8 Ekim Ankara mitingi: Bir “doldur boşalt” örneği

8 ekimDikkate alınacak düzeyde büyük kitleler bir mitingde toplanıyor da ertesi gün hayat hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorsa, boş yere toplanılmış demektir. Durağanlığı, günü idare etmeyi, yapmış olmak için yapmayı temsil edenler ya aşağıdan gelen basınçla değişime zorlanmak zorundadır ya da yine aşağıdan gelen basınçla saf dışında bırakılmalıdır. Yoksa miting alanları daha çok dolup boşalır.


Uğur Yıldırım

KESK, DİSK ve TMMOB’nin her güz döneminde birlikte örgütlediği geleneksel Ankara mitingi bu yıl 8 Ekim’de yapıldı. Aslında mitingden çok önce, bu mitingin “görev savma” niteliğinde olacağı belliydi. Çünkü mitingin inandırıcı biçimde kitlelere propaganda edilecek bir amacı yoktu. Gerçek bir amacı olmayan bir eylemin, insanları heyecanlandırması da beklenemez, eylem sonrasında memleketlerine dönen insanlara bir mücadele azmi kazandırması da. Hemen belirtmekte fayda var. Bu saptamamız daha çok sendika ve meslek örgütleri kortejleri için geçerli. Yoksa partilerin ve diğer örgütlerin kortejlerini değerlendirmek bu yazının amacı değil.

Eğitim-Sen korteji üzerine
Miting öncesinde yapılan yürüyüşü gözleyen herkes gibi bizim de dikkatimizi çeken en önemli şey Eğitim-Sen kortejinin kalabalıklığıydı. Öyle ki, Eğitim-Sen’in bütün şubelerinin geçişini görmek için epey bir beklemeniz gerekiyordu. Buna rağmen, var olan kalabalığın çok aksine bir coşkusuzluk göze çarpıyordu. Bunu söylemek acı ama durum tespiti yapmak için önemli: öğretmenler güneşli bir Cumartesi günü Ankara’da bir hafta sonu gezisine çıkmış gibiydiler. Adliye tarafından Sıhhiye Meydanı’na giren Eğitim-Sen üyeleri, vakit kaybetmeden Kızılay tarafından Sakarya meydanına doğru ilerliyordu. Politik hedeften yoksun ve coşkusuz bir miting söz konusu olduğunda da, mitinge katılan kitlelerin soluğu Sakarya’da alması kaçınılmaz oluyor maalesef!
Kürt hareketini beğenin ya da beğenmeyin hiç fark etmez. 8 Ekim mitingine Kürt illerinden gelen Eğitim-Sen şubelerinin tüm şubeler içerisinde en coşkulu kortejlere sahip olduğunu fark edebilirdiniz. Bunun açık bir nedeni vardı; çünkü bölgede gerçek bir siyasal mücadele yürütülüyor. Bu illerde KCK operasyonu kapsamında binlerce kişi tutuklandı. Bir saldırıya gerçek bir biçimde cevap vermek isteyen Kürtler’in coşkusu o sönük kortejler içinde hemen görülüyordu. Tayyip Erdoğan ve hükümet hakkında çeşitli Kürtçe sloganlar atılıyordu. Bu esnada diğer şube kortejlerinde belirgin bir biçimde AKP’nin siyasal bir mücadele konusu yapılmadığı açıkça görülüyordu. Peki şu soruyu sormak için tam zamanı değil mi? Bugün hala AKP ve tarikatlar siyasal söylemde baş unsur olmadıysa ne zaman olacak? Üstelik bir emekli öğretmen olan Metin Lokumcu’nun Hopa’da öldürülmesinin acısı tazeyken. Bütün kortejleri Metin Hoca’nın posterleriyle donatsanız, Hopa ve sonraki süreçleri el alan vurgular yapsanız çok mu saçma olurdu? En azından mitingdeki en belirgin eksiklik olan coşku ve azim bu yolla sağlanabilirdi. Aslında bu durum bize şunu düşündürmeli: Kalabalık bir mitingin yarıdan fazlasını oluşturan bir memur konfederasyonu nasıl oluyor da bu kadar etkisiz oluyor? Üzerinde düşünülmesi gereken değerli soru bizce budur.

Günün idare edilmesi ya da yönelim sorunu
Herhangi bir eylem olarak değerlendirildiğinde şunu söylemek gerekiyor: 8 Ekim mitingi kalabalık bir mitingdi ve sonuç olarak faydalıydı. Tek tek insanlar üzerinde olumlu izler bırakmış, solun Türkiye genelindeki potansiyelinin hiç de az olmadığını göstermiş,  mühendis odalarının da istenirse kalabalık bir biçimde alana çıkabileceğinin ipuçlarını vermiştir. Ya da en azından bize, bu kadar fazla kamu emekçisi bir araya toplanabiliyorsa bunun neden bir çıktısı alınamıyor sorusunu sordurmuştur. Ama bunlarla yetinmek ne yazık ki hiç bir şey ifade etmez. Biraz fizikçi gibi düşünecek olursak: kendi başına enerjiye sahip olmak pek bir şey ifade etmez. Önemli olan bu enerjinin ne kadarının işe yaradığıdır (ya da işe dönüştürebildiğidir). Bir bidon benzini yaksak, hiç bir işe yaramaz. Ancak patlatır kendimize zarar veririz. Ama o bir bidon benzini otomobilin motorunun silindirleri altında yaksak, yüzlerce kilometre yol gidebiliriz. Mitingler, kitle eylemeleri de böyledir. O büyük kitlelerin siyasal bir hedefi olursa ya da en azından bu kitlelerin ileri unsurları bir siyasal hedefe sahip olursa diyelim, o zaman bir iş yapabilirsiniz. Aksi halde o kitleler “boş yere yanıp giden yakıt” gibi olur.

O zaman şu sonucu çıkarmak yerindedir: dikkate alınacak düzeyde büyük kitleler bir mitingde toplanıyor da ertesi gün hayat, hiç bir şey olmamış gibi devam ediyorsa, boş yere toplanılmış demektir. Bu durumda da öncelikle bu kitlelerin önünde durmaya talip olan sendika yönetimleri sorgulanmayı hak eder. Durağanlığı, günü idare etmeyi, yapmış olmak için yapmayı temsil edenler ya aşağıdan gelen basınçla değişime zorlanmak zorundadır ya da yine aşağıdan gelen basınçla saf dışında bırakılmalıdır. Yoksa miting alanları daha çok dolup boşalır.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99