Demokratik Haklar Federasyonu: “Birlik ve ayrışmada belirleyici olan ideolojidir”

Dosya: Sosyalist Sol Konuşuyor



dhf eylem 1Türkiye solunda, farklı mecralarda da olsa bir süredir yürüyen birlik tartışmaları var. Bunlardan ilki Çatı partisi ekseninde bir yan yana gelişi ifade ediyor. DHF bu girişimi nasıl değerlendiriyor?

Çatı partisi tartışmaları uzunca zamandır Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) ve öncelleri tarafından gündemde tutulmaktadır ve bu tartışma platformu etrafında dünden bugüne, hemen hemen aynı politik kuvvetlerin bir araya geldiği görülmektedir. Bu bakımdan geçtiğimiz haftalarda sonuçlanan ve “Kongre Partisi” olarak ilan edilen yönelimin yeni olmadığını ifade etmek isteriz.
DHF, bu girişim içerisinde yer almamaktadır ve önümüzdeki süreçte de yer almayı düşünmemektedir. Bağlamları farklı olsa da aynı öze sahip olduğunu düşündüğümüz TKP ve ÖDP’nin girişimleri içerisinde de yer almayacağız.

Sadece, Yarınlar Dergisi’nin geçen sayısında yer alan EMEP, ÖDP ve TKP değerlendirmeleri dahi “birlik” çağrılarının mahiyetini sergilemesi bakımından oldukça çarpıcıdır. “Çatı”, “cephe”, “merkez” girişimlerinin çağrıcıları farklı olsa da ve her bir çağrıcı diğer çağrıcılarla arasında “önemli farklar” olduğunu düşünse de kanımızca birbirlerine oldukça yakın bir çizgide hareket etmektedirler. Bu durum, verilen yanıtların darlığı ve sınırlılığıyla da kendisini ortaya koymaktadır.

“Kürt sorununa barışçıl çözüm; laikliğin gerçek temellerine oturtulması; neo-liberal ekonomi politikalarına karşı mücadele; doğanın korunması için mücadele; ırkçılığa, milliyetçiliğe ve dinci gericiliğe karşı mücadele” başlıkları üzerinden yükseleceği söylenen Kongre Partisi, “ideolojik bir birlik olmadığı”, “AKP’yi geriletecek bir odak olmayı hedeflediği”, “solculuğu-devrimciliği-sosyalistliği temel kıstas olarak kabul etmediği” vb. yönleri bakımından ön plana çıkarılmaktadır.

Bu birliğin dışında kalan TKP, “EMEP’e yaranamadığını; Roni Marguiles ve Doğan Tarkan’la aynı zeminde buluşamayacaklarını, Çatı Partisi’nin hızlı karar alamayacağı ve ülkenin değişik yerlerine yayılmasının güç olacağını” söylemektedir. ÖDP ise “Çatı Partisi’nin Kürt sorunu ile sınırlı kalacağını” düşündüğü için yer almadığını söylemektedir.

Verilen cevaplara baktığımızda “çatı”, “cephe” ve “merkez” güçlerinin rahatlıkla birleşebileceği düşünmekteyiz. Bu bakımdan ilgili kesimlere öneriyoruz: Roni Marguiles ve Doğan Tarkan’ı Kongre Partisi’nden çıkarın, EMEP’in TKP’ye daha sıcak davranmasını sağlayın, Kürt sorununun dışında kalan konularda hızlıca kararlar alın ve en nihayetinde bu ortak zeminde birleşin.
Görüldüğü gibi “çatı”, “cephe” ve “merkez” önerilerinin sahipleri birbirlerine son derece yakındır. Zira hiç birisi Bilimsel Sosyalist ideolojinin (Marksizm-Leninizm-Maoizm) dünya ve ülke koşulları altında güncel, devrimci temsilini ön koşul olarak öne sürmemektedir. Gerici- faşist devletin devrim yoluyla ezilenlerin iktidarına dönüştürülmesi zorunluluğuna, yarım ağızla bile olsa, değinme gereği hissetmemektedir. Devrimi reddederek düzen içi çözüm programında birleşenlerin, geriye kalan tali meseleler üzerinde anlaşması neden zor olsun ki?

DHF ile bu kesimler arasında keskin bir ayrım çizgisi bulunmaktadır. Demokratik ve devrimci güçlerin kapsamlı saldırıların hedefi olduğu böylesi bir dönemde ideolojiyi, devletin niteliğini ve devrimin zorunluluğunu öteleyen bütün girişimlerin burjuva ideolojisinin etkisinde kaldığı hiç çekincesiz kaydedilmelidir.

Örneğin, ideolojinin yaşamlarımıza sirayet etmediği tek bir alan var mıdır? Bir oluşumun darlığı, yayılacağı il sayısıyla ya da özgün bir soruna odaklamasıyla mı açıklanır? Tam da bu nedenle diyoruz ki “çatı”, “merkez” ve “cephe” çağrıcıları ideolojik olarak kardeştir, aralarında önemli bir fark bulunmamaktadır. Kimi küçük düzeltmelerle “daha geniş ve etkili bir odak” oluşturabilirler.
DHF kendisine iletilen her bir çağrıyı, sınıf savaşımının çıkarları ekseninde değerlendirmekte ve ona göre tavır takınmaktadır.

DHF, Kongre Partisi içerisinde son derece hatalı ve tehlikeli değerlendirdiği bir takım tartışmalardan dolayı yer almamaktadır. Bunların başında gerici devlet mekanizmasının mevcut düzen içerisinde adım adım demokratikleştirilerek sönümlendirilmesi fikri ve Bilimsel Sosyalizmin reddi üzerine kurulan paradigma gelmektedir. Nitekim Kongre Partisi’nin bütün dünya ezilenlerine önemli bir çözüm projesi olarak sunduğu “Demokratik Özerklik Projesi” eleştirisini yaptığımız yönleri bağrında taşıyan bir proje olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu proje vesilesiyle, Marksizm-Leninizm-Maoizmin iflas ettiği, komünizmin günümüz dünyasının sorunlarına cevap vermekten uzak olduğu ve dolayısıyla burjuva devlet mekanizmasının yıkılmadan da ezilenlerin özgürleşebileceğini savunulmaktadır. DHF’nin olmazsa olmaz bir şekilde tartıştığı konular tam da bu başlıklardır. Devrim meselesinin bulandırıldığı, bilimsel sosyalist ideolojinin rafa kaldırıldığı platformların kaçınılmaz olarak burjuva ideolojisine yedekleneceği unutulmamalıdır.

Bu zemin üzerinden yükselen Kongre Partisi’nin referandumun “evetçileriyle” “hayırcılarını” birleştirmesi, liberalinden “güler yüzlü sosyalistine” ve envai çeşit “solcusuna” kadar seferber etmesi, EMEP’in savunduğunun aksine, ortak bir ideolojik duruşa işaret etmektedir. Nihayetinde üzerinde yükselinen Kongre Partisi programı, reformist-düzen içi yönelimleri rahatlıkla havuzlayacak bir genişliğe sahiptir.

Çatı Partisi tartışmalarından Kongre Partisi’ne evrilen sürecin “parlak politik tespitlerinden” nur topu gibi yeni reformist bir parti girişimi doğmuştur. DHF, Kongre Partisi ile ideolojik mücadeleyi sürdürmeye devam edecektir.

Türkiye solunun Kürt ulusal hareketi ile kurduğu ilişkide olumluluklar ve zaaflar sizce nelerdir?
Kürt ulusal sorununa yaklaşım tartışması onlarca yıldır varlığını koruyan bir tartışma başlığıdır ve önümüzdeki süreçte de varlığını korumaya devam edecektir. DHF’nin bu konudaki görüşleri ilerici, demokratik, devrimci güçlerin yaklaşımlarından büyük oranda ayrışmaktadır.

Fakat kısaca belirli başlıklar halinde şunları söyleyebiliriz: Kanımızca bu konudaki en büyük sorunların başında UKKTH ilkesinin tahrif edilmesi gelmektedir. Bugün birçok kesim (EMEP’ten TKP’ye varıncaya kadar), Kürt ulusal hareketinin TC ile uzlaşma yöneliminden kaynaklı sürece alkış tutmakta ve “Kürtler kendi kaderini tayin etmiştir” demektedir. Bu durum, hâkim ulus milliyetçiliğidir! Devlet kurma hakkını bir tek hâkim ulusa tanımak demektir!

Bu bakımdan demokratik-devrimci güçler arasında güçlü bir şekilde var olan sosyal-şoven çizginin varlığını koruduğu tespit edilmelidir. Bu sosyal-şoven koroya Kongre Partisi içerisinde ve dışında yer alan birçok kişi ve örgüt eşlik etmektedir.

Diğer bir önemli hataya ise Kürt ulusal mücadelesinin “demokratik muhtevasını” destekleme tartışmaları altında düşülmektedir. Kürt ulusal hareketi, Türk hâkim sınıflarının milli zulmüne ve her türlü ayrımcı, milliyetçi saldırısına karşı giriştiği mücadele bakımından genel demokratik bir muhteva taşımaktadır ve kendisine asgari anlamda “demokrat” diyen bütün kesimler bu mücadeleyi kayıtsız şartsız desteklemelidir.

İşte tam bu noktada iki önemli hataya düşülmektedir. Birinci hata, en son kongre partisi örneğinde görüldüğü üzere, Kürt ulusal hareketinin bütün girişimlerini kayıtsız şartsız destekleme pratiğidir. Kürt ulusal hareketi, taşıdığı demokratik muhtevaya ve ağır bedellerle yürüttüğü mücadelesine rağmen sınıfsal olarak burjuvazinin mührünü taşımaktadır. Bu sınıfsal gerçeklik nedeniyle Kürt burjuvalarının ve toprak ağalarının kendi hesabını güçlendirmeye yönelen pratikleri ilerici, demokratik, devrimci güçler tarafından kesinlikle desteklenmemelidir.
Kongre Partisi tartışmalarında öne sürülen demokratik talepler bir kenara bırakılacak olursa tartışmalara rengini veren ideolojik özün esasta burjuva ideoloji olduğunu yukarıda izah etmiştik. Bu nedenle Kürt ulusal hareketiyle ilgili herhangi bir güncel gelişmede “demokratik muhteva” ile “gerici emeller” birbirinden ayrıştırılmalı ve ona göre tavır belirlenmelidir. Demokratik muhtevayı kayıtsız şartsız desteklemenin, Kürt ulusal hareketini kayıtsız şartsız desteklemek olmadığı unutulmamalıdır.

En az bu hata kadar tehlikeli olan diğer bir pratik ise Kürt ulusal mücadelesinin demokratik muhtevasını görmezden gelerek tümden redde yönelen sosyal-şoven çizgidir. Bu çizgi yeni olmayıp, 1920’lerin TKP’sinden bu yana çeşitli düzeylerde varlığını korumaktadır.

DHF, bütün bu hatalı tutumlara karşı mücadele etmekte ve doğru, devrimci çizgiyi temsil etmeye ziyadesiyle önem vermektedir.

Kürt ulusal sorunun devrimci demokrasi temelinde çözümü ancak çeşitli ulus, milliyet ve inançlara sahip işçilerin, köylülerin, emekçilerin ve ezilenlerin gerçekleştireceği Demokratik Halk Devrimi içerisinde, sosyalizmin inşası temelinde gerçekleşebilecektir. Kürt ulusu ve geri kalan ulus, milliyet ve inanç kesimlerinden emekçiler ancak ve ancak emperyalizmden ve  her türlü uşak, işbirlikçi gerici zümreden kurtuldukları ölçüde kendi hür iradeleriyle ve yine kendi çıkarları temelinde bir çözüm yolu üretebileceklerdir.

Birlik tartışmalarının bir diğer odağı ise geçtiğimiz yıl TKP tarafından gündeme getirilen bir cepheleşme çağrısıydı. Doğrudan bu çağrıya verilmiş bir yanıt olmasa da daha sonra ÖDP’nin yaptığı devrimci merkez çağrısı da aynı mecrada görülebilir. Bu girişimleri nasıl görüyorsunuz?
Yerel inisiyatiflerin geliştirilmesi, çeşitli toplumsal kesimlerin kendisini ifadesi etmesi, AKP’nin geriletilmesi, halkın demokratik haklar mücadelesinin geliştirilmesi, ezilen kimlik ve inançlar üzerindeki baskıların sonlandırılması gibi talepler, kimsenin karşısında duracağı talepler değildir. Kaldı ki DHF de bu gibi demokratik haklar için mücadele etmektedir. Bu anlamda öne sürülen taleplerde asgari anlamda bir ortaklaşmanın sağlanabileceğini ifade edebiliriz.

DHF, demokratik haklar için mücadeleyi, devrim mücadelesinin dolaysız bir bileşeni olarak ele almakta ve her bir adımını devrime tabi kılmaktadır. DHF, elde edilen en küçük “kazanımları” dahi garanti altına almanın bir devrim sorunu olduğunu dile getirmektedir.

TKP, ÖDP, EMEP ise savundukları öneriler vesilesiyle ezilenleri AKP gericiliğine karşı CHP gericiliğine yedeklemekte, ezilenlerin devrimci mücadelelerini düzen içi kanallara akıtarak parlamenter hayallere sevk etmekte, bilimsel sosyalizmi tahrif ederek devrimin yerine sömürü düzeninin reformlar yoluyla “katlanılabilir” hale dönüştürülmesini salık vermektedir.

DHF “cepheleşme” gibi pratiklerin ancak ve ancak sınıf hareketinin geliştiği ve ülkede burjuva-feodal gericiliği alt etme yolunda kalıcı zaferler kazanmaya başladığı dönemlerde, bizzat sınıf hareketinin önderliğinde gündeme gelebileceğini düşünmektedir. Nitekim bu dönemde de, “cephe” fikrine dair yaklaşımlarımızda önemli bir açı farkı vardır. Bu fark ideolojiktir.  

Birlik ve ayrışma sol içinde her zaman geniş yer tutan konulardır. Bu anlamda farklı geleneklerin varlığının solun bir araya gelmesini zorlaştıran bir etki olduğu söylenir. Fakat diğer yandan aynı gelenekten gelmek de her zaman bir arada durmak anlamında olumlu bir katkı sağlamıyor. Birlik ve ayrışma konularında geleneklerin oynadığı rolü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kanaatimizce birlik ve ayrışma konularında da tayin edici olan ideolojidir.

Sonuç olarak her bir “gelenek” ideolojik bir duruşu ifade etmektedir. Ayrışmalar, birlikler kaçınılmaz olarak bu ideolojik tutumlar neticesinde gündeme gelmektedir. İdeolojik alanda devrimci ve komünist öz törpülendikçe, ufalandıkça ayrım çizgileri de silikleşmekte ve doğal olarak “daha birlikçi” bir pratik açığa çıkmaktadır. Bugün popüler olan “birlik” anlayışı budur. Bu birlik anlayışı, bilimsel sosyalizmin reddi üzerinden gelişen reformist-revizyonist bir birlik anlayışıdır.

DHF yaslandığı mücadele geleneğinin ideolojik rehberliğinde hareket etmekte ve birlik meselesinde öncelikli olarak yeni demokrasi geleneğinden gelen güçlerin örgütsel birliğini, sonrasında devrimci güçlerin eylem birliklerini ve en son olarak da reformist güçlerin de içerisinde yer alabileceği geniş eylem birlikteliklerini önermektedir. DHF bu üç öneriye ilişkin pratiklerini önceli olan Demokratik Haklar Platformu’ndan bu güne kadar ısrarla hayata geçirmekte ve ilkeli, tutarlı, devrimci olanın böylesi bir tutum olduğunu düşünmektedir.

 

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99