Güzel olur bizde madencinin ölümü

Bahar Alimoğlu -

Madencinin, tersane işçisinin kaderinde ölüm var da, neden senin kaderinde onların yaptığı “gemicik”lerde sefa sürmek, onların çıkardığı kömürle oy toplamak var? Aslında doğru! İşçi sınıfının kaderinde karın tokluğuna, dur durak bilmeden çalışmak var, “gerekirse” ölüm var.

madenciZonguldak'ta, Türkiye Taşkömürü Kurumu Karadon Müessese Müdürlüğü maden ocağında 17 Mayıs 2010, saat 13.30'da meydana gelen, metan gazının yol açtığı patlama sonucu 30 madenci hayatını kaybetti. Tıpkı 3 ay önce Balıkesir Dursunbey’deki, 14, 5 ay önce de Bursa Mustafa Kemal Paşa’daki 19 madenci gibi... Son 5 ayda 63 kurban verdik kapitalizme maden ocaklarında.

“Kazalar”, son yıllarda hep taşeron firmaları işaret ediyor. Kamu kuruluşları rödovans (kiralama) yöntemi ile işleri taşerona devrederek, bir yandan hukuku çiğnerken bir yandan da cinayet işliyor. 2004 yılında Kozlu Müessesesi’nde başlayan ve daha sonra  tüm havzaya yayılan taşeron uygulamasını eleştiren Genel Maden İşçileri Sendikası Genel Başkanı Muslu yaptığı açıklamada kazaların ortak noktalarını çok güzel özetliyor:

  • Kazalar, özel sektörde olmuştur,
  • Çalışanların hepsi düşük ücretlidir,
  • İşçiler, sendikasızdır,
  • Çalışanlar yeterince eğitilmemişlerdir,
  • Kazaların nedeni grizu patlamasıdır,
  • Hepsinde denetim boşluğu vardır,
  • Hepsinde, devletin ve işverenin duyarsızlığı vardır.


Uzmanlık alanı madencilik bile olmayan taşeron şirketler, ne önlem alabilecek deneyime sahipler ne de karlarından vazgeçme niyetine! Ayrıca taşeronlaşma, sadece deneyimsizlik ve kâr hırsını ifade etmiyor, aynı zamanda bütünlüğü bozulmuş bir üretim sürecine de yol açıyor. Her bir iş süreci farklı taşeronlara gördürülerek, üretim sürecinin bütünlüklü yapısı bozuluyor ve birbirine sıkı sıkıya bağlı aşamalar arasında eşgüdüm eksikliği de iş güvenliği risklerini arttırıyor. Özellikle sendikasız, düşük ücretli, eğitimsiz işçileri tercih ediyor taşeronlar. Tabi ki bunların her biri bir diğerinin nedeni. Tıpkı bir sarmal gibi...

İş güvenliği önlemleri şirketlerin kar hırsı nedeniyle asgari düzeyde. Hükümet yetkilileri neredeyse iş güvenliği tedbiri almak ve aldırmak yerine, maden ocaklarının girişlerine “Ayet-el kürsi” asmayı önerecek durumda… Yine, adam akıllı önlem almak yerine ‘kurt madenci’ye ümit bağlıyorlar. Arama kurtarmaya bile gerek yok aslında, kaza kaza çıksın yerin 500 metre dibinden, olmadı masraf etmesin cenazeydi, kefendi, yatsın kalsın öylece...

Kar hırsına ek olarak, denetimlerin yetersizliği de iş güvenliği ihlallerinin artmasına sebep oluyor. Ancak denetimler sadece yetersiz de değil, aynı zamanda eksiklerin giderilmesi noktasında çok fazla yaptırım güçleri de yok. Bu son kazadan önce Yapı-Tek firmasının galeri açma çalışmaları yürüttüğü bölümde yapılan denetimde, tahkimat (maden yatağında açılan bir kanalın çökmesini önlemek amacıyla sağlamlaştırma) konusunda eksiklik görüldüğü ve firmanın bu konuda uyarıldığı bildirilmişti. Yani “kaza” yine geliyorum dedi. Türkünün sözlerini tersten söylemek yetiyor aslında olan biteni anlatmaya: Kömür karası değil yüz karası... Maden Mühendisleri Odası “Bilimsel veriler, iş kazalarının % 98’inin önlenebilir olduğunu göstermektedir” diyor, ama Başbakan yaşananları “kader”e bağlamakta ısrarcı! Çünkü böylece hem tabanına salvo atıyor hem taşeron cinayetlerinin üstünü örtüyor. Bir taşla iki kuş!  
Madencilerin “kaderi”ni onlarla bir ara iftar yapmış olmakla neredeyse paylaştığını iddia eden Başbakan “Bu mesleğin kaderinde bu var. Mesleğe girerlerken de bu tür şeyler olabileceğini bilerek giriyorlar. Babası, amcası göçükte kalmış, bir bakıyorsunuz o da madenci olmuş.”derken, Zonguldak’ın neredeyse tek geçim kaynağının madencilik olduğunu da unutmuş gibi görünüyor. Tabi kimilerinin kaderinde, işsiz kalınca holdinglerin üst düzey yöneticisi olmak olunca empati kurmak da doğal olarak bu kadar kolay oluyor. Ha olmuş, ha ölmüş... İkisine de çare yok.

Madencinin, tersane işçisinin kaderinde ölüm var da,  neden senin kaderinde onların yaptığı “gemicik”lerde sefa sürmek, onların çıkardığı kömürle oy toplamak var? Aslında doğru; işçi sınıfının kaderinde karın tokluğuna, dur durak bilmeden çalışmak var, “gerekirse” ölüm var. Hepsi de “güzel ölür” yurdum garibanlarının, genç ölürler “cesetleri güzel görünsün” diye. Üç de çocuk yaparlar ki ölmeden, kaderleri gelecek nesillere de yazılsın diye...
Kimi isteyerek kimi mecburen, kiminin kafasında baret kimininkinde miğfer, kiminin elinde top-tüfek, kiminin kazma-kürek; kimileri “yan gelip yatar”, kimileri zaten “alışık”tır böyle durumlara... Dağlarda ölüme gönderdikleri “şehit”, madenlerde ocaklarını söndürdükleri “kader kurbanı”, her ölüme bir güzellememiz var.

Yeter ki devletime zeval gelmesin!{jcomments on}

istatistikler2