Tek suçlu Serdar Ortaç mı?

Yalçın Atbaş -

Olaydan sonraki gün basında yer alan haberler ise oldukça vahimdi. Bir çok gazete Kaya’ya hakaretler yağdırmış, “şerefsiz” diye manşet atanlar olmuştu. Açıkca Kürt düşmanlığı yapıldı. O zamanlar Kürt düşmanlığı yapan bu gazeteler günümüzde ise hükümetin “Kürt açılımından” sonra hükümete yaranmak için Kürt realitesini ‘kabul etmiş’ görünüyorlar. Artık zararlı olmadıkları sürece ne Kürtlerden rahatsızlar ne de Kürtçe şarkılardan. Aynı devletimiz gibi!

14666810515 Mayıs günü Hacettepe Üniversitesi bahar şenlikleri kapsamında ‘büyük sanatçı’ Serdar Ortaç sahneye çıktı (galiba çıkmaya çalıştı cümlesi daha uygun). İlk şarkısından sonra sahnenin önündeki bir grup öğrenci, yıllar önce bir grup ‘sanatçı’nın Ahmet Kaya’ya yaptığı gibi, Ortaç’a çatal-bıçak fırlatmaya başlayınca, Serdar Ortaç konserini daha başlamadan bitirmek zorunda kaldı.
Yazımızın ana konusu bu olay değil, sadece bu yazının yazılmasına vesile olan olayı bir hatırlatalım dedik. Şimdi gelelim esas çatal-bıçak meselesine…

12 Şubat 1999 tarihinde düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde Ahmet Kaya yılın sanatçısı ödülüne layık görülmüştü. 1985 yılından beri albüm çıkaran, konser veren Ahmet Kaya, o tarihe kadar bir çok ödül almıştı fakat bu ödüllere çok önem vermiyordu. Onun için en önemli ödül insanların onu anlaması ve hayalini kurduğu dünyanın gerçeğe dönüşmesiydi. Ödül törenine gitmek istemediğini eşi Gülten Kaya’ya söylemiş ancak eşinin gitme ısrarlarına boyun eğmiş ve ödülünü almaya gitmişti.

Kaya ödülü almak için sahneye çıktı ve konuşmasını yaptı. Ödülü İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne armağan ettiğini söyledi. Bu sözleriyle salondan büyük bir alkış da aldı. Daha sonra söylediklerinden dolayı ise onu alkışlayan eller bu sefer linç etmek için havaya kalktı. Peki Kaya bunlara sebebiyet verecek ne söyledi? Kaya’nın söylediği aynen şuydu: “Önümüzdeki kasette Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu da biliyorum. Yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum.”

‘Vatansever’ gürüh Ahmet Kaya’ya karşı!
Ancak salondakilerin “Kürt” kelimesini duymaya tahammülü yoktu ve duyar duymaz Kürt kimliğine ve Kaya’nın şahsına karşı küfürler yükselmeye başladı.Ne de olsa Kürt demek bölücü demekti. Hatta o ‘sanatçı’lara sorsanız Kürt diye bir halk da yoktu. Onlar dağlarda yaşayan Türk’lerdi… Neyse biz esas konumuza dönelim zira artık resmi ideoloji de Kürt diye bir halk olduğunu kabul etmiş görünüyor. Küfürler arasında Kaya masasına doğru ilerlemeye başladı o sıra bütün kameralar onu çekiyordu ve Kaya’nın gözlerindeki ‘hınç’ı görmek hiç de zor değildi. Kaya oturduktan sonra da tepkiler artarak devam etti.

Kaya yaşananlara tepkisini o an şu sözlerle dile getirdi: “Ben güzellikler ve dostluklar adına söylemeye çalıştım; insanlar nasıl algılarsa algılasınlar, benim kimliğimi benden kimse alamaz bu böyle byline… Yani ben yıllarca bunu söyledim: Türk ve Kürt halkları kardeştir ve bu böyle yıllarca kalacaktır, ben yıllarca Türkiyenin bölünmez bütünlüğünü savunduğumu söyledim binlerce yıl daha bölünmeyeceğini savunuyorum ama Kürt realitesini sahiplenmek ve kabul etmek zorundadır bu ülke”. O sıra sahneye daha yeni yeni popular olan, “milliyetçi Türk genci” Serdar Ortaç çıktı ve birden 10. Yıl Marşı’nı söylemeye başladı. Bu marş zaten gergin olan havayı iyice gerdi. Kalabalık bir grup Kaya’nın üzerine yürümeye ve çatal-bıçak fırlatmaya başladı. Güvenlik görevlileri, otel personeli ve bazı sanatçılar araya girerek Kaya’yı mutfak kapısından zorla dışarı çıkardı. Saldırgan güruhta kimler yoktu ki: Serdar Ortaç, Ercan Saatçi, Şenay Düdek, Ayna Grubu, Ebru Gündeş…

Olaydan sonraki gün basında yer alan haberler ise oldukça vahimdi. Bir çok gazete Kaya’ya hakaretler yağdırmış, “şerefsiz” diye manşet atanlar olmuştu. Açıkca Kürt düşmanlığı yapıldı. O zamanlar Kürt düşmanlığı yapan bu gazeteler günümüzde ise hükümetin “Kürt açılımından” sonra hükümete yaranmak için Kürt realitesini ‘kabul etmiş’ görünüyorlar. Artık zararlı olmadıkları sürece ne Kürtlerden rahatsızlar ne de Kürtçe şarkılardan. Aynı devletimiz gibi!
Ahmet Kaya erken öten horoz oldu! Yani ‘erken’ söyledi o cümleleri… Fakat söylemeseydi o zaman da ‘Ahmet Kaya’ olamazdı!

Çatal-bıçak atan açılımcılar…
Hürriyet gazetesinde çıkan bir haber ise basınımızın nasıl yalan haberler yaparak insanları zan altında bıraktığının en somut örneklerinden birisidir. Gazete Kaya’nın Kürdistan haritası önünde zafer işareti yaptığı bir ‘fotoğraf’ yayınladı. Bu fotoğraf yüzünden Kaya hakkında dava açıldı. Davanın sonucu ise bir hayli ilginçti. Mahkeme yaptığı incelemede söz konusu gazetede yayınlanan fotoğrafın “photoshop” olduğunu bu yüzden Kaya’nın beraat ettiğini açıkladı. Diğer taraftan bu ‘fotoğrafı yapan’ arkadaşı tebrik etmek de gerek... Zira fotoğrafın yayınlandığı yıllarda bu tarz bilgisayar programları yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu arkadaş ise bu programın ne amaçlarla kullanılabileceğini o zamandan göstererek kendisinden sonra gelen birçok kişiye de yol göstermiştir. Tebrikler!

Tekrar günümüze dönelim. Hacettepe’de yaşanan olaylardan sonra Ortaç’ın birçok basın-yayın kuruluşunda açıklamaları yer aldı. Özetle Ortaç yaptıklarından dolayı pişman olduğunu, bugün böyle birşeyi asla yapmayacağını söylüyor. Açıklamasının sonunda ise şöyle dedi: "Şimdiki hükümetimiz bize birlikte yaşamayı öğretiyor. Bunu anlamamızı gerçekten istiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl onca millet bir arada yaşadıysa, ABD’de o kadar etnik grup bir bütün olabiliyorsa biz de başarabiliriz. Başarmalıyız. Bu konuda son sözüm: Ahmet Kaya’nın o gece linç edilmesinde rol oynadığım için çok pişmanım. Bugün olsa bu tepkiyi asla vermem. Kürtçe şarkı okunmasını destekliyorum ama asla şehit görmek de istemiyorum. Birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekli…"

Şimdi bu açıklamadan sonra Ortaç’a bir soru yöneltmek şart: Hangi kardeşlik? Bugün Kürt illerinde ölüm kol gezerken böyle bir kardeşlikten bahsedebilecek kadar kör müsünüz? Hükümet bize kardeşliği öğretti deyip, AKP’yi ve “Kürt açılımını” savunmaya kalkan Ortaç’ın Şerzan Kurt’dan Ceylan Önkol’dan hapisteki binlerce ‘taş atan’ çocuktan haberi yok mu? Ya 1980’den bu yana öldürülen 342 çocuktan? Elbette haberi vardır ama hükümeti sahiplenmek istiyorsa bunları görmezden gelmek zorunda kalıyor insan ister istemez!
Bu olayda değinmek zorunda olduğumuz yönlerden biri de bu çatal-bıçakçıların listesi… Yaşanan olaylardan sonra Serdar Ortaç bu olayın tek faili gibi gösterildi. Bunu elbette Ortaç’ı sahiplenmek amacıyla söylemiyoruz fakat diğer isimlerin es geçilmesi herşeyden önce Kaya’ya yapılan bir saygısızlık olur. Olay sırasında ve sonrasında salyalar saçarak hakaretler, tehditler yağdıran bu insanlar en az Ortaç kadar suçludurlar! Asıl Kaya’ya saldıran, linç etmeye çalışan bu ‘sanatçı’larımızdır. Bu yüzden olayın diğer faillerini unutmamak ve kınayacaksak hepsini birden kınamak zorundayız!

Tabii bir de olayın diğer faillerine sormak lazım. Acaba yaptıklarınızdan pişman mısınız diye? Bana kalırsa bu sessizlikleri bu davranışlarını onayladıklarının kanıtıdır. Hem koskaca ‘sanatçı’ yanlış yapacak değil ya canım!{jcomments on}

 

15 Mayıs günü Hacettepe Üniversitesi bahar şenlikleri kapsamında ‘büyük sanatçı’ Serdar Ortaç sahneye çıktı (galiba çıkmaya çalıştı cümlesi daha uygun). İlk şarkısından sonra sahnenin önündeki bir grup öğrenci, yıllar önce bir grup ‘sanatçı’nın Ahmet Kaya’ya yaptığı gibi, Ortaç’a çatal-bıçak fırlatmaya başlayınca, Serdar Ortaç konserini daha başlamadan bitirmek zorunda kaldı.

Yazımızın ana konusu bu olay değil, sadece bu yazının yazılmasına vesile olan olayı bir hatırlatalım dedik. Şimdi gelelim esas çatal-bıçak meselesine…

12 Şubat 1999 tarihinde düzenlenen Magazin Gazetecileri Derneği ödül töreninde Ahmet Kaya yılın sanatçısı ödülüne layık görülmüştü. 1985 yılından beri albüm çıkaran, konser veren Ahmet Kaya, o tarihe kadar bir çok ödül almıştı fakat bu ödüllere çok önem vermiyordu. Onun için en önemli ödül insanların onu anlaması ve hayalini kurduğu dünyanın gerçeğe dönüşmesiydi. Ödül törenine gitmek istemediğini eşi Gülten Kaya’ya söylemiş ancak eşinin gitme ısrarlarına boyun eğmiş ve ödülünü almaya gitmişti.

Kaya ödülü almak için sahneye çıktı ve konuşmasını yaptı. Ödülü İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne armağan ettiğini söyledi. Bu sözleriyle salondan büyük bir alkış da aldı. Daha sonra söylediklerinden dolayı ise onu alkışlayan eller bu sefer linç etmek için havaya kalktı. Peki Kaya bunlara sebebiyet verecek ne söyledi? Kaya’nın söylediği aynen şuydu: “Önümüzdeki kasette Kürt asıllı olduğum için Kürtçe bir şarkı yapıyorum ve Kürtçe bir de klip çekiyorum ve bu klibi yayınlayacak yürekli insanların olduğunu da biliyorum. Yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını da biliyorum.”

Vatansever’ gürüh Ahmet Kaya’ya karşı!

Ancak salondakilerin “Kürt” kelimesini duymaya tahammülü yoktu ve duyar duymaz Kürt kimliğine ve Kaya’nın şahsına karşı küfürler yükselmeye başladı.Ne de olsa Kürt demek bölücü demekti. Hatta o ‘sanatçı’lara sorsanız Kürt diye bir halk da yoktu. Onlar dağlarda yaşayan Türk’lerdi… Neyse biz esas konumuza dönelim zira artık resmi ideoloji de Kürt diye bir halk olduğunu kabul etmiş görünüyor. Küfürler arasında Kaya masasına doğru ilerlemeye başladı o sıra bütün kameralar onu çekiyordu ve Kaya’nın gözlerindeki ‘hınç’ı görmek hiç de zor değildi. Kaya oturduktan sonra da tepkiler artarak devam etti.

Kaya yaşananlara tepkisini o an şu sözlerle dile getirdi: “Ben güzellikler ve dostluklar adına söylemeye çalıştım; insanlar nasıl algılarsa algılasınlar, benim kimliğimi benden kimse alamaz bu böyle byline… Yani ben yıllarca bunu söyledim: Türk ve Kürt halkları kardeştir ve bu böyle yıllarca kalacaktır, ben yıllarca Türkiyenin bölünmez bütünlüğünü savunduğumu söyledim binlerce yıl daha bölünmeyeceğini savunuyorum ama Kürt realitesini sahiplenmek ve kabul etmek zorundadır bu ülke”. O sıra sahneye daha yeni yeni popular olan, “milliyetçi Türk genci” Serdar Ortaç çıktı ve birden 10. Yıl Marşı’nı söylemeye başladı. Bu marş zaten gergin olan havayı iyice gerdi. Kalabalık bir grup Kaya’nın üzerine yürümeye ve çatal-bıçak fırlatmaya başladı. Güvenlik görevlileri, otel personeli ve bazı sanatçılar araya girerek Kaya’yı mutfak kapısından zorla dışarı çıkardı. Saldırgan güruhta kimler yoktu ki: Serdar Ortaç, Ercan Saatçi, Şenay Düdek, Ayna Grubu, Ebru Gündeş…

Olaydan sonraki gün basında yer alan haberler ise oldukça vahimdi. Bir çok gazete Kaya’ya hakaretler yağdırmış, “şerefsiz” diye manşet atanlar olmuştu. Açıkca Kürt düşmanlığı yapıldı. O zamanlar Kürt düşmanlığı yapan bu gazeteler günümüzde ise hükümetin “Kürt açılımından” sonra hükümete yaranmak için Kürt realitesini ‘kabul etmiş’ görünüyorlar. Artık zararlı olmadıkları sürece ne Kürtlerden rahatsızlar ne de Kürtçe şarkılardan. Aynı devletimiz gibi!

Ahmet Kaya erken öten horoz oldu! Yani ‘erken’ söyledi o cümleleri… Fakat söylemeseydi o zaman da ‘Ahmet Kaya’ olamazdı!

Çatal-bıçak atan açılımcılar…

Hürriyet gazetesinde çıkan bir haber ise basınımızın nasıl yalan haberler yaparak insanları zan altında bıraktığının en somut örneklerinden birisidir. Gazete Kaya’nın Kürdistan haritası önünde zafer işareti yaptığı bir ‘fotoğraf’ yayınladı. Bu fotoğraf yüzünden Kaya hakkında dava açıldı. Davanın sonucu ise bir hayli ilginçti. Mahkeme yaptığı incelemede söz konusu gazetede yayınlanan fotoğrafın “photoshop” olduğunu bu yüzden Kaya’nın beraat ettiğini açıkladı. Diğer taraftan bu ‘fotoğrafı yapan’ arkadaşı tebrik etmek de gerek... Zira fotoğrafın yayınlandığı yıllarda bu tarz bilgisayar programları yeni yeni ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu arkadaş ise bu programın ne amaçlarla kullanılabileceğini o zamandan göstererek kendisinden sonra gelen birçok kişiye de yol göstermiştir. Tebrikler!

Tekrar günümüze dönelim. Hacettepe’de yaşanan olaylardan sonra Ortaç’ın birçok basın-yayın kuruluşunda açıklamaları yer aldı. Özetle Ortaç yaptıklarından dolayı pişman olduğunu, bugün böyle birşeyi asla yapmayacağını söylüyor. Açıklamasının sonunda ise şöyle dedi: "Şimdiki hükümetimiz bize birlikte yaşamayı öğretiyor. Bunu anlamamızı gerçekten istiyor. Osmanlı İmparatorluğu’nda nasıl onca millet bir arada yaşadıysa, ABD’de o kadar etnik grup bir bütün olabiliyorsa biz de başarabiliriz. Başarmalıyız. Bu konuda son sözüm: Ahmet Kaya’nın o gece linç edilmesinde rol oynadığım için çok pişmanım. Bugün olsa bu tepkiyi asla vermem. Kürtçe şarkı okunmasını destekliyorum ama asla şehit görmek de istemiyorum. Birlikte yaşamayı öğrenmemiz gerekli…"

Şimdi bu açıklamadan sonra Ortaç’a bir soru yöneltmek şart: Hangi kardeşlik? Bugün Kürt illerinde ölüm kol gezerken böyle bir kardeşlikten bahsedebilecek kadar kör müsünüz? Hükümet bize kardeşliği öğretti deyip, AKP’yi ve “Kürt açılımını” savunmaya kalkan Ortaç’ın Şerzan Kurt’dan Ceylan Önkol’dan hapisteki binlerce ‘taş atan’ çocuktan haberi yok mu? Ya 1980’den bu yana öldürülen 342 çocuktan? Elbette haberi vardır ama hükümeti sahiplenmek istiyorsa bunları görmezden gelmek zorunda kalıyor insan ister istemez!

Bu olayda değinmek zorunda olduğumuz yönlerden biri de bu çatal-bıçakçıların listesi… Yaşanan olaylardan sonra Serdar Ortaç bu olayın tek faili gibi gösterildi. Bunu elbette Ortaç’ı sahiplenmek amacıyla söylemiyoruz fakat diğer isimlerin es geçilmesi herşeyden önce Kaya’ya yapılan bir saygısızlık olur. Olay sırasında ve sonrasında salyalar saçarak hakaretler, tehditler yağdıran bu insanlar en az Ortaç kadar suçludurlar! Asıl Kaya’ya saldıran, linç etmeye çalışan bu ‘sanatçı’larımızdır. Bu yüzden olayın diğer faillerini unutmamak ve kınayacaksak hepsini birden kınamak zorundayız!

Tabii bir de olayın diğer faillerine sormak lazım. Acaba yaptıklarınızdan pişman mısınız diye? Bana kalırsa bu sessizlikleri bu davranışlarını onayladıklarının kanıtıdır. Hem koskaca ‘sanatçı’ yanlış yapacak değil ya canım!