Ankara’nın göbeğinde bir toplama kampı

 

Güneş Tercan

Gazi Üniversitesi’nde 3 Kasım günü faşistler iki öğrenciye silahlı saldırıda bulundu. Saldırıda 4. sınıf öğrencisi Aslan Oktay ayaklarından vuruldu. Arkadaşının ise burnu kırıldı. Saldırılanların tek kusuru (!) Kürt olmaları. Bu olay ancak failinin 7 Kasım günü Cinayet Büro Amirliği’nde görevli başkomiseri, kurşunlayarak öldürmesiyle medyanın dikkatini çekebildi. Yoksa Başkomiserin öldürülmesine dek Gazi’de her şey ‘olağan’dı. Örneğin olağan bir gün olan 8 Kasım akşamı, Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisi Ergün Sürha, kampüs kapısından çıkarken faşistler tarafından kafasına zincirle vurularak ağır yaralandı. Kafatası kırılan Sürha halen hayati tehlike altında.

Her şey denetim altında!
Gazi’de bir denetim sorunu mu yaşanmaktadır? Ağır yaralanmalarla sonuçlanan onlarca olay yaşandığına göre böyle bir sorun öngörülebilir.  Normal bir okulda onlarca kişi yaralanmışsa bir asayiş sorunu vardır ve yeni önlemler almak gerekir. Oysa Gazi, devletin tam denetimi altındadır. Yani Gazi’de bir denetlenememe durumu değil, bir denetlenme sorunu söz konusu.


48 bin öğrencisi olan bir okulda faşistlerin istediği gibi at koşturabilmeleri için de bu türden özel koşulların ve işbirliği olanaklarının oluşması gerekiyor. Elbette faşistler bu kalabalığın çok küçük bir bölümü, ancak geniş öğrenci kitlesi baskı ve tehditlerle sindirilmiş durumda. Gazi’de faşist bir saldırıya uğramanız için solcu veya Kürt olmanıza da gerek yok. Küpe takmanız, saç uzatmanız ya da sevgilinizin elini tutmanız yeterli. Bu nedenle genel öğrenci kitlesi de durumdan oldukça rahatsız. Peki neden tepkisiz kalıyorlar sorusunun tek bir cevabı yok. Gazi’de faşizmle mücadele için dayak yemeyi göze almak yetmiyor. Bunun yanında polisin peşinize takılmasını ya da uyduruk gerekçelerle soruşturmaya uğramayı da göze almak gerekiyor. Gazi’de sivil polis ve faşistler arasındaki işbirliği lafta değil. Örneğin kampüste gereğinden fazla zaman geçiren bir solcunun can güvenliği sadece faşistlerce fark edilmesine bağlı değil. Çoğu zaman sivil polis takip ediyor, haber uçuruluyor, ardından faşistler saldırıyor. Faşistler saldırdıkları öğrencilerin kimlikleri alıyorlar. Birinin başlattığı işi diğeri tamamlıyor. Saldırıdan kaçıp şikayet etmeye cüret edenler mi var, hiç sorun değil. Rektörlük binasından içeri giremiyorlar, siviller ve güvenlik içeri sokmuyor. Bunlara rağmen rektörlüğe ulaşabilen öğrenciler ise şikayetleriyle kalıyorlar her hangi bir işlem yapılmıyor.


Ankara’nın ortasında bir toplama kampı kuruluyor, kim karşılarına çıkarsa gözüne batarsa saldırıyorlar, tam bir kontrol altında tutma çabası var. Sonra da kalkıp Emniyet Genel Müdürlüğü sözcüsü İsmail Çalışkan gazetecilere şu açıklamaları yapıyor  ‘Parmak izi alamıyoruz’, ‘Üst araması yapamıyoruz’, ‘Gözaltı süresi eskiden 15 gündü, şimdi 24 saat’ tüm bunların sonucunda suç oranları arttı. Polisin yetkisinin arttırılması gerek’. Gazi Üniversitesi bu bakımdan öğretici bir örnek oluşturuyor. Küçük çaplı bir polis devletinin uygulamaları Gazi’ye bakarak görülebilir. Hesap yine solculara kesilecek, zaten solcuların üniversitelerden silinmesi için her yol mübah, götürün götürebildiğinizi!


Rektörlükten öğrencilere: Yem olun!
Rektör Prof. Dr. Kadri Yamaç olaylarla ilgili olarak yaptığı açıklamada Gazi Üniversitesi’ne yönelik dışardan bir saldırı başlatıldığını iddia etti. Yamaç “Öğrencilere askeri hiyerarşide olduğu gibi ‘reislik’ rütbeleri veriyorlar. Bu öğrencileri kurtarmak için aileleri çağırdık. Bu işleri yapanlar ellerini öğrencilerden çeksin. Onları burada istemiyoruz. Son bir yılda on öğrenci üniversiteden çıkarıldı” diyerek, “Neden Gazi, neden şimdi?” sorularını sordu. Sayın Rektör yıllardır zincirlerle, satırlarla yaralanan öğrencileri hiç duymamış ki, “Neden şimdi” diye soruyor. Soruyu şöyle de sorabiliriz: “Ne güzel solcu öğrencileri dövüyordunuz, ‘neden şimdi’ bir polisi vurdunuz?”


On öğrencinin okuldan çıkarılması da rektörlüğe alkış tutmamız için yeterli olmayacaktır. İlk olarak bu adamlar on kişi değildir ki atarak temizleyesin? İkincisi, bu öğrenciler ülkücülerle,  nizam-ı alemcilerin kendi iç hesaplaşmaları sonucunda çıkan kavgadan sonra atıldılar. Yoksa Gazi’de solcuları dövdükleri için okuldan adam atmaları solcular için bile şaşırtıcı olurdu.


Aslında üniversiteler için öğrenci temizlemekten daha kolay bir şey yok. Yalnız bunun için tek koşul solcu olmanız. Diyorlar ki “öğrenciler şikayetçi olmadığı için soruşturma açamıyoruz”. Peki iki solcu sesini yükseltince kim şikayetçi oluyor da, basıyorsunuz soruşturmayı, dakikasında uzaklaştırıyorsunuz? Herhalde tosuncukların destekleri sağlam yerlerden ki, şikayet olmadan soruşturulamıyorlar.  Ama hakkını yemeyelim rektörün çözümü fena değil, şikayetçi öğrencilere “Biz bunları takip edemiyoruz, siz kendinizi takip ettirin dayak yiyin biz de belki yakalarsak, siz şikayetçi olursunuz da bunları atıveririz” diyor. Kurt kapanında yem olmak iyi bir çözüm anlaşılan. Naçizane uğraştırmayalım öğrencileri sayın rektör siz girin bir sefer de bu kapana, biz yakalayalım hem daha iyi bir gerekçe olur koskoca rektör dövülüyor, kolay mı?..{jcomments on}

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Bilim ve Gelecek

bilim-ve-gelecek-99