Sen kimin taşeronusun?

Orhun Demir - 

Emperyalistlerin izni, icazeti olmadan adım atamayan bir siyasi geleneğin mensupları hiç utanmadan Kürt halkının mücadelesini taşeronlukla niteliyorlar! NATO’yu ‘sorun çözmek’ için çağıran AKP’ye şimdi de Kürt halkı soruyor: Sen kimin taşeronusun?

Tayyip_SharonKürt sorunuyla ilgili ne zaman sıcak bir gündem olsa, ‘dış mihrak’ lafları dolanmaya başlar. Devlet ve düzen ideologları, var güçleriyle, Kürt sorununu dışsallaştırmak isterlerken topu en çok ‘dış mihraklara’ atarlar. Onlara göre biz kendi aramızda ‘kardeş kardeş’ otururken birileri düğmeye basıyor ve ondan sonra da olanlar oluyor zaten!

Bugüne kadar dış mihrak safsatalarının türlü türlüsüne tanık olduk. Öcalan’ın aslında “Kürt değil de Ermeni olduğu” zırvası bunların en orijinallerinden biriydi.  Yine çatışmada ölen gerillaların “sünnetli mi sünnetsiz mi” olduğuna dayanarak yapılan dış mihrak tespitleri de aynı ayarda orijinal zırvalardandı. Bunların dışında ise “bölücü terör örgütünün” AB’ye üye ülkeler tarafından desteklendiği, ABD tarafından iteklendiği, daha öncesinde ise işin içinde ‘goministlerin veya Moskofların’ parmağı olduğunun propagandası en ciddi basın-yayın organlarında yapıldı. 1 Haziran’dan itibaren ise, AKP’nin ‘dehasıyla’ ve tabii ki “acaba tutturabilir miyiz, yedirebilir miyiz” edasıyla İsrail’in adı ön plana çıkarılmaya başlandı. Hatırlayacak olursak, 1 Haziran sabahı İsrail’in, Gazze’ye yardım götüren Türk bandıralı Mavi Marmara gemisine saldırıp 9 kişiyi katletmesiyle; PKK’nin İskenderun’daki askeri üsse yönelik eylemi arasında, hem de en yetkili kişiler tarafından, olmadık bağlantılar kuruldu. AKP’nin ağır toplarından eski bakan Hüseyin Çelik zamanlamayı “anlamlı” bulduğunu söylerken, Tayyip Erdoğan “PKK kimin taşeronu, aziz milletim iyi biliyor” diyerek aklı sıra bir taşla iki kuş vurmaya çalıştı. AKP’nin yayın organı niteliğindeki Yeni Şafak gazetesi “PKK İsrail’in maşası oldu” diye manşet atarken; ‘PKK militanlarının MOSSAD ajanları tarafından eğitildiği’ iddialarından tutun da “PKK-Ergenekon-İsrail” ittifakı diye köşe yazısına başlık koyanlar bile oldu.

Ne tuhaftır ki; devletimizin ‘PKK’yi desteklemekle’ eleştirdiği bütün devletler -her zaman baş düşman olarak gördüğümüz ‘goministler ve Moskoflar’ hariç olmak üzere- aynı zamanda Türkiye’nin emperyalist müttefikleriydi. Biz “Kürt sorunu dış mihrakların içimize bıraktığı nifak tohumundan ibarettir” ya da “emperyalistlerin bir oyunudur” diyorduk ama diğer yandan aynı emperyalistlerle Koreli devrimcilere karşı beraber savaşıyorduk, şimdi de Afgan halkına karşı beraber savaşıyoruz! Bizi bölmeye çalışmakla itham ettiğimiz AB’ye girmek içinse yarım asır can attık, hala atıyoruz. İsrail’e kızıyorduk ama en önemli askeri, ticari ve stratejik işbirliklerini de yine İsrail ile yapıyorduk, hala yapıyoruz.

Uzun lafın kısası, siyasi aklın sınırlarını zorlayarak ve topu hep ‘dış mihraklara’ atarak Kürt sorununu, yapay, zorlama ve ‘bizden kaynaklanmayan’ bir sorun olarak anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Bunun doğal sonucu olarak da, Kürt hareketini ‘bir takım art niyetli kişiler tarafından rahatımızı bozmak için kurulan ve dolayısıyla da bu doğrultuda amaçları olan büyük güçler tarafından kullanılan bir taşeron yapılanma’ olarak göstermeye çalıştık. Bugün ise, bu ‘Oscarlık’ kurgu hala devam etmekle birlikte, yeni senaryolarla zenginleştirilmiş ve beğenilerimize sunulmuş durumdadır.   

NATO’ya davet

Kürt sorununun uluslararasılaşması ve AKP’nin -her ne kadar duvara toslamış olsa da- yeni Osmanlıcılık politikasının gereği olarak ‘güçlü Türkiye’ vizyonu yaratmaya çalışmasının sonucu olarak; Tayyip Erdoğan’ın, NATO’yu PKK’ye karşı savaşmak için göreve çağırması ise işte bu Oscarlık kurgunun son kısmı aslında! Erdoğan şu ifadelerle anlatıyor derdini: “Nasıl Afganistan’da biz NATO ile birlikte mücadele ediyorsak; NATO da bu bölgede, (Kuzey Irak’ta) bizimle birlikte mücadele etmelidir”. Önceleri “terörle mücadelede kendi başımızın çaresine bakarız evelallah” diyen zihniyet, ABD’den istihbarat desteği, sonrasında Türkiye-ABD-Irak üçlü işbirlikleri, şimdi de doğrudan askeri kuvvet çağrısıyla ‘uluslararasılaşan bir soruna uluslararası bir çözüm’ bulma arayışında… Eskiden sadece “sorunu biz çıkarmadık” deniyordu şimdi ise “madem sorunu siz çıkardınız gelin çözün” deniyor!

AKP dehası sadece “açılım” aracılığıyla değil; NATO askerini göreve çağırarak da tasfiye sürecini hızlandırmak istiyor. AKP’nin genel hesabı ise; bir yandan azcık bile olsa askeri yükünü müttefikleriyle paylaşmak, diğer yandan ise Kürt hareketinin ‘teröristliğini’ bir kez daha NATO standartlarında tescil ettirmek…

Emperyalistlerin izni, icazeti olmadan adım atamayan bir siyasi geleneğin mensupları hiç utanmadan Kürt halkının mücadelesini taşeronlukla niteliyorlar! NATO’yu ‘sorun çözmek’ için çağıran AKP’ye şimdi de Kürt halkı soruyor: Sen kimin taşeronusun?{jcomments on}