Böyle olur liberallerin enternasyonalizmi!

Yalçın Atbaş - 

AB, IMF ve NATO gibi yapılanmalara karşı mücadele verirken, esas yapılması gereken en özel mücadele alanlarını bile genel bir perspektiften kavramak ve bu doğrultuda özel mücadele alanlarını birleştirmektir.  Oysaki bu arkadaşlar böylesi bir perspektiften çok uzaktadırlar. Nitekim IMF’ye sallarken, içlerinde AB’ye karşı sempati besleyebilmeleri de bundandır!

asfBu yıl İstanbul'da düzenlenen 6. Avrupa Sosyal Forumu (ASF)'nda; kapitalizmin krizi nedeniyle Avrupa'da yükselen neoliberal saldırılar, işten atılmalar, eğitimin ve sağlığın özelleştirilmesi gibi genel konuların yanı sıra, Filistin ablukası, Kürt sorunu, Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve Afganistan'da sürmekte olan savaş ve işgaller, ezilen uluslar, azınlıklar, göç ve göçmenlik sorunları, gibi gündem maddeleri de vardı. Bütün bunları konuşmak ve çözüm bulmak amacıyla ASF, “başka bir Avrupa mümkün” sloganıyla 1-4 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirildi.

İstanbul'da ki ASF basında pek ilgi görmedi ve beklenenden çok daha az bir katılımcıya seslenmek zorunda kaldı. Toplantıların en önemli özelliklerinden olan niceliğin azalması başta Türkiyeli örgütleyiciler olmak üzere herkesin moralini bozmuş görünüyor. Bu durum Almanya'nın solcu gazetelerinden Junge Welt'i de rahatsız etmiş ve katılımın azlığını İstanbul'un uzak olmasına bağlamış. Ancak durumu kurtarmaya yönelik bu açıklama Türkiye'den gelen katılımcıların azlığını açıklamaya yetmiyor. Daha önce düzenlenen toplantılara Türkiye'den giden insan sayısı İstanbul'da ki toplantıya katılanlardan daha fazla… KESK'in ASF temsilcisi Nevin Kaplan da katılımcıların azlığından rahatsız olmuş. Kaplan açıklamasında : “Büyük bir katılım olmadığını kabul ediyorum ama nitelikli bir katılım görüyoruz.” Oysaki bu organizasyonun en büyük amaçlarından birisi de katılımcı sayısının mümkün olduğunca fazla olmasını sağlamaktır. ASF’lerde biraz da “ne kadar kalabalık olunuyorsa organizasyon o kadar başarılıdır” ilkesi geçerlidir. Yani nicelik niteliğe tercih edilir Avrupa Sosyal Forumları’nda. Bu sebeple toplantıya katılmak istenen hemen hemen her örgüt kabul edilmektedir. Nitelikli katılımcılara gelince, Kaplan'ın nitelikli dediği katılımcılar ise DSİP, Taraf yazarları, yeni solcular, Avrupa Birliği yanlıları, liberaller vs. vs galiba. Zira bunların dışında katılımcı pek de yoktu aslında!

Yine Junge Welt’te çıkan başka bir habere göre de katılımcı sayısının düşük olmasının nedenlerinden biri olarak ‘yerel yöneticilerden alınan desteğin sınırlı olması’ gösterilmiş. Bu değerlendirmeye bakacak olursak ASF gibi “sivil” organizasyonların “devlet desteği” olmadan başarılı olamayacağını görüyoruz. Sözün kısası; bu arkadaşlara, “karşı” oldukları devlet el uzatmadığı vakit birşeyler eksik kalıyor! Devlet veya sponsor destekleri gibi tartışmaların sözkonusu olması bile ASF’lerin ne kadar ‘devrimci’ organizasyonlar olduğunu bize gösteriyor. “Pardon devrim yapacağız ama devlet baba olarak biraz destek verir misiniz acaba?”

ASF ve türevlerinin ne olup ne olamadığına da bir bakalım şimdi de. Dünya Ticaret Örgütü'nün 1 Aralık 1999'da düzenlediği toplantıya karşı yapılan geniş çaplı ve uluslararası protestolar bu forumların başlangıç noktasıdır. Bu organizasyonlara farklı birçok örgüt katılmasına rağmen en genel amaçlar: kapitalizmin ve emperyalizmin törpülenmesi, küreselleşen sermayenin “insancıl” hale getirilmesi, insanların kimliklerini özgürce yaşaması, demokrasi, özgürlük, kadın hakları, sosyal devlet vs… sayılabilir.

ASF'nin geniş bir yelpazeyi barındırdığından bahsetmiştik fakat bu geniş yelpazede “eski sol”un veya en azından Avrupa Birliği karşıtlarının yer almadıklarını da söyleyebiliriz. Durum böyle olunca seminerler de isteyenin at koşturduğu bir ortama bürünüyor. Örneğin İstanbul'da ki toplantıda Ertuğrul Kürkçü “Biz eldeki deneyime bakarsak, hiçbir yerde kurulmuş sosyalizmlerden söz edemeyiz.” diye buyurmuş Sovyetler'le ilgili bir oturumda. Söylediğine bakacak olursak Sovyetler, Çin, Küba hiçbir anlam ifade etmiyor Kürkçü için. Elbette bu sosyalist pratikler kusursuz değillerdir ve birçok yönden eleştirilebilirler. Ancak, “bugüne kadar kurulmuş bir sosyalizmden bahsedemeyiz” demek, “sosyalizm ne demek”, bilmemektir. Hele bir de bu söz kendisine “sosyalist” diyen birinin ağzından çıkıyorsa, o zaman durum çok daha vahimdir.

IMF’ye tezat AB’ye ihtiyat!

Forumun çağrı metninde Avrupa Birliği'nin karşı karşıya kaldığı ve dünyada yaygınlaşan küresel krizler konusunda hükümetlerin ve IMF'nin sosyal politika uygulamalarındaki sert ve geriletici yanlışlarına karşı, İstanbul Sosyal Forumu'na katılan sosyal hareketlerin yaptığı ortak eylem çağrısına yer verilmişti. Anlaşılacağı üzere, hazırlanan metinde krizin sorumluları IMF ve hükümetler olarak gösterilirken, bir kurum olarak AB’nin krizle olan ilişkisi muğlak bırakılmış. AB bir kriz mağduru olarak tanımlanmamış ancak, sorumlular arasında da sayılmamıştır. Oysaki, sadece Yunanistan’daki krize bile birazcık bakılsa, AB politikalarının IMF politikalarından pek de ayrışmadığı görülecektir. Birçok ASF toplantısında IMF ve Dünya Bankası ‘düşman örgütler’ olarak tanımlanırken AB bu düşman örgütlerin arasında pek sayılmamaktadır her nedense! Sakın bu arkadaşlara göre AB, bir ‘demokratikleşme aracı’ olmasın Türkiye için! Yoksa AB diyince hala akıllara emeğin Avrupa’sı mı geliyor acaba?  

Dikkat etmemiz gereken AB, IMF ve NATO gibi yapılanmalara karşı mücadele ederken bunların kapitalizmin sonuçları olduğunu görmek gerekir. Bu yapılanmalara karşı mücadele verirken, esas yapılması gereken en özel mücadele alanlarını bile genel bir perspektiften kavramak ve bu doğrultuda özel mücadele alanlarını birleştirmektir.  Oysaki bu arkadaşlar böylesi bir perspektiften çok uzaktadırlar. Nitekim IMF’ye sallarken, içlerinde AB’ye karşı sempati besleyebilmeleri de bundandır!

Bu ve buna benzer küresel eylem hareketlerini solcu kisvesi altında ki liberaller, anarşistler, yeni solcular, reformistler siyasi ve ideolojik amaçları doğrultusunda kullanmaya çalıştıkça etkisizleşiyor, gitgide liberalleşiyor. Yıllardır devam eden Dünya ve Avrupa Sosyal Forumları’nda elle tutulur bir kurumsallaşma yaratılamamasını bir de bu doğrultuda değerlendirmek yerinde olacaktır.

ASF ve benzeri yapılanmalar devrimcileştirilmedikleri sürece etkisizleşmeye, liberalleşmeye hatta Taraf yazarlarının akınına uğramaya mahkumdur!{jcomments on}