Gerdekten sonra nişanı atmak

 

K. Deniz Öğüt

Boykot listelerinde Axa ve Renault şirketlerinin Türkiye’deki tam ismini bile yazamıyorlar. Laf OYAK’a gelemiyor! Nasıl gelsin ki? İlginç olmaz mı silahlı kuvvetleri “en büyük güvence” sayanların, OYAK’a karşı bildiriler yayınlayıp, OYAK Genel merkezi önünde gösteriler yapmaları? Slogan şöyle mi olacak yani: Fransa dostu OYAK Paris’e taşın!

Ödül, nişan, madalya reddetmeyi bilirdik. Vardır öyle ilke insanları; uzatılan her şekere atlamazlar. Kimilerinin yeni söyleyişle “ulusalcı” dedikleri Türk milliyetçileri sayesinde “nişan iadesi”ni de öğrenmiş oluyoruz. Bileceksiniz, Fransa’nın “Ermeni soykırımını inkarı suç sayan” yasa çıkarmasından sonra bu ülkenin dağıttığı Legion d’honneur liyakat nişanlarını iade edenlerden söz ediyorum.

YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, eski bakanlardan Kamran İnan ve son olarak eski Hava Kuvvetleri Komutanı Halil İbrahim Fırtına nişanı iade edenlerden. “Madem Fransa Ermeni konusuyla ilgili böyle yasa bir çıkardı, biz de nişanınızı istemiyoruz artık” gibi gerekçeler söylüyorlar.

Fransa’da da geçmişte yaşanmış Legion d’honneur krizleri var. Biri şöyle: Efendim, bu ülkede bir dergi yayınlanır. Adı “Canard Enchainé”; “Zincirli Ördek” anlamına geliyor. Kimsenin bulaşmak istemediği siyasi konuların üzerine de cesaretle giden, mizahi bir dergi. Kendine göre ahlaki ilkeleri olan, itibarlı bir yayın. 1933’te bu derginin çalışanlarından Pierre Scize nişana layık bulununca dergiden uzaklaştırılır. Gerekçe şu: Sen yapmaman gereken bir şeyleri yapmış olmalısın ki Fransız devleti seni bu nişana layık gördü!

En büyük onur, baştan reddetmek
Teziç’in “iade eylemi”nden şöyle bir gurur payı çıkaran sersemler oldu: Böylelikle Legion d’honneur ilk defa iade edilmiş oluyormuş. Bunun kaydına kuyduna bakmadım ama büyük ihtimalle doğrudur. “Gerdekten sonra nişanı atmak” bizimkilere mahsus. Normal olarak, almayacak yapıda olana ya verilmemiştir ya verilmiş de anında reddedilmiştir; alan da şikayet etmemiştir. İnkar edilmez toplumsal ağırlıklarından dolayı nişanı kabul etmeleri Fransa devletine itibar kazandıracak kimi namuslu Fransızlar, sosyalistler Legion d’honneur’ü verenlerin yüzüne çarpmış, reddetmişlerdi: Pierre ve Marie Curie, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Catherine Deneuve...
Fransa’ya hizmet edeni onurlandırmak için ihdas edilmiş nişanı sana niye veriyorlar kardeşim? Bizim iadecilerde işin bu kısmını açıklamaya yönelik bir çaba yok. İnsanların da aklına gelmiyor pek. Duygusal bir atmosfer, “helal olsun” sesleri... Antiemperyalizmi dilinden düşürmeyen bazı çevrelerden diğer Legion d’honneur sahiplerine çağrılar yapılıyor: Siz de iade edin! Tuhaf şey, şunu söylemiyorlar: Emperyalistlerden madalya almak iyi değildir. Varsa yoksa Fransa. Fransa o yasayı çıkarmadan önce emperyalist değil miydi? Veya öyle bir yasa çıkarmamış ve diyelim ki çıkarmayacak emperyalistten nişan, madalya almak normal mi?

Nişan koleksiyonu: ABD, İtalya, İspanya...
Zaten iadecilerin aklına dahi gelmiş değil antiemperyalizm; öyle bir iddiaları yok. Onlar, bir devlet politikasına omuz veriyorlar. Yıllar yılı almışlar zaten türlü çeşitli emperyalistten madalyayı, nişanı. Genelkurmay başkanlarının layık görülüp kabul ettikleri, örnek olabilir. Doğan Güreş: Legion d’Honneur. İsmail Hakkı Karadayı: ABD Legion of Merit Nişanı, Legion d’Honneur, Lions Kulüpleri’nden Uluslararası Melvin Jones Dostluk Ödülü, Rotary Kulüpleri’nden Uluslararası Paul Harris Madalyası. (Son iki “onurlanma” isteyenlerce 1000’er ABD doları mukabilinde temin edilebiliyor.) Hüseyin Kıvrıkoğlu: ABD Liyakat Madalyası. Hilmi Özkök: ABD Komutanlık Liyakat, İspanya Büyük Haç Askeri Üstün Liyakat, Legion d’honneur. Halihazırdaki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt: İtalya Şeref Nişanı, ABD Liyakat Madalyası.

“Emperyalistlerden madalya almamak” gibi bir ilke tartışılmıyor. Fransa dışındaki emperyalistlerden gelen madalya ve nişanları iade etmek de söz konusu değil. Sivillerden olsun askerlerden olsun çoğu kişi Legion d’honneur’lerini iade de etmiyor. Konumları, ideolojik yapılanmaları çerçevesinde böyle bir işe kalkışmaları anlamlı da değil zaten. Hatta, milliyetçi kesimden fazla ısrar gelirse, usanan biri çıkıp söyleyebilir: “Ne olmuş ki? Mustafa Kemal de almıştı Legion d’honneur. Hem de Cumhurbaşkanı olduktan sonra seremoni icabı falan değil, ta 1913 yılında, yüzbaşı iken layık görülmüş ve kabul etmişti!” Ne diyecek ulusalcılar bu defa?

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi İnan Kıraç, sosyal demokrat lider Murat Karayalçın, NATO Genel Sekreteri’nin eski Afganistan Özel Temsilcisi Hikmet Çetin gibileri hiç bozuyorlar mı istiflerini? İade gösterisine giriyorlar mı? Onlar kendi bakımlarından daha tutarlı. Bu düzenin Legion d’honneur düzeni olduğunu çok da iyi anlatırlar size. Düzen zemininde kalarak, milliyetçilik bayrağı altında “lejyonerliğe” karşı savaşılamaz.

Sağlıklı antiemperyalizm yapacaksan; kapitalizmden, düzenden, devletten, milliyetçilikten tamamen kopacaksın. Yoksa, günlük itişmelerde kullanılan bir piyon olursun.

Küflü peynir, Danimarka,  OYAK...
Bir de “Fransız mallarını boykot ediyoruz” diye kafa şişirenler var. Kapitalist-emperyalist dünya piyasalarına tamamen eklemlendiğin koşullarda, böylesi boykotların zerre kadar önemi yoktur. Bir kısım saf insanın hislerini okşamaya yarar sadece. Vakti zamanında İtalyan mallarını boykot ediyorlardı; konu Öcalan mıydı neydi. Kısa süre önce de, birileri İsviçre mallarını boykot edesiydi. Yaprağı kımıldatmadan unutuldu, geçti gitti. Kapitalist-emperyalist sistemden kopmayı, “bağımsızlık-devrim-sosyalizm” hedefini programının baş köşesine yazamayan, Batılı ağalarla ancak cilveleşir. Hatta onu söylemeyip de, şu veya bu ülkenin malına boykot önerene sorarlar: Sen diğer emperyalistin çıkarını mı kolluyor, ona pazar mı açıyorsun?

Yayınlanan listelere göre, ünlü Fransız mavi küflü peyniri Roquefort almak caiz değilmiş. Üç aşağı beş yukarı aynı lezzeti veren Danimarka malı Danablu? Sakınca yok, alabilirsiniz. Yapılan iş, bağımsızlık kampanyası değil devlet namına pazarlık gösterisidir.

TSK mensuplarının yardımlaşma ve emeklilik fonu olarak kurulan OYAK, subay ve astsubayların maaşlarından kesilerek elde edilen sermayesinin zaman içinde büyümesiyle devasa bir yapıya kavuşan, asker kontrolünde bir sermaye grubu. Otomotiv alanında OYAK Renault, sigortacılık alanında AXA-OYAK, grubun Fransız şirketleri ile ortaklıkları. Fransız mallarına boykot kampanyası yürüten milliyetçi/devletçi/ulusalcı kesimler her ne hal ise konunun bu yanına hiç temas etmiyor. Yayınladıkları boykot listelerinde Axa ve Renault şirketlerinin Türkiye’deki tam ismini bile yazamıyorlar. Laf OYAK’a gelemiyor! Nasıl gelsin ki? İlginç olmaz mı silahlı kuvvetleri “en büyük güvence” sayanların, OYAK’a karşı bildiriler yayınlayıp, OYAK Genel merkezi önünde gösteriler yapmaları? Slogan şöyle mi olacak yani: Fransa dostu OYAK Paris’e taşın! E, yapmıyorlar haliyle.
Emperyalistlerle “iştirakler kurmaya” değil de “Ermeni uşağı Fransa”ya bozulduklarına göre, içlerinden geçen, işbirlikçi yerli sermayenin Fransızlarla anlaşmalarını iptal edip, fabrikaları kapatıp, söz gelimi Belçikalılarla, Hollandalılarla ortak olması. Yarın onlarla bir başka güncel konudan kapıştıklarında; hadi sil baştan... Budala mısınız kuzum?

Fransa’ya karşı müthiş hamleler
“Devlet kampanyası” dedik ya; hükümet kendi tarzıyla, “sivil” denilen devlet güdümlü örgütler kendi tarzlarıyla Fransa’ya “haddini bildirirken”, Silahlı Kuvvetler de elindeki olanakla dahil oldu konuya. Neymiş o olanak? Fransa’yla yapılması planlanan deniz harp oyunu askıya alınmış. Çok üzülür Fransa buna. “İtalya’yla, İngiltere’yle, İsrail’le, ABD’yle tatbikat yapacaklar da benle yapmayacaklar” diye ağlamaklı olur. “Zaten askeri kanadı için mırın kırın ediyoruz, bu Türkler bizi NATO’dan kapı dışarı eder” diye korkuya kapılırlar. Ha sahi, bizim tatbikat boykotçusu güçlerde NATO’dan çıkmak gibi bir düşünce yok, değil mi? “Bizsiz Avrupa Ordusu olamaz, ille de gireceğiz” diyen de aynı TSK’dır ha. E, demek ki TSK girecek Avrupa Ordusu’na, Fransız ordusu giremeyecek. Nedeni basit: TSK Fransızlarla tatbikat yapmak istemiyor! Mizahçılara alan bırakmadılar. Dün Bosna’da, Somali’de bugün Afganistan’da, Lübnan’da emperyalistler için silahlı gücünü hizmete vereceksin, sonra tatbikat küsmeleri icat edeceksin. “Sana verdiğimiz işi yap da, tatbikat eksik kalsın” derler adama.

Legion d’honneur’le başlamıştık. İlk kim icat etmiş bu nişanı, onu da anlatıp öyle bitirelim. İçlerinden birinin bu nişanla “onurlandırılmasına” çok sevinen Uçan Süpürge adlı emperyalist uzantısı “oluşum”a inanılacak olursa, “Legion d’Honneur madalyası, Napoleon Bonaparte’ın, 19 Mayıs 1802 tarihinde başkonsolos iken imzaladığı bir yasa ile düzenlenmiş”, Fransız Elçiliği’ne inanılacak olursa “Napoléon Bonaparte’ın Birinci konsolos iken imzaladığı bir kanun ile oluşturulmuş”. Siz ikisine de inanmayın. Ne başkonsolosu, ne birinci konsolosu? Casusluğu, ajanlığı da ayağa düşürdünüz. Doğru düzgün tarih ve Türkçe öğrenin önce. O adam, Birinci Konsül idi. “Bu kadar devrim yeter” diyen Fransız hakim sınıfının şefi, imparator özentisi bir sefildi. Legion d’honneur’ü o ihdas etti.

İade saçmalığıyla bu kadar uğraştık ya, benim de iade eden-etmeyen sizlerden bir isteğim oluversin, kayıtlarda yanlışlık yapmamak bakımından: Emperyalistlerden madalya alanlar bir adım öne çıksın. Siviller yerlerinden parmak kaldırsa da olur.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99