Genç doktorlar için geçim stratejileri

 

Celal Erten

Dünyada 24 saatin üzerinde görev yapanların hatalarının tıbbi hata olarak kabul edilmemesine rağmen Türkiye’de üniversite hastanelerinin bazı servislerinde asistanların 36 saate varan sürelerle hastanede çalışması sıradan bir olay. Çalışma koşullarının “ayakta kontrollü uyuma” yeteneği kazandırdığı cerrahi asistanlarından birisi, bir ameliyat sırasında kontrolünü yitirerek ameliyat masasındaki hastanın üzerine düşüyor. Sonra da hastayla beraber yere... Skandal, asistanın nöbet sayısının arttırılmasıyla son buluyor.

“Kızımızı ne doktorlar istedi de vermedik” diyen ebeveynler, evlilik yaşına gelmiş kızlarını övmek için yeni argümanlar bulmak zorunda artık. Yakın gelecekte doktora kız vermeyenler, “nerdeyse kaptırıyorduk” diye düşünecekler. Asgari 6 yıl en ağır üniversite eğitimlerinden birini alarak, insan sağlığı gibi en vazgeçilmez alanlardan birinde emek sarfeden doktorların durumu, kız babalarını tatmin etmekten giderek uzaklaşıyor çünkü.


Yılda 5000 mezun veriyor tıp fakülteleri, uzman doktor olmak için girilen TUS’un önünde ise 12-13 bin kişilik bir kuyruk uzanıyor. Toplam kazanacakların sayısı 2000-3500 arasında olan TUS içindeki en büyük kontenjanı aile hekimliği branşı oluşturuyor. Yeni sağlık sisteminde sağlık hizmetindeki ilk basamağı oluşturması düşünülen aile hekimleri, üç yıllık bir eğitim aldıktan sonra uzman hekimler olarak göreve başlıyorlar. Ancak aile hekimliğinin TUS içinde en düşük puanlı alanlardan biri olmasının anlaşılır nedenleri var. Aile hekimliği yapmak bir süre sonra ek bir iş bulmayı da gerektiriyor.  Ankara Üniversitesi’ndeki aile hekimleri arasında akupunkturculuk yapanlar da var.
Pratisyen hekim olarak çalışan doktorlar 1020 YTL maaş alıyor. Doktorların maaşının yeterli olmadığı durumlarda devreye döner sermaye giriyor. Taşrada döner sermaye geliri 1000 YTL’ye kadar çıkıyor. Gerçi döner sermaye konusunda ciddi değişiklikler var, bunları ilerde anlatacağız. Çalıştıkları yerlere göre döner sermaye payıyla birlikte gelirleri biraz daha yükseliyor. O nedenle de pratisyenler döner sermaye payının yüksek olduğu alanlara geçmeye çalışıyor. Özel sektörde çalışanların ücreti ise daha çok nöbet parasıyla belirleniyor. 12 saatlik nöbetin ederi genel olarak 40 YTL. Peki inşaatta iş bulmuş bir seramik ustasının yevmiyesinden daha az paraya, onlardan daha uzun süre çalışan doktorlar için bu ücret uygun mudur? Hayır, bu nedenle ek olarak baktıkları hastaların faturalarından %20 prim alıyorlar. Tıp fakültesi mezunları için üçüncü bir yol daha var, o da diplomayı kiraya vermek. Tıp fakültesi diplomasının rayiç bedeli 300 YTL’den başlıyor, şanslılar 1000 YTL’ye kadar müşteri bulabiliyorlar. İsterseniz bunu, çalışmadan para kazanmak olarak yorumlayabilirsiniz.


Dünyada 24 saatin üzerinde görev yapanların hatalarının tıbbi hata olarak kabul edilmemesine rağmen Türkiye’de üniversite hastanelerinin bazı servislerinde asistanların 36 saate varan sürelerle çalışması sıradan bir olay. Şehirler arası otobüs şoförlerinin dinlenmeden 5 saatin üzerinde araç kullanmasının sakıncalı bulunduğu bu memlekette, yorgunluk ve uykusuzluktan hastalara verilecek ilacı ayarlarken “bir an dalıp giden” doktorlar var. Genel cerrahide durum daha da vahim. Çalışma koşullarının “ayakta kontrollü uyuma” yeteneği kazandırdığı cerrahi asistanlarından birisi, bir ameliyat sırasında kontrolünü yitirerek ameliyat masasındaki hastanın üzerine düşüyor. Sonra da hastayla beraber yere... Skandal, asistanın nöbet sayısının arttırılmasıyla son buluyor. Otobüs şoförü olmaktansa doktor olmanın cezası bu.


Doktorluğun zaten böyle bir meslek olduğunu, doktorluğa adım atanların bu çalışma koşullarına baştan razı olduklarını düşünenlerin, genç kuşağın bayılana kadar çalıştırılmasının asıl nedeninin sağlık alanında yeterli kadro ayrılmaması olduğunu bilmeleri gerekiyor.


Döner sermaye artık dönmüyor

Ödenek de ayrılmıyor zaten artık hastanelere. Yıl başında yürürlüğe girecek yeni yasayla birlikte polikliniklerde hasta başına ayrılan sabit ödenek 52 YTL. Doktorlar “masrafı yükseltmemek” için asgari tetkikle yetinerek hastayı “başlarından savmaya” yöneliyor.  Hükümet, sabit ödeneğin üzerine çıkan harcamaların döner sermayeden karşılanmasını uygun buluyor. Peki ödenek olmadan döner sermaye nereden kaynak bulacak? Bu sorunun makul bir cevabı yok. Ankara’nın en büyük hastanelerinde bile çalışanlara döner sermaye paylarının ödenmesinde sorunlar yaşanıyor. Aralarında 4-5 aydır, çalışanlara hiçbir ödeme yapmayanlar da var.


Bu yüzden hastaneler döner sermayeyi ayakta tutmanın yolunu, gerçekte hastaneye yatmayan hastaların bir kısmını yatmış göstermekte buluyor. O zaman ödenek artıyor çünkü. Sosyal güvenlik açıkları bütçeyi zor durumda bırakıyor diye girişilen “reform”un en göz kamaştırıcı sonucu, hastanelerin işlerine sahtekarlık yapmadan devam edemiyor oluşları. Servislere kendi başlarına “kâr etme zorunluluğu” getirilmesi, saçma yasalarla darma duman edilen sağlık sistemini, hukuken uygunsuz ancak fiilen zorunluluk olan uygulamalara başvurmadan ayakta duramaz hale getiriyor.


Tıp öğrencileri arasında dolaşan, kazandığı parayı eve taşımak için kamyonet tutmak zorunda kalan hocalara ilişkin efsaneler mi? Mesleğe başladıktan sonra da bu düşleri görmeye devam edenler olduğunu belirtmeliyiz. En çok da nöbette 30 saat barajını aşıp halisünasyon görmeye başlayanlardan, “köşeyi döneceksiniz hoh hoh ho” diye dolaşan Noel Baba’yla sohbet edenler arasında...{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99