ESP Genel Başkan Yardımcısı Alp Altınörs: “HDK halklarımızın birleşik alternatifidir”

Dosya: Sosyalist Sol Konuşuyor

emperyalist-mudahale-isyan-golgeleyemez-2Son dönemde solda birlik tartışmaları yaşanıyor. Bazı girişimler var ve çeşitli çevrelerden birlik ve ortak mücadele çağrıları yapılıyor. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) solda birlik ve ortak mücadele konusundaki görüşü nedir?
Partimiz, faşist rejime, arkasındaki emperyalist dünya düzenine ve bekçiliğini yaptığı kapitalist sömürü düzenine karşı; bu rejimin Kürt ulusu üzerindeki sömürgeci-inkarcı boyunduruğuna karşı ezilenlerin en geniş cephesinin oluşturulmasından yanadır. Emekçi solunun mücadele birliğini ve burjuva soluyla araya kalın ve net çizgiler çekilmesini savunmaktadır. Bu bakımdan ezilenlerin bağımsız siyasal hattının oluşturulmasını, solda mücadele birliğinin önkoşulu olarak görmekteyiz. Burjuva soluyla (CHP, SHP vb.) ittifak arayışları ezilenlerin saflarını bölen, onları egemenlere yedekleyen bir rol oynamıştır her zaman. Diktatörlüğe karşı ulusal demokratik bir direnişin öncüsü konumundaki Kürt hareketiyle ilişkilerimizi de bu stratejik çerçeve içinde ele alıyoruz.

Geçtiğimiz sene içerisinde Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin (ÖDP) sola yönelik “cepheleşme” ve “birleşik devrimci merkez” çağrıları oldu. Bu çağrılara -basına yansıdığı kadarıyla- ESP’den herhangi bir yanıt verilmedi. ESP bu çağrıları nasıl değerlendirdi ve neden yanıtsız bıraktı?
Basına yansımamakla birlikte, partimizle her iki dost parti arasında, bu çağrılar zemininde ikili görüşmeler gerçekleşmiştir. Her iki partiyi de “emekçi solu” kapsamında görmekteyiz ve ittifak ilişkileri geliştirmeye de açığız. Ancak, önemli olan çağrının içeriğidir.

TKP’nin “cepheleşme” çağrısının ekseninde “cumhuriyetin savunulması”; yani mevcut köhnemiş devlet düzenine sahip çıkılması duruyordu. Biz yeni bir cumhuriyeti, bir işçi-emekçi cumhuriyetini, halk konseylerine dayanan devrimci demokratik bir cumhuriyeti savunuyoruz. Tarihinin her gözeneğinden kan damlayan halk düşmanı faşist rejimin savunulması anlamına gelecek bir hattı benimsememiz söz konusu olamaz. Bizim savunduğumuz cepheleşme; devlet-halklar, ezen-ezilen, emperyalizm-işbirlikçiler, emek-sermaye gibi eksenlerde gerçekleştirilmelidir. Egemenlerin dayattığı “laik-İslamcı” gerici saflaşması ekseninde olamaz.

ÖDP’li dostlarımızın çağrısı ise genel çerçevesi ile katıldığımız bir çağrı olmakla birlikte hangi formda gerçekleşeceği henüz netleşmemiş bir birlik arayışıdır.

ESP, 2011 genel seçimlerinde Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’na katılmadığı halde seçimden sonra Blok’un devamı niteliğinde olan Kongre Hareketi’ne dahil oldu. Bunun nedeni nedir? Parti olarak nasıl bir değerlendirme yaparak sürece dahil oldunuz?
Partimiz ezilenler arası birlik arayışlarının seçim pazarlıklarına tabi bir tarzda ele alınmasını eleştiregelmiştir. Bu seçimlerde de öyle olmuştur. Bu nedenle, seçim dönemine özgü bir durum olarak partimiz, Blok’la yollarını ayırmıştır. Kongre Girişimi ise, emekçilerin ve ezilenlerin birliğini sağlamaya yönelik uzun soluklu bir girişim olarak ortaya çıkmıştır. Partimiz AKP ve CHP’nin (iki ana düzen partisinin) dışındaki alanda oluşan ve ezilenlere ait bir siyasal oluşum meydana getiren bu sürecin içinde aktif biçimde yer almıştır.   

Kongre Hareketi ilk kongresini yaptı. Bu hareket nasıl bir rota izliyor? Partileşme yolunda mı ilerliyor? ESP olarak bu hareketin ilerleyişinden beklentiniz nedir? Nasıl bir ilerleme sizin tarafınızdan “başarılı” olarak değerlendirilir?
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), ezilenlerin ortak cephesini kurma iddiasıyla yola çıktı. 15-16 Ekim’de Ankara’da 1000’e yakın delegenin katılımıyla çok coşkulu ve canlı bir kongre yapıldı. Kongre, bir program ve tüzük benimsedi, kendi ismini koydu ve bir Genel Meclis seçti. İyi bir başlangıç yapıldı. Bu başlangıcın arka planında 70’i aşkın ilde yürütülen kongre çalışmaları, yapılan halk toplantıları, delege seçimleri vardı. Halklarımızın birleşik bir politik alternatife olan açlığı elle tutulacak kadar somut. Bu girişim, Samsun’da 300 kişiyle toplantı yapıyorsa, Konya’da, Kayseri’de 400-500 kişilik halk toplantıları düzenliyorsa, maya tutmaya başlamış demektir. İş, bunun arkasını getirmekte. Bu da siyasal gelişmeler karşısında HDK’nın sergileyeceği mücadele gücüne bağlıdır. Kongre kuruluşunu ilan etti ama pratikte sokakta kurulacaktır. Sol-sosyalist kesimler ile Kürt özgürlük hareketinin ortak yürüyüşü, doğuracağı enerji ve açığa çıkaracağı siyasal hatla yeni bir kanal açabilirse başarılı olacaktır. HDK sol-sosyalist hareketleri kitlelerle buluşturur, Kürt ulusal hareketini de Batı’daki halkla kaynaştırabilirse her iki hareket için de bu yürüyüş sınırların yıkılması anlamına gelecektir.

“Kongremiz, tüm demokratik muhalefet güçlerinin mücadele alanlarını, ortak mücadele alanı olarak görür.” Bu ayırt edici bir çizgidir. Ezilenlerin farklı mücadele gündemlerini, ortaklaşma zemininde buluşturma iddiası ete kemiğe bürünürse Kongre başarılı sayılacaktır.

Kongremiz aynı zamanda kadının siyasette inisiyatif üstlendiği, işçi-emekçilerin siyasi mücadeleye çekildiği, Kemalist resmi ideoloji tarafından inkar edilen ve zorla Türkleştirilen halkların seslerini (anadillerinde) yükselttiği, sermayenin doğa talanına itirazların birleştirildiği, homofobinin lanetlendiği, gençliğin öncü bir rol oynadığı yeni bir siyaset tarzını yaratma çabasıdır. Bu filizler tutarsa Kongre başarılı olmuş demektir.

Kongremiz, Kürt ulusal devriminden, onun yarattığı değer ve mevzilerden esinlenmektedir. Ama o, temel olarak Batı’nın, Türkiye cephesinin mücadele ihtiyaçlarını yanıtlamaya odaklanmıştır. Yoksa DTK’nın kötü bir kopyası olur.

HDK, Batı’da devrimci-demokratik bir merkez haline gelebilirse, başarılı sayılacaktır.

Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı saran, oradan Avrupa ve ABD’ye sıçrayan “Ekmek ve özgürlük isyanları”nı kucaklayabilecek bir odak yaratabilirse kongre başarılı sayılacaktır.
Birliğin biçiminin salt bir “çatı partisi” olmaması, Kongre’yi öncelemesi, ona hayatiyet kazandırmış, benzerlerinin akıbetine uğramaktan korumuştur. Kongre, parti kurma konusunda prensip kararı almıştır. Ancak bu partiye tüm Kongre bileşenlerinin üyeliği zorunlu değildir. Parti esasen seçimlerde işlevli olacaktır. Günlük siyaset ise Kongre ve onun yerel ayakları olan il-ilçe meclisleri üzerinden yapılacaktır.

Kongre Hareketi çok parçalı bir yapıya sahip. Hareketin bütün bileşenlerini bir araya getiren ortak zemin nasıl oluştu? Belirli konular üzerinde siyasi tartışmalar yürütüldü mü? Ortaklaşma nasıl sağlandı?
Kongre içinde BDP, KADEP gibi Kürt ulusal partilerinin yanı sıra, ESP, EMEP, EDP gibi sol-sosyalist partiler de yer almakta. Çevre, kadın, gençlik, LGBT hareketleri var. Bütün bu akımların çeşitlilik arz eden bir politik-ideolojik yelpaze oluşturduğu açıktır. Kongre bileşenlerinin tümünü içerebilecek bir program hazırlandı. Ancak bu programda ezilenlerin bütün mücadele başlıkları yer almaktadır. Kapitalist emek sömürüsüne de söyleyecek sözü vardır programın, emperyalist boyunduruğa da. Bazı dostlarımızın ileri sürdüğü gibi “kimlik mücadelesi”nden ibaret bir program değildir. Sosyal içeriği güçlüdür. Emek mücadelesini temel eksenlerinden birisi olarak ilan etmiştir. Kadın özgürlük mücadelesini, doğa ve yaşam alanlarının savunulmasını, gençlik hareketini, demokrasinin kazanılmasını içermektedir. İlk Kongrede aldığımız politik mücadele kararları da bu çerçeveyi yansıtmaktadır. Kuşkusuz bu kararlar yaşamın-pratiğin sınavından geçmelidir, geçecektir.

Son dönemdeki en önemli siyasi saflaşmalardan biri olan Anayasa referandumunu ele alacak olursak, Kongre hareketi içinde hem “Evet”, hem “Hayır” hem de “Boykot” cephesinde yer alan çevreler var. Sizce bu hareket Anayasa referandumu benzeri siyasi saflaşmalarda net bir tutum almayı başarabilir mi? Siyasi farklılıklar, bu gibi durumlarda sorun oluşturmaz mı?
Referandumdaki tutumlar asla rastlantı değildi. “Evet” ve “Hayır” tutumlarını benimseyenler, egemen sınıfların iki kanadının yedeğine düştüler. Ezilenlere ait tutarlı demokratik ve bağımsız tutum “Boykot”ta cisimleşti. Ancak kimi dostlarımızın bu yanlış tutumlara sürüklenmesinde emekçilere ve ezilenlere ait ve düzen partilerinden bağımsız bir siyasal alanın bulunmaması da etkili oldu. Aslolan, egemen sınıfların Türk-İslam sentezci ve ulusalcı-şovenist kanatlarının her ikisine karşı ezilenlerin bağımsız siyasal hattının inşa edilmesidir. Eğer siyasal mücadelenin gelişimine bu doğrultuda müdahale edemezse HDK varlık hakkını kazanamaz.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99