Ulusalcıların 'son kale'si de düşüyor mu?

Uğur Erözkan -

Yani hali hazırda Cumhuriyet gazetesi, ağır toplarından birini Ergenekon soruşturmasına kurban vermiş olsa da “son kale” olma özelliğini sürdürüyor. Ancak son günlerde gerçekleşen bazı değişiklikler gazetenin takipçilerine, yazının başında sözünü ettiğimiz soruları sorduruyor.

21301Cumhuriyet gazetesini takip edenler bir süredir yaşananlar hakkında kendi kendilerine bazı sorular soruyorlar. Malum Cumhuriyet gazetesine, başka herhangi bir günlük gazetenin aksine takipçileri tarafından bir gazeteden daha büyük bir anlam atfedilir. Okuyucularının çoğunluğu kendilerini ulusalcı, Kemalist gibi sıfatlarla tanımlamaktadır. Bugünkü siyasal konjonktürde bu durum AKP’nin antitezi olarak ortaya çıkmış olan bir siyasal cepheyi ifade ediyor.

2007’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin gündeme geldiği dönemde Cumhuriyet mitinglerine katılanların büyük çoğunluğu Cumhuriyet gazetesinin takipçileridir. Sözü edilen kitle sıradan gazete okurlarından oluşmuyor. Öyle ki, fiyatı ne kadar artarsa artsın gazetenin tirajı belli bir sayının altına düşmez! Bu sayı, gazetelerine bir ideolojik ve politik mevzi gözüyle bakan okuyucuların sayısıdır. Takipçileri, gazetenin yayın hayatını sürdürebilmesi için eşi dostu abone yapmaya çalışır, basılı halini zaten her gün satın aldıkları gazetelerini bir kez de elektronik ortamda okuyabilmek için e-abone olurlar.

Bütün çabaları AKP’nin saldırılarına karşı ‘yiğitçe’ direnen bu ideolojik-politik mevziyi korumak içindir. Zira AKP, 2007 seçimlerinin ardından girdiği ikinci döneminde, bu cephenin elindeki önemli mevzileri birer birer ele geçirmeye başladı. Cumhurbaşkanlığını, YÖK Başkanlığını, yüksek yargı kademelerini birer birer ele geçirirken orduyu da etkisizleştiren AKP, önü alınamaz bir ivmeyle ulusalcı-Kemalist cepheyi köşeye sıkıştırmayı başardı. Ergenekon operasyonunda, tam da bu siyasal hamle çerçevesinde, ulusalcılar arasında önde gelen isimler birbiri ardına tutuklandı. Bu tutuklamalardan Cumhuriyet gazetesinin yazarları da nasibini aldı. Gazetenin sahibi İlhan Selçuk ve Ankara temsilcisi Mustafa Balbay, soruşturma kapsamında gözaltına alındı ve Mustafa Balbay tutuklandı. Aradan bir buçuk seneye yakın bir zaman geçti, Balbay’ın tutukluluk hali hala sürüyor. Gazete, Balbay’ın yokluğunda, çizgisini şimdiye kadar değiştirmiş değil… Yani hali hazırda Cumhuriyet gazetesi, ağır toplarından birini Ergenekon soruşturmasına kurban vermiş olsa da “son kale” olma özelliğini sürdürüyor. Ancak son günlerde gerçekleşen bazı değişiklikler gazetenin takipçilerine, yazının başında sözünü ettiğimiz soruları sorduruyor.

Balbay’ı harcadılar mı?

Yaşanan değişikliklerden biraz bahsedince siz de sıradan bir değişiklikten bahsetmediğimizi anlayacaksınız. Geçtiğimiz haftalarda sürpriz bir kararla gazetenin Ankara temsilciliği Ergenekon tutuklusu Mustafa Balbay’dan alınarak Utku Çakırözer’e verildi. Hemen ardından gazeteye üç yeni yazar alındı: Tuna Kiremitçi, Süheyl Batum ve Kürşat Başar. Gazeteye alınan isimler aslında şaşırtıcı bir değişim göstergesi olarak görülmeyebilir. Ancak Ankara temsilciliğinin Balbay’dan alınması başta gazetenin okurları olmak üzere çeşitli çevrelerde olağanüstü bir durum olarak algılandı. Balbay’ın Silivri’den yaptığı “ilk ağırlaştırılmış müebbeti bana gazetem verdi” açıklamasının da duyulması ile birlikte ulusalcıların karşısında yer alan cephe durumdan kendine pay çıkarmaya başladı. Öyle ki liberal-İslamcı cephenin kanaat önderlerinden Fehmi Koru, Cumhuriyet gazetesindeki dönüşümün, gazetenin yönetiminin AKP ile dövüşmek yerine onun dümen suyuna girmesinin göstergesi olduğunu ima eden yazılar yazdı. İlhan Selçuk’un “her devrin adamı” olduğunu iddia eden Koru, gazeteye alınan yeni yazarların gazetenin çizgisinin uzun vadede değişmesini sağlayacağını yazdı.

Koru’nun yazdıkları, meseleyi anlamaya çalışan Cumhuriyet okurlarının gazete yönetimine tepkilerini ve sitemlerini iletmelerine yol açmış olacak ki meselenin iddia edildiği gibi olmadığını açıklama gereği duydular. Cüneyt Arcayürek, meselenin iç yüzünü anlattığı bir köşe yazısı kaleme aldı. Yazıda, Ankara temsilciliğinin bizzat İlhan Selçuk’un isteği doğrultusunda, yönetim kurulunun ortak kararıyla Balbay’dan alınarak Çakırözer’e verildiği, bu kararın tercih edildiği için değil, mecbur kalındığı için alındığı ifade ediliyordu. Arcayürek, İlhan Selçuk’un ağzından, “gazetelerin Ankara temsilciliklerinin çok önemli olduğunu”, “Balbay’ın içerden ne zaman çıkacağının belli olmadığını”, bu yüzden “uygun bir isim bulma” görevinin ona düştüğünü anlatıyordu. Balbay’ın akıbeti konusunda da İlhan Selçuk’tan boşalacak olan koltuğun hazırlandığını ima ederek bitiriyordu yazısını Arcayürek. Bu açıklama okurları ne kadar rahatlatmıştır bilmiyoruz. Ancak gazetenin değişiminin takipçileri tarafından pek de hoş karşılanmadığı anlaşılabiliyor. Ulusalcıların “son kale”sinin zorunluluklar yüzünden mi yoksa AKP’nin dümen suyuna girmesi nedeniyle mi bu adımı attığı sorusu bir süre daha takipçilerinin kafasını kurcalamaya devam edecek gibi gözüküyor. Şimdilik ibre, değişimi şüpheyle karşılayanlardan yana. Zira okurların memnuniyetsizliği çiçeği burnunda yazarlardan Tuna Kiremitçi’yi gazeteden ayrılmak zorunda bıraktı. Ancak gazetenin, geleneksel çizgisini koruyup korumayacağını zaman gösterecek.{jcomments on}