İcraatın içinden: Hayvancılık

Serkan Fener -

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da bu çözümle hayvancılıkta büyük sermaye gruplarının payının artmasının sağlanması ve et ve süt ürünleri pazarının da “mecbur kalınan” ithalat ile uluslararası tekellere emanet edilecek olmasıdır. Yani hükümet yerli üreticiyi tamamen gözden çıkarmış ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir.

tayyip-erdogan_et_0Son bir ayda ülkemizde en çok tartışılan konulardan biri malumunuz et fiyatları idi. Özellikle hükümetin artan et fiyatları sorununu çözmek için et ithalatı yapmaya karar vermesiyle ülke basınında en çok tartışılan konulardan biri bu oldu. İslamcısından özgürlükçüsüne, solcusundan liberaline bir çok yazar köşelerinde bu konuya yer verdi, hemen hemen hergün bu konuyla ilgili haberler çıktı. Halkın temel besin maddelerinden biri olan etin geçmişten günümüze  ülkemizdeki durumuna bir göz atmakla başlayabiliriz yazımıza.

Cumhuriyet’ten günümüze

Hayvanlarımızın et, süt, deri, yapağı ve kıl gibi verimlerini geliştirmek amacıyla 1926 yılında Hayvan Islahı Kanunu çıkarıldı. Bu kanun çerçevesinde her köyde bir damızlık bulundurulması şartı getirildi. Türkiye hayvancılığının geliştirilmesi ve verimin artırılması amacıyla 1952 yılında Et ve Balık Kurumu (EBK) kuruldu. Yem sorununu çözmek, kaliteli yem sağlamak, özel sektörü hayvancılığa özendirmek için de 1956 yılında Yem Sanayi Türk AŞ (YEMSAN) kuruldu. Süt üretimini ve kalitesini artırmak, süt ürünleri üretimini ve özel sektörü teşvik etmek amacıyla 1963 yılında da Süt Endüstrisi Kurumu (SEK) kuruldu.
Kısacası hayvancılığı geliştirmek adına bir çok önlem alınmış, teşvik politikaları uygulanmıştır. Bu politikalardan olumlu sonuçlar da alınmıştı.Örneğin, 1980‘lerde nüfusu 44 milyon olan ülkemizde yaklaşık 82 milyon küçük ve büyükbaş hayvan bulunuyordu. Aynı zamanda birçok ülkeye et ithalatı da yapıyorduk bu dönemde. Hayvancılığın bu kadar gelişmesinin en önemli sebeblerinden birisi hiç kuşkusuz sanayimizin olmayışıydı. Ancak 80’lerden sonra sanayinin geliştirilmeye çalışılmasıyla beraber –ki bu tarih neo-liberal politikaların uygulanmaya başlandığı tarihlere tekabül eder- hayvancılık ve tarım geri plana itilmiş sanayi ve hizmet sektörleri ön plana çıkartılmaya başlanmıştı.

Her taşın altından o çıkıyor: Neo-liberalizm

12 Eylül darbesinden sonra uygulanmaya başlanan bu ekonomik düzen hayvan varlığımızında sonunu getirdi diyebiliriz. Neo-liberal politikaların pratikteki en somut örneği olan özelleştirmeler hayvancılık sektöründe de yıkımsal adımlar atılmasına sebep oldu. 1980‘lerin sonunda YEMSAN, EBK ve SEK özelleştirme kapsamına alındı. Piyasayı düzenlemekle görevli olan bu kurumlar ve arazileri rant peşinde koşan kişilere satıldı ve satıldıktan kısa bir süre sonra üretim tesisleri kapatıldı.

Bu özelleştirme sonrası ise hayvan varlığımıza göz atarsak bu politikanın zararını net olarak görebilriz. Gerçi sadece hayvancılık için değil diğer özelleştirmeler için de bu durum geçerlidir. 2000 yılı öncesinde nüfusumuz 72 milyona çıkarken hayvan varlığımız 40.5 milyona gerilemiştir. Özelleştirme öncesi 742 bin ton kırmızı et üretilirken günümüzde 482 bin tona geriledi.

Bu durumdan hem binlerce üretici hemde milyonlarca halk olumsuz etkilendi. Üreticilerin çoğu iş bulma ümidiyle büyük şehirlere göç etmiştir. Bu durumun sonuçları ise burada anlatılamayacak kadar fazladır. Belki bir vesileyle başka bir yazıda ondan da bahsederiz. Öte yandan halk ise eti eskiden aldığından kat kat fazla para ödeyerek almak zorunda kalmıştır.

Bu politikaların acı sonucu olarak et fiyatları son beş aydır bir hayli yükselmiştir. Üreticilerin ve halkın tepkisi sonucu hükümet bu olaya müdahale etmeyi akıl etmiştir. Hemde ne müdahale! Halkımızın biricik dostu AKP hükümeti hemencecik olaya çözüm bulmuştur: et ithalatı!

Çözüm et ithalatı mı?

Yani yerli üreticiyi desteklemek varken, hayvancılığı tekrar cazip hale getirmek varken hükümet yabancı sermayedarların kasasını doldurmayı tercih etmiştir. Bu sebeple Et ve Balık Kurumu’na yetki vermiştir.

Ancak bu görevin EBK’ya verilmesiyle birlikte bir çok soruda gündeme geldi. EBK ülkede kısıtlı bir bölgede faaliyet gösteriyor bu yüzden ithal edeceği eti piyasaya nasıl sunacağı merak ediliyor.Herhalde bir taşımacılık şirketiyle anlaşıp bu işten onlarında nemalanmasına ön ayak olacaktır. İkinci soru ise EBK’nın ithal edeceği eti nerede muhafaza edeceği? Çünkü EBK özelleştirildikten sonra bütün tesislerini sattı. O tesislerin yerinde şimdi plazalar, siteler ve alışveriş merkezleri var. Bu durumda  EBK getirdiği hayvanları çeşitli barınaklarda bir gün dinlendirdikten sonra satacaktır. O halde bu barınakların siterilizasyonu da büyük önem taşıyor. Çeşitli vesilerle barınakların durumları daha öncelerden televizyonlarda gösteriliyordu –Uğur Dündar sağolsun- ve durum hiç de iç açıcı değildi.

Et ithalinde ki diğer bir sorun ise  bu çözüm önerisin kalıcı bir çözüm olmaması ve beraberinde bir çok sakıncayı da barındırıyor olması. Bu çözümle beraber hükümet yerli üreticiyi bitiriyor. Ayrıca ithal edilecek etin nereden geleceği  ve hangi sağlık testlerinden geçirileceği, hangi cins hayvanların ithal edileceği ve bu hayvanların yetiştirilme koşulları da büyük bir soru işareti olarak önümüzde duruyor. Özellikle dinci basın bu konularla oldukça meşgul görünüyor. Gerçi hükümet bunları açıkladı fakat her seferinde sermayenin çıkarına hareket eden hükümetin bu seferde yine böyle bir çıkar doğrultusunda hareket etmeyeceğinin, halka ucuz et diye ne olduğu belirsiz etlerin yedirilmeyeceğinin bir garantisi var mıdır? Kesinlikle yoktur! Hele son günlerde basında çıkan at- eşek etleri haberlerini görünce insanın içine kurtlar düşüyor.

Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da bu çözümle hayvancılıkta büyük sermaye gruplarının payının artmasının sağlanması ve et ve süt ürünleri pazarının da “mecbur kalınan” ithalat ile uluslararası tekellere emanet edilecek olmasıdır. Yani hükümet yerli üreticiyi tamamen gözden çıkarmış ve uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. Bu durumda zar zor bir şeyler yapmaya çalışan yerli üreticinin büyük bir kısmı bu alandan çekilmek zorunda kalacaktır. Ülkemiz üreticisinden esirgenen yüz milyonlarca dolar başka ülkelerin üreticilerine verildikçe, sanayi ülkesi olacağım diye tarımdan ve hayvanclıktan kopuldukça, binlerce insanın işsiz kalmöası göz ardı edildikçe kalıcı bir çözüm gerçekleşemez!

Bu konunun çözümü et ithal edip yerli üreticiyi bitirmek olamaz.Çözüm yerli üreticinin desteklenmesi, kaba yem açığının giderilmesi için ekim alanlarının genişletilmesi, meraların ıslah edilmesi, ırk ıslahının yapılması, hayvan hastalıklarıyla mücadele edilmesi, damızlık işletmelerin sayısının arttırılması, kontrolsüz kesimlere karşı denetimlerin arttırılmasıdır.

Bütün bu tartışmalar devam ederken Et ve Balık Kurumu ihlaye yapmıştır. İhaleyi kazanan şirketler yavaştan hayvanları getirtmeye başlamış. Şu an için et fiyatlarında bir düşüş var ancak dediğimiz gibi uzun vadede bu iş hem hükümeti hemde halkı hemde yerli üretici büyük zararlara uğratacaktır.
Başbakan vatandaşına ucuz et yedirmek için kolları sıvarken yine vatandaşını mağdur etmekten başka hiç birşey yapmamıştır. Bu işe kalıcı çözümler mümkün iken hem sadece günü kurtarmaya çalışarak işin kolayına kaçmış hemde uluslararası sermayenin ülkedeki egemenliğini pekiştirmekten başka hiç birşey yapmamıştır. Başka bir deyişle mensubu olduğu burjuvazinin çıkarları doğrultusunda hareket etmiştir. Bunların cezasını ise her zaman olduğu gibi emekçiler ödemek zorunda kalacaktır.{jcomments on}