tahakküm kaçınılmaz oluyor. Neoliberal muhafazakarlık, ekonomik çöküntü, işsizlik gibi faktörler bu sistemin temeline balta vururken ilk yıkılmaya başlayan kendi kurumları oluyor; bu kurumların en başında da toplumun temeli “aile” geliyor. Erkeğin eve bakması, kadını ve çocukları koruması, kadının ise neslin devamını, çocuklarla birlikte erkeğin bakımını yapması ve sadık kalması üzerine kurulu kapitalist aile yapısı çöküyor. Erkek egemen sistem çöküyor. Kadın cinayetlerinin çoğunun alt ve orta gelir düzeylerindeki ailelerde ve kadının boşanma ya da ayrılmayı istemesi üzerine gerçekleştiği düşünüldüğünde aile kurumunun “ana sözleşme”sinin önce erkek tarafından ihlali yani ekonomik gereklerin yerine getirilememesi yoluyla delindiği ve kadının da kendi rolüne düşen gerekleri yerine getirmek istememesine yol açtığı farkedilebilmektedir. Erkeğin ekonomik üstünlüğü kaybolduğunda kadın üzerindeki tahakkümü de zayıflamaktadır. Ve erkeğin elinde o tahakkümü yeniden kurabilmenin tek yolu kadına şiddet uygulamasıdır. Çelişki büyüyüp, egemen zayıfladıkça şiddet ‘kaçınılmaz’ olmaktadır. Artan kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddet verilerini bu gözle okumak gerekiyor.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99