Çelişkili bir Sınıf Rüyası ve muğlak bir iktidar aygıtı olarak Özel Güvenlik

guvenlik 3Sermayenin güvenlik olgusunu bir kâr alanı haline getirdiği bu süreçle devletin kurduğu ilişki, hem enformel-kişisel hem de yasal-kurumsal pratiklerle belirlenmiştir. Türkiye’nin özgül toplumsal koşullarında belirlenen enformel-kişisel ilişki ağları, özel güvenlik sektörünü baştan itibaren devletle organik bir bağ kuracak şekilde örgütlemiştir.


Çağlar Dölek

 

Küresel kapitalizmin neoliberal bir içerikle yeniden yapılandırıldığı 1980 sonrası dönemde, toplumsal yaşam alanları ve kamusal kazanımlar sınırsız bir sermaye saldırısına maruz kalmaktadır. Neoliberal saldırı ile derinleşen toplumsal-sınıfsal çelişkiler ise, yeni tahakküm biçimleriyle denetim altına alınmaya çalışılmaktadır. Bu dönemde, kapitalist devletin zor aygıtları daha otoriter ve profesyonel bir biçimde yeniden yapılandırılırken gündelik hayatı zapt etme amacını taşıyan iktidar pratikleri de çeşitlenmektedir. “Toplum destekli polislik” ve MOBESE gibi uygulamalarda gözlemlenebilen bu çeşitlenmenin en özgül biçimlerinden biri de özel güvenliktir. Eldeki metin; Türkiye’de bu iktidar aygıtının oluşumu, çelişkili toplumsal temeli ve muğlak iktidar yapısı üzerine bir tartışma yapmaktadır.

Kısa bir dönüşüm hikayesi
Özel güvenlik, 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde gelişmiş kapitalist ülkelerde yaygınlaşmaya başlamış, ancak 1980 sonrasında tüm dünyada deneyimlenen bir olgu haline gelmiştir. Türkiye’de ise, 1970’lerde tartışılmaya başlanan bu mesele, 1981 yılında çıkarılan 2495 sayılı yasa ile siyasal-hukuksal bir düzleme taşınmıştır. Bu yasa, devletin kurumsal yapılanması içinde özgül bir kolluk tanımı yapmış ve kamu kurumları ve özel kuruluşların kendi bünyesinde özel bir güvenlik birimi kurmasına olanak tanımıştır. Başlangıçta bazı kamu kurumları ve büyük banka ve fabrikaların güvenliği için uygulanan yasanın kapsamı, 1992 ve 1995 yıllarında genişletilmiş ve üniversiteler, alışveriş ve iş merkezleri gibi birçok alan özel güvenlik tarafından korunmaya başlanmıştır. 1990’ların başına kadar bu yasayla sınırlı kalan özel güvenlik olgusu, bu tarihten itibaren sayıları hızla artan güvenlik şirketleri nedeniyle daha karmaşık bir hale gelmiştir.
Başlangıçta temizlik hizmeti veren şirketler, herhangi bir yasal dayanağın olmadığı bir ortamda güvenlik alanında da iş görmeye başlamıştır.

Sermayenin güvenlik olgusunu bir kâr alanı haline getirdiği bu süreçle devletin kurduğu ilişki, hem enformel-kişisel hem de yasal-kurumsal pratiklerle belirlenmiştir. Türkiye’nin özgül toplumsal koşullarında belirlenen enformel-kişisel ilişki ağları, özel güvenlik sektörünü baştan itibaren devletle organik bir bağ kuracak şekilde örgütlemiştir. Devletin farklı kurumlarından emekli olan kişiler; özel güvenlik şirketi kurmuş veya bu şirketlere danışmanlık yapmaya başlamışlardır. İstanbul eski Valisi Erol Çakır ve emekli Tuğgeneral Veli Küçük bu alanda akla gelen ilk isimlerdir. Bu ilişkiler sayesinde, özel güvenlik sektöründe ihale kapma ve var olan yasal çerçevenin etrafından dolanma gibi birçok hukuk dışı pratik ortaya çıkmıştır. Öte yandan, devlet kontrolsüz büyüyen bu sektöre hakim olma kaygısı içinde olmuş, ancak bu kaygıyı pragmatik bir toplumsal denetim stratejisine dönüştürmüştür. Yaşanan toplumsal gerilimlere bağlı olarak çıkarılan genelgelerle 2495 sayılı yasanın kapsamı genişletilmiş ve güvenlik şirketlerinden hizmet alımına imkân verilmiştir. Ancak, normal zamanlarda, özel güvenlik şirketlerinin yasal dayanağının olmadığı gerekçesiyle güvenlik alanında devlet otoritesinin altını oyan pratikler hukuk düzleminde tanınmamıştır.

Böyle bir süreç içinde fiili olarak kurulan özel güvenlik sektörü, 2004 yılında çıkarılan 5188 sayılı yasa ile devletin kurumsal yapılanmasına dahil edilmiştir. 2004’ten sonra ise, sektördeki şirket sayısının binleri bulduğu, 300 binin üzerinde insanın istihdam edildiği ve 5 milyar dolarlık bir sermaye döngüsünün sağlandığı bir alan ortaya çıkmıştır.

Çelişkili bir sınıf pratiği
Böyle bir dönüşüm süreciyle ortaya çıkan özel güvenlik sektörüyle kurulan tahakküm aygıtı, kendini var eden toplumsal çelişki bağlamında anlaşılmalıdır. Bu konuda şöyle bir argüman geliştirilebilir: Özel güvenlik olgusu, neoliberal kent mekanında derinleşen toplumsal-sınıfsal ayrımlara paralel olarak yükselen güvensizlik sorununa cevap olarak ortaya çıkan bir orta-üst sınıf rüyasıdır. Bu iddiayı, sektör içinden konuşanlara referansla anlamak yerinde görünmektedir. Sektörde önde gelen sermaye gruplarından olan Güvenlik Endüstrisi Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (GESİDER) Başkanı Orhan Aksel’den aktarma yapan aşağıdaki gazete haberi, bu noktanın altını açık bir şekilde çizmektedir:
“Türkiye'nin genç nüfusu ve gelir dağılımındaki uçurumlar, güvenlik sektörünü uçuracak. Çünkü Türkiye'nin eğitim sorunuyla da birlikte bakıldığında gençlik, potansiyel suç demek. Üstelik gelir dağılımındaki dengesizlik de patlamaya hazır bir bomba. Aksel'e göre şu anda güvenliğe talep, sadece üst gelir düzeyi ve endüstriden de gelse yavaş yavaş orta gelir düzeyinde de bu ihtiyaç doğmaya başladı”. (1)

2004 yasasından önce yapılan bu tespit, günümüz gerçekliğine de ayna tutmaktadır. Burada, “ihtiyaç” olarak sunulan güvenlik, toplumsal mülkiyet ilişkilerinin idaresi bağlamında belli bir sınıfsal kesime gönderme yapmaktadır. Eski emniyet mensubu ve şimdinin bir özel güvenlik şirketi sahibi olan Nihat Kubuş, bu noktayı şöyle özetlemektedir: “Özel güvenlik, insanların toplu halde yaşarken kaygılardan uzak, güven içinde yaşamasını temin eden bir sistem kurdu ve pek çok sade vatandaşı rahatlattı. İnsanlar huzur içinde yaşamaya başladılar sitelerinde; alışveriş merkezlerinde rahatça dolaşabildiler” (2) (vurgu bana ait).

Ancak bu rüya, kendini var eden toplumsal çelişkilerden bağımsız olarak ele alınmamalıdır. Özel güvenliğin özgül yanı, istihdam edilen insanların genellikle alt sınıflardan devşirilen ve asgari ücretle çalışan toplumsal kesime ait olmasıdır. Bunun anlamı ise, üst sınıfların güvenliğinin alt sınıflara karşı yine alt sınıflar tarafından sağlanmasıdır. Özel güvenlik alanında önemli bir diğer sermaye örgütü olan Tüm Özel Güvenlik Dernekleri Federasyonu (TÖGF) Başkanı Bülent Perut, aşağıdaki sözleriyle bu olgunun çelişkili sınıfsal temeline açık bir gönderme yapmaktadır:
“Devletin üzerinden ciddi bir yük alıyoruz. Herhangi bir yerde atıl duran veya iş arayan, kahve köşesinde suçun kendisini bulma ihtimali yüksek olan insanları alıyoruz, suçla mücadele eden insanlar haline getiriyoruz. Hem istihdam yaratıyoruz, hem de suçla mücadelede ciddi bir etki ve katkı sağlıyoruz. Adam suça ulaşacakken, hırsız olacakken bir anda hırsız kovalayacak adam pozisyonuna dönüyor.” (3)

Buradan da anlaşılacağı üzere, özel güvenlik görevlileri suçlu olan ile olmayan arasında tanımlanmış muğlak bir toplumsal kesimden devşirilmekte ve yine aynı kesime karşı işe koşulmaktadır. Bu mesele, sektöre hakim olan çalışma koşulları ve sömürü ilişkisine referansla düşünüldüğünde, alt sınıfın şiddeti kavramının özel güvenlik bağlamında da düşünülmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu noktayı, bir özel güvenlik görevlisi şu şekilde özetlemektedir:

“Sektördeki iş koşulları adeta özel güvenlik görevlilerini suça teşvik eder cinste. Birçok çalışanın maaşları zamanında ve tam olarak ödenmiyor. Birçok meslektaşımın sigorta girişleri 11 ayda bir sıfırlanarak tekrar yapılıyor böylece kıdem tazminatı almaları engelleniyor. İşinden olma korkusu yaşayan meslektaşlarım konuyla ilgili şikayette de bulunamıyor. Özel Güvenlikçilere adeta 3. sınıf insan muamelesi yapılıyor.” (4)

Var olan hukuksal çerçeve, özel güvenlik görevlilerine herhangi bir kolektif ve sosyal hak tanımamaktadır. Bu bağlamda, orta-üst sınıf rüyası olarak tanımladığımız bu olgu çelişkili bir toplumsal ilişkiye gönderme yapmaktadır. Nitekim, son dönemde özel güvenlik, sağladığı güven’den çok güvensizlikle gündeme gelmektedir. Öyle ki, başlangıçta kamuoyunda gündelik hayatın güvensizliğine karşı bir çözüm (5) olarak sunulan özel güvenlik, son yıllarda keyfi şiddet ve orantısız güç pratiklerinin yaygınlaşma zemini olarak algılanmaktadır. (6)

Muğlak bir iktidar aygıtı
Böyle bir çelişki barındıran özel güvenlik, devletle kurduğu ilişki bağlamında muğlak bir iktidar aygıtına dönüşmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, daha önce de belirtildiği gibi, özel güvenliğin baştan itibaren Türkiye’nin özgül koşullarında belirlenen enformel-kişisel ağlarla kurulan ve işleyen bir alan olmasıdır. Öte yandan, 5188 sayılı yasanın kurduğu hukuksal çerçeve, özel güvenliği devletin kolluk yapılanmasının muğlak bir uzantısı olarak kurgulamıştır. “Kamu kolluğunu tamamlayıcı mahiyette” bir denetim aygıtı olarak tanımlanan özel güvenlik, “kamu güvenliğinin sağlanması”nı gerektiren durumlarda genel kolluğun emrine girmek durumundadır. Türkiye’de “kamu güvenliği” kavramının içeriğinin milliyetçi-otoriter bir yorumla doldurulduğu düşünüldüğünde, özel güvenliğin hangi toplumsal kesimlere karşı kamu kolluğuyla işbirliği yapacağı açıkça ortaya çıkmaktadır. Nitekim, özel güvenlik görevlilerinin polis ve jandarmayla iş birliği yaparak öğrenci grupları ve sol örgütlerden yükselen toplumsal muhalefeti bastırmada aktif bir rol oynadığı son yıllarda gözlemlenebilen gelişmeler arasındadır. (7)
Bu nokta ile birlikte düşünüldüğünde, özel güvenlik devletin sadece gündelik hayatı zapt etmesinin yeni bir stratejisi olmamakta, toplumsal muhalefetin de denetim altına alınması amacıyla kullanılmaktadır. Yarınlar Dergisi’nin bundan sonraki sayısında, toplumsal muhalefetin yükseldiği alanlardan biri olan üniversitelerde özel güvenliğin yükselişini devletin otoriter baskı pratiklerinin bir veçhesi olarak ele alacağız.

Dipnotlar:
(1) “Güvenin Bedeli Yüksek”, Sabah, 11 Mart 2000.
(2) Morgül, T. ve V. Aytar (2007) “Türkiye’nin Özel Güvenliği: Nihat Kubuş ile Söyleşi”, İstanbul, 59, s. 91.
(3) “Özel Güvenlikler Ordu Gibi”, Hürriyet, 27 Aralık 2010.
(4) “Güvenlikçiler Güvende Değil”, 10.05.2011, http://www.ogghaber.net/haber/56/17/guvenlikciler-guvende-degil  İndirilme tarihi: 12 Mayıs 2011
(5) Bkz. “Çözüm Özel Güvenlik”, Akşam, 1 Aralık 2004.
(6) Bkz. “’Özel Güvenlik’ Tartışması”, Milliyet, 7 Ekim 2009.
(7) Bkz. “Üniversitede Özel ‘Güvensizlik’”, NTV-MSNBC, 22 Mart 2008

 

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99