Maradona: “Ben tek siz hepiniz”

Orhun Demir - 

Diego Armando Maradona her zaman ‘üstüne vazife olmayan’ işler yaptı ve öyle olduğu için de hiç sınıf atlamadı! Oysaki topunu ‘kuralına göre’ oynasaydı, o da Pele gibi localarda gezebilirdi.

maradonaYönetmen Emir Kusturica şöyle diyor Diego Armando Maradona için:

“… bu sevimli tonton, dünyanın en iyi futbolcusundan çok, Meksika devrimini anlatan bir filmden çıkmış bir karaktere benziyordu. Sanki bir Sergio Leone ya da Sam Peckinpah filminden fırlamış gibiydi. Sanki kötü şöhrete sahip bir kaç kadına hoşça kal deyip, üstüne sinmiş devrimci barutu kokusuyla bir odaya dalmış gibiydi. Bir şeyden emindim. Eğer futbolcu olmasaydı, bir devrimci olurdu. Maradona, tehlikeye atılmak için teşvike ihtiyaç duymazdı. Devrimcilik kanında vardı…” (1)

İlk bakışta Kusturica abartıyor gibi gelebilir insana! Ne de olsa “ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” jargonu endüstriyel futbolun ideolojik hegemonyasını yansıtıyor günümüzde… Sermayenin saldırdığı ve her saldırısında daha da piyasalaştırdığı bir sosyalleşme alanı olarak futbol, her gün biraz daha uzaklaşıyor gibi görünüyor ‘mahallenin çocuklarına’…

Ancak her süreç karşıtını da yaratıyor kaçınılmaz olarak… Maradona ise bu karşıt sürecin kristalleştiği bir karakter gibi futbol dünyası için… Yani, sermaye var gücüyle ‘mahallenin çocuklarını’ yeşil sahalardan kovmaya çalışırken; Maradona sermayeye “o sahalar bizim” diyebilen ender ‘isim’lerdendir; çünkü futbollarıyla herkesi büyüleyen diğer ‘isim’ler, yani Peleler, Beckenbauerler ve Platiniler, çoktan “o sahalar bizim” diyenlerin karşısına geçmişlerdir. Maradona ise hep “o sahalar bizim” diyenlerin yanındadır!
Maradona henüz genç bir ‘topçu’yken kendisine transfer teklifi yapan River Plate’i reddedip, River’dan daha düşük teklif sunan ‘halkın takımı’ Boca Juniors’a transfer olduğu gün, endüstriyel futbola da ilk ‘hayır’ını dedi. Diego ‘profesyonel futbolun gereklerini’ değil, çocukken kendisine ve babasına verdiği sözün gereğini yaptı.

1982 Dünya Kupası’nda, kendisini tekmeleyenlere İsa sabrı göstermeyip basınca tekmeyi, kırmızı kartı yedi. Belki de o gün Maradona’nın ‘futbolcu’ değil, tüm futbolcuları cebinden çıkaracak kadar büyük bir ‘mahalle topçusu’ olarak kalacağı belli olmuştu.

Falkland Savaşı’nın rövanşı

1986 Dünya Kupası’nda ise “futbol ayrı siyaset ayrı” diyen saftirik düzen borazancılarına inat, futbolunu siyasete alet etti! Arjantin İngiltere’yi saf dışı bırakırken, İngiltere ağlarına biri eliyle, diğeri ise altı İngilizi ipe dizerek bıraktığı gollerle Falkland Savaşı’nın rövanşını aldı. “…bu maç bizim için bir final gibiydi; çünkü bir takıma karşı değil, bir ülkeye karşı kazanmış olacaktık. Maçtan önce futbolun Falkland Savaşı’yla ilgisi olmadığını söyleyip duruyorduk, ama orada birçok Arjantinli çocuk ölmüştü; onları kuş yavruları gibi öldürmüşlerdi... Bu bir rövanş olacaktı, sanki Malvinas’ın intikamını alacaktık. Yaptığımız röportajlarda hepimiz, ‘bunları birbirine karıştırmamak lazım’; ‘futbol ve politika ayrı şeylerdir’ filan diyorduk, ama yalandı hepsi, düpedüz yalan! İşte bunun için, sanırım attığım gol, golden öte bir şeydi….” (2) Gol atmakla da yetinmedi; İngiliz Prensi Charles kendisiyle tanışmak istediğinde “ben eli kanlı birinin elini sıkmam” diyerek bir kez daha kızdırdı İngilizleri!

Diego futbolu bıraktı ama halkını hiç bırakmadı: Pele gibi Davos’taki Dünya ekonomi Forumu’na katılmak ya da Platini gibi FİFA’ya başkan olmak yerine, futbolcuların sendikalaşması ve uluslararası bir futbol sendikası kurulması için mücadele etti. 1994 yılında Kulüpler ile futbolcular arasında yapılan sözleşmelerde kısmi de olsa futbolcular lehine iyileştirmeler sağlandı. Kulüpler ile futbolcular karşı karşıya gelince futbolcuların yanında yer alan Maradona, sözkonusu olan ‘futbolcu şımarıklığı’ olunca, onlardan da lafını esirgemedi: “…binlerce dolar alıp, sahaya çıkıp oynuyoruz ve ağzımızı açınca stresten bahsediyoruz. Stres bu ülkede, para kazanmak için sabahın altısında kalkanlar içindir..."

Bush’un değil, Chavez’in yanında saf tuttu. 2006’da Mar del plata'daki devlet başkanları zirvesi’nde kürsüye çıkan Maradona, Arjantin halkını Bush’a karşı alanlara çağırdı. Her zaman ‘üstüne vazife olmayan’ işler yaptı ve öyle olduğu için de hiç sınıf atlamadı! Oysaki topunu ‘kuralına göre’ oynasaydı, o da Pele gibi localarda gezebilirdi.

Şimdi, Güney Afrika’da ‘hayal kırıklığı’ yaratmış, ‘futbolun doğrularını’ yapmamış, kupayı kaldırmak için geldiği bir turnuvaya henüz çeyrek finalde veda etmiş, hem de Almanya’dan ‘4’ yiyerek elenmiş bir takım, bavullarını toplayıp ülkesine döndüğünde neden bir şampiyon gibi karşılanır sizce? Ve neden o ülkenin halkı, “bizi bırakma Diego” diyerek yalvarırcasına seslenir ‘başarısız’ teknik direktörlerine, anlayabiliyor muyuz acaba?{jcomments on}

Dipnot:
(1)http://erenlogoglu.blogspot.com/2010/05/maradona-by-kusturica.html
(2)http://www.burcintuncer.com/maradona.htm