El üstünde tuttuklarınız böbreğini satıyor!

 

Bahar Alimoğlu

Birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de bir bedel veya başka herhangi bir çıkar karşılığı, organ ve doku alınması ve satılması yasak (2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun). Ancak onlarca internet sitesinde yüzlerce insan isimleriyle, telefon numaraları ve kişisel bilgileriyle satılık böbrek, karaciğer vs ilanları veriyor. Sitelerdeki insanların yaş ortalamaları 30’un altında ve eğitim durumları da toplum ortalamasının üstünde. Mühendisler, bilgisayar teknisyenleri, uzmanlar, üniversite öğrencileri hatta sağlıkçılar bile var.  Ve görüştüğümüz insanların hepsi hem yürürlükteki yasadan hem de öngörülen hapis ve para cezalarından haberdar. Ve hepsi de organ mafyasının eline düşebileceğinin, dolandırılabileceğinin, sağlıklarıyla ve hatta hayatlarıyla oynadıklarının farkında. Nedir peki bir insanı her şeyin farkındayken bu kadar büyük riskleri göze almaya iten?

Bu yazı ne bir insanlık dramını paylaşmak ne de bir şeyleri ya da birilerini ayıplamak için yazıldı. “Halimize şükredelim” ise bu yazıdan çıkarılmaması gereken yegâne sonuç. Zaten hep bir şeylere şükrede şükrede alıştırıldık hayatımıza gitgide daha çok müdahil olunmasına ve tüm haklarımızın teker teker ellerimizden alınmasına şahit olduk.

İstatistikler açıklanıyor sürekli: Açlık sınırı bilmem ne kadar oldu…Ne yazık ki okumaya hevesli olmak da, okumuş olmak da, çalışmak da, emekli olmak da tek başına karın doyurmuyor. Yaşamaya sadece karın doyurmak olarak bakıldığında bile işler zorlaşıyor her gün.
İnsanlar tarlalarını bağ bahçelerini sattılar, evlerini sattılar, eşyalarını sattılar, emeklerini sattılar… Yetmedi. Kimi kundaktaki bebesini sattı, kimi bedenini, kimi kimliğini, kimi diplomasını… Yaşamak için her gün daha fazla paraya ihtiyaç duyuyorlar. Ve her gün satacakları şeyleri tükeniyor insanların. Organlarını başlıyorlar satmaya, ruhlarını, insanlıklarını… Ve çok uzak ihtimaller değil hiçbirimize güvencesiz ve karın tokluğuna çalışmak, aylarca - yıllarca işsiz kalmak, satacak hiçbir şeye sahip olmamak…

Bugüne kadar işsizleri hep ya cahillikle ya tembellikle suçladılar. Hatta onları toplumun bir safrası olarak gördüler, kendi parıltılı yaşantılarının üzerinde uçuşan bir sinek gibi gördüler. Köylerine geri dönmeleri mi istenmedi, görmesinler-girmesinler diye köşklerin etrafına yüksek duvarlar mı dikilmedi? Hepsi yapıldı. Eğitimsiz, kıro, cahil, esmer dendi. Şimdi gelsinler ve açıklasınlar okumak için böbreğini satan üniversite öğrencisine bunu! Binbir masal - binbir umutla üniversiteyi bitirip mühendis çıkmışlara, ömrünün yarısını devlete hizmet ederek geçirmiş ama bugün kalacak bir evi bile olmayan emekli memura açıklasınlar… Şimdi o parıltılı, büyük şehirlerinizin yerlileri de o kervana katıldı. O kadar çok birbirimize benzedik ki aslında… “Öteki”ler çoğaldı ve anlamını yitirdi bu tanımlama, sahibini tanımlar oldu.

İşte bu yüzden ne “herkes yardımsever birer inanan olsa” Ortodoks mantığının ne tüm suçun komşusu açken tok yatana yüklendiği anlayışın ne de “hiçbir şey yapamıyorsa pazarda limon satsın, iş beğenmiyorlar, kolaylarına geliyor tabi böylesi” diye açlığı, yoksulluğu bireyin kişisel yeteneksizliklerine ya da tembelliklerine vurgu yaparak açıklayan ve aynı noktada buluşan klasik liberal ve “modern” mantığın önerebileceği bir çözüm kalmıştır.

“Can satıyorum, sakatat değil!”

Yarınlar: Merhaba Fatih Bey.

Fatih Danacı: Merhaba.

Yarınlar: Nedir sizi buna mecbur eden, biraz bahseder misiniz?

Ben bir aile babasıydım. Ben bir mühendisim. Ben bir bilgisayar teknisyeniyim. Ben bir insan, ben bir kocayım. Şimdi sorun beni buna iten şey nedir. Bu karar kolay verilmez. İnsanın canından can vermeye razı olması için canından ayrılması lazım. Ben canlarımdan, oğullarımdan ayrılmak zorunda kaldım. Sebep maddiyat. 20 milyar kredi kartı borcum var. Eşim bunun için terk etti beni. İki oğlum var: 4,5 ve 2,5 yaşlarında. Onlar 20 milyar yani 1 böbrek etmez mi sizce? Neyimi satabilirim ki başka?

Yarınlar: Peki şimdi işsiz misiniz?

İşsizim. Aslında orman mühendisiyim.

Yarınlar: Nerden mezunsunuz?

Karadeniz Teknik Üniversitesi. 98 mezunuyum. 8 yıldır işsizim.

Yarınlar: Üniversite mezunusunuz, gençsiniz hiç iş bulamadınız mı?

Genç derken 33 yaşındayım. İşin garibi eşim de orman mühendisi; o da işsiz. Hayır yok, insani şartlarda bir iş yok.

Yarınlar: Yargılamak için değil, anlamak için soruyorum: Böbrek satmak da hiç insanca değil;  herhangi bir kötü iş daha insanca olamaz mı?

Ben sağda solda günübirlik işlerde zaten çalışıyorum. 20 milyar borç asgari ücretle, hamallık ya da işportacılıkla kapatılabilir mi? Borcum her geçen gün daha da artıyor. Başka yolum yok. Sadece böbrek değil hayati olmayan ne varsa bunları vermeye razıyım. Hırsızlık yapmamı ya da birini gasp etmemi mi tercih ederdiniz? Eşim babasının yanında, babası bakıyor ona. Babalarımızın desteği olmasa daha kötü olurdu. Yaşamak sadece hayatta kalmaksa eğer yaşıyoruz. Doğru aç, mezarı yok. Ama ben bunca yıl aç kalmamak için okumadım!

Yarınlar: Peki cidden arayan ilgilenen birileri oldu mu ilanınızı görüp?

Evet iki kişi aradı. Birincisi uyuşmadı. İkincisi ise Konya’dan biriydi. Parayı fazla buldu, pazarlığa girmedim. Can satıyorum, sakatat değil.

Yarınlar: Anlıyorum. Yasal durum nedir peki, biliyor musunuz?

Yasalar benim umurumda değil. En tehlikeli adam kimdir biliyor musunuz? Kaybedecek bir şeyi olmayan bir adamdır. Ben her şeyimi kaybettim. Hapis ya da mahkumiyet bana daha ağır gelecek şeyler değil.

Yarınlar: Nakil sırasında pek çok sağlık sorunu yaşanabilir hatta hayatınızı bile kaybedebilirsiniz…

Çok teşekkür ederim tavsiyeleriniz için; ama bu, durumu değiştirmez
Bu şekilde 30 sene yaşayacağıma o şekilde 10 sene yaşamaya razıyım, en azından çocuklarımla beraber olurum. Ben çocuklarım için yaşıyorum. Şimdi onlara hiçbir yardımım olamıyor. Eğer ölürsem de onlara şimdi ne oluyorsa, o zaman da o olur.

“Gidecek bir evim yok”

Yarınlar: Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Ali Kızılırmak: Kamuda 27 yıl çalıştım.
ODTÜ’den emekli oldum, orada idari personeldim, bölüm sorumlusuydum.. Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Şube’nin üç kere başkanlığını yaptım. Halen de Eğitim-Sen’de eğitim ve örgütlenme çalışmalarını yürütüyorum.

Yarınlar: Böbreğinizi satma fikri nasıl oluştu?

Zaten düşünüyordum, Google’dan girdim bu sitelere. Üç amacım vardı. Birincisi sanal alemin, internetin gerçekliğini ve bu pazarın ölçüsünü öğrenmek. İkincisi de gerçekten maddi sıkıntılar yaşıyor olmam. İnsan bedenini parça parça satan yerler var. Hiçbir insan, beş kuruş parası olmasa bile, parmağının kanamasını istemez. Ama insanlar çaresizlikten en sonunda vücudunun bir parçasını paraya dönüştürmeye çalışıyor.

Devlet bana, çalışmamın karşılığında bir ev sahibi olacak kadar bile gelir sağlamadı. Devletin bize verdiği ancak günlük yaşamımızı idame ettirmeye yetiyor; hatta yetmiyor bile. Bir evim bile yok. Sendikada kalıyorum, benim de bir adresim olsun istiyorum. Artık 52 yaşındayım. Bundan sonra yaşasam sekiz - on yıl daha yaşarım. Başkasına vereceğim bir börek bana huzurlu bir aile ve ev ortamı için gerekli maddi imkânları sağlayacaksa bunu seve seve yaparım.

Üçüncü amacım da gerçekten ihtiyacı olan bir insana yardımcı olmaktı. Bir insanın gerçekten yaşamak için ihtiyacı varsa böbreğimi verebilirim. Maddi durumum imkân verse hiçbir karşılık beklemeden de yapabilirim. Bunun yasadışı olduğunu biliyorum ama iki kişi anlaşınca yasal yolu bulunuyor. Bunun bir pazarı var, ben oraya böbreğimi pazarlayacak değilim. Bunu normal bir böbrek nakli olarak görüyorum. Bu iş yasal olmalı ve sağlıklı ortamlarda yapılmalı. Belki böylece piyasalardaki organ mafyaların da işi aksamış olur.

Yarınlar: Aileniz bu duruma ne diyor? Size yardımcı olmuyorlar mı?

Eşimle ayrıyız, 26 ve 28 yaşlarında iki tane çocuğum var. İkisi de yurtdışında. Biri evli, diğeri okuyor. Çocuklarımdan maddi bir şey beklemiyorum. Yeter ki onlar kendi ayakları üzerinde durabilsin. Biz her şeyimizi onlar için harcadık ve bize bir şey kalmadı. Ama olsun, onların mutluluğu bizim mutluluğumuzdan önde gelir. Çocuklarım duysa tabii ki üzülürler. Onlara bir şey söylemedim. Ama tek amacımın maddiyat olmadığını anlayınca, bir insanı hayata döndürmeyi de önemsediğimi görünce sevinirler sanıyorum.{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99