Zorluklara göğüs geren öncülerin müthiş öyküleri:

 

Yarınlar

Aylık Capital dergisi Kasım sayısında okurlarına “Öncülerin Başarı Öyküleri” adında bir kitapçık hediye etti. Türk iş hayatının öncülerinin, nasıl olup da bu denli başarılı olduklarını anlamak isteyenlerin kitapçığı okuyup veya -istek ve azimlerine göre- hatmedip, birer “öncü” olmak yolunda en önemli bilgileri edinebilecekler. “Önde gelen işadamlarının, kendi ağızlarından müthiş başarı öyküleri”nin yeraldığı kitapta Rahmi Koç, Ahmet Zorlu, İnan Kıraç gibi “öncülerin” nasıl olup da müthiş başarılı oldukları kendilerine sorulmuş. Türkiye’nin en zengin ailelerinin veliahtlarına nasıl olup da çok zengin oldunuz diye sorulunca, ne cevap verirler diye merak etmemek mümkün değil.
Aklımıza şöyle bir sahne geldi, muhabir elinde kayıt cihazı veliahta sorar; “Efendim, siz nasıl olup da bu denli varlıklı oldunuz”, veliaht cevaplar; “Tam hatırlamıyorum ama, karanlık nemli bir ortamda bana benzeyen binlerce arkadaş vargücümüzle yarışıyorduk, ben birinci oldum”. Merakımıza yenik düştük, kitabı aldık. Yarınlar okurları da okusun “öncü” nasıl olurmuş, “müthiş başarıya nasıl ulaşılırmış” öğrensin diye satır satır okuduk.


Öncüler Müthiş Başarılara Nasıl Ulaştıklarını Anlatıyor
Capital: Türkiye piyasasında sizi bir numara yapan nedir?

Ahmet Zorlu: “Önce Allah’a sığınırım ve dürüstlüğüme güvenirim. Dürüst ve çalışmayı ilke edinmiş bir insanım. Haksızlığa asla tahammül edemem. Mesela bakarım, işçi burada laubalidir. Atın bunu derim Madem buranın ekmeğini yiyor, o zaman işini ciddiyetle yapsın”

Capital: “Suna Kıraç’la tanışmanız hangi döneme rastlıyor”.

İnan Kıraç: “Suna Kıraç, daha doğrusu Suna Koç’la 1967 yılında tanıştım. Çok kısa bir süre içinde evlenmeye karar verdik. Böylece 1967’den sonra Koç’ta yeni bir döneme daha başlamış oldum. Artık damat olmuştum.”

Capital: “Vehbi Koç ile bir baba olarak aranızda nasıl bir ilişki vardı.”

Rahmi Koç: “Gayet resmi bir ilişki vardı. Vehbi bey, tabii “baba” derdik kendisine, ilişkilerine daima mesafe koymuştur. Laubaliliğe tahammülü yoktu. Vehbi bey sevgi göstermeyi hep bir zaaf olarak görmüştür. Baba-oğul ilişkimiz her zaman resmi olmuştur. Bana söylemek istediklerini, valide vasıtasıyla dolaylı olarak söyletirdi. Biz de ona söylemek istediklerimizi anne kanalıyla intikal ettirirdik. Vehbi beyin oğlu olmak çok zordu. Vehbi bey bana bir sandal dahi almamıştır. Kendi motorumuzu kendimiz aldık, kendi yatımızı kendimiz yaptık.”{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99