Kabe değişmeden rota değişir mi?

Uğur Erözkan - 

davutogluDışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun son dönemde birbiri ardına geliştirdiği diplomatik ataklar sizin de dikkatinizi çekmiyor mu? AKP'ye gönülden destek vermiş olanların 'göğsünün kabarmasına' sebep olan bir dizi adım atılıyor. AKP'nin dış politikası, seçmenleri tarafından Türkiye'nin eskisi gibi, süper güçlerin arasında denge politikası tutturmak zorunda olan bir Üçüncü Dünya ülkesi olmayacağı şeklinde anlaşılıyor. İsrail'le dalaşan, Ortadoğu'nun, emperyalizmin pençesinde kıvranan ülkelerine destek çıkan, bir enerji köprüsü olarak yalnızca Türki Cumhuriyetlerle değil, tarihsel olarak düşman gözüyle bakılmış komşularımızla da iyi ilişkiler geliştiren, futbol sahalarından ekonomi forumlarına karşısına çıkan her fırsatı değerlendiren, Ortadoğu-Kafkaslar-Balkanlar bölgesinin 'ağabeyi' olma yolunda hızla ilerleyen bir hükümetten bahsediyoruz. Seçmenlerinin tüm bu gelişmelerden gururlanması boşuna mı?

Üstelik tüm bunlar olurken Avrupa Birliği ile de, gelgitli de olsa, ilişkilerini sürdürmeyi başaran, ABD'nin sözünden çıkma niyetinde asla olmadığını her adımıyla belli eden bir hükümetin idaresindeki dış politikamız, belki de Cumhuriyet tarihinin en etkili dış politikası olma yolunda ilerliyor. Meselenin bu kısmına kimsenin bir itirazı olmaz herhalde. AKP, tek parti olmanın ve devlet içerisinde etkili bir kadrolaşma politikası yürütmesinin iç politikada olduğu kadar dış politikada da meyvelerini almaya başladı. Ortadoğu'nun çeşitli Arap ülkelerinde şimdiden Türk bayrakları ve Tayyip Erdoğan resimleri evleri ve sokakları süslemeye başladı. Özellikle İsrail ile uluslararası arenada iplerin gerilmesine neden olan medyatik çıkışları sayesinde Başbakan Erdoğan, Ortadoğu ülkelerinde kahraman seviyesine çıkmış bulunuyor. Mesele oldukça ciddi bir hal almaya başladı; bu yüzden görmezden gelinecek ya da “bunlar medyatik hareketler” denilerek geçiştirilebilecek gibi olmaktan çıktı durum.

Etkili dış politika mı, ABD'nin yeni yönelimi mi?

Dış politikada tüm bu olan bitenin, esas olarak bir buçuk sene önce Davos'taki ekonomi zirvesiyle gündeme taşındığını hatırlayacaksınız. Gündeme bu şekilde taşındı ama, dış politikadaki yeni rotaya bu olayla birlikte girildiğini söylemek doğru olmaz. Kısa ve öz bir şekilde ifade edecek olursak; AKP'nin yeni dış politika atılımının Ortadoğu'nun yeniden şekillenmeye başladığı şu günlerde ABD'nin bölgede ihtiyaç duyduğu elçi rolüne soyunmasıyla doğrudan ilgisi var. Yani aslında 'bağımsız' ya da 'her devlete eşit mesafede' dış politika adımları gibi gösterilmeye çalışılan adımlar, aslında pusulanın ucuna ABD'nin Ortadoğu politikası konularak atılıyor. Askeri müdahaleyle yeniden şekillendirdiği bölgeden çıkabilmenin yolunu arayan ABD, kurduğu yeni 'denge'yi sürdürebilecek bir 'ağabey' arıyor bölgede. Bölgedeki Arap ve Müslüman nüfusun İsrail'le aralarındaki dinsel, kültürel ve tarihsel çelişkilerine sahip olmayan bir 'ağabey'. Aynı zamanda da ABD'nin üstünlüğüne ve çıkarlarına ters davranmamayı kesin olarak kabul etmiş bir 'ağabey'. Tüm bu özellikleri bünyesinde barındırmasının yanısıra bu göreve gönüllü olan AKP hükümeti Davos'ta İsrail'e yönelik bir çıkış yaparak işe girişti. Bölgesinde sözü geçer bir ülke olmak yalnızca diplomatik bir başarı olması açısından değil aynı zamanda yıpranmış iktidarını da yeniden sağlamlaştırmak için uygun bir fırsat olarak görülmüş olmalı. Atılan adımlara kısaca göz attığımızda ise AKP'nin dış politikasının rotası daha net çıkacak ortaya.

İsrail'le laf dalaşı ve stratejik ortaklık

Miladı Davos'taki meşhur şovdan almamak gerek demiştik. Bir milat gösterecek olursak, Obama'nın seçilmesinin ardından ABD ile eşgüdümlü bir şekilde bu yola girildiğini söyleyebiliriz. Irak'tan kademeli olarak çekilme vaadiyle iktidara gelen Obama, Irak işgaliyle Ortadoğu'da kurulan 'denge'yi koruyabilecek bir güç yaratmak zorunda. ABD'nin en güvenilir müttefiki ve bölgedeki ileri karakolu niteliğinde olan İsrail'in, bu rolü oynayamayacak kadar çok düşmanı var. Talabani ve Barzani ikilisi ise, Türkmen ve Arap nüfusa kumanda etmeyi ve mevcut direniş hareketini tasfiye etmeyi başarabilecek durumda değil. Ancak AKP yönetimindeki Türkiye devleti bu iş için biçilmiş kaftan gibi. Bunu herkesten iyi bilen AKP hükümeti, ABD elçiliğine soyunmakta gecikmedi.

AKP'nin Ortadoğu'da ABD elçiliğine soyunması planı, Başbakan'ın İsrail'e herkesin gözleri önünde meydan okuması ile ayyuka çıktı. Esas olarak da bu eksenden devam etti. İsrail'le çeşitli vesilelerle laf dalaşına girilmesi yeterli olmadı; Mavi Marmara girişimiyle fiilen de karşı karşıya gelindi. Buraya kadar yalnızca mırıldanmaktan başka söz etmeyen bazı ulusalcı emekli diplomatlar, köşe yazarları vs de artık iyiden iyiye itiraz etmeye başladılar. Medyada çıkan, “İsrail başka bir stratejik ortak arıyor” şeklindeki haberlerle birlikte artık hükümetin İsrail'le olan dalaşı neredeyse herkes tarafından “eksen kayması” olarak algılanmaya başlandı. Yalnız bir avuç sosyalistin “şov yapma, İsrail'le anlaşmaları iptal et!” sloganını kimse duymadı bile. Oysa meselenin esası budur. AKP hükümetinin, İsrail'le yaptığı anlaşmaları iptal etmesi kolay değil. Bunu yapması, hem İsrail'e askeri teknoloji konusunda bağımlı olduğu için zordur hem de İsrail'le anlaşmaları bitirmesi ABD ile olan ilişkilerine büyük oranda zarar verecektir. İşte bu yüzden İsrail'le laf dalaşını daha öteye götürmesi AKP hükümetinin boyunu aşacak bir şey olur. Öte yandan ulusalcıların galeyana gelip İsrail'le ilişkilerin düzeltilmesi için baskı yapmaları AKP'nin yürüttüğü laf dalaşının iç politikada meyvesini verdiğini gösteriyor. Siyaseten karşısında olanların da AKP'nin “başka bir rotaya” girdiğini düşünmeleri, hatta bunu dile getirmeleri, AKP'nin politikasının başarıya ulaştığını gösteriyor. Ulusalcı diplomasinin İsrail'le birazcık laf dalaşını bile kaldıramamış olması, ABD-İsrail hattından uzaklaşılmasından bu kadar korkmaları ise ibretlik bir durumdur.

İran'ı teslim alma ihalesi

AKP'nin dış politikasının bir başka önemli ayağı ise İran'la olan ilişkiler... İran'ın nükleer programının ABD'nin ısrarcılığı ile BM'nin gündeminin baş sırasına çıkmasının ardından AKP, ara bulucu rolüne soyunmakta gecikmedi. Yıllardır İsrail ile birlikte ABD'nin İran'a olası müdahalesi gündemdeyken Brezilya ile İran arasında zenginleştirilmiş uranyum takası ile birlikte savaşsız bir çözüm gündeme gelmiş oldu. Bu girişim, AKP'nin İran'ı diplomatik yolla teslim alabileceğini ABD'ye kanıtlama girişimi olarak anlaşılmalıdır. AKP hükümeti, ABD'nin İran'ı bölge politikalarına tabi kılma girişimlerinin hiçbir şekilde sonuç vermediğini, ancak kendisinin bu işi başarabileceğini ABD'ye göstermeye çalışıyor. Deyim yerindeyse İran'ı kan dökmeden, diplomatik yollarla teslim alma ihalesine giriyor. Ancak ABD'nin İran planına tam olarak uymayan bu girişim ABD tarafından henüz kabul edilmiş değil. İran'ın ABD'nin politikalarına itiraz etmemesinin garantisi olmayan ve AKP hükümetine, gerektiğinden fazla güç ve itibar sağlayacak olan bu hamle, ABD'nin ve İsrail'in içinde bulunduğu bir alternatif plan yaratılmadan ABD tarafından onaylanmayacak gibi gözüküyor. Bölgede İsrail'den başka ikinci bir nükleer güç yaratılması riski de bu planın tercih edilmemesinin bir diğer nedeni… Ancak İran'a askeri müdahalenin Obama'nın kolay kolay başvurabileceği bir eylem olmadığı düşünüldüğünde bu seçeneğin tamamen gözardı edilmediğini söylemek yanlış olmaz.

Sonuç olarak AKP hükümetinin dış politikada yeni bir yönelime girmiş olduğu kesin olmakla birlikte yeni dış politikanın ABD'ye ya da İsrail'e rağmen geliştirildiğini iddia etmek yanlış olur. AKP'nin hiçbir siyasi hamlesi ne iç politikada ne de dış politikada ABD'nin Ortadoğu'daki çıkarlarına ters düşecek nitelikte değil! Aksine atılan her adım ABD'nin bölgedeki çıkarlarını pekiştirmektedir. AKP'nin attığı her adımda yöneldiği kabe ABD'dir. AKP'nin dış politikasının rota değiştirmesinin yegane yolu ise ABD'nin rota değiştirmesidir.{jcomments on}