Denizler’e saldırmanın dayanılmaz hafifliği!

İlkin Hodul -

AKP iktidarıyla birlikte değişen sol hareket özelinde, bütün bu tutumlar zaten kendini belli etmektedir. Şimdi de Türkiye’nin en büyük devrimci geleneklerinin parçalanıp yerine üretilen aktivist(!) değerlerin adı ‘sol’ olarak sunulmak istenmektedir.

70-milyon-adimİçinde bulunduğumuz post-modern çağın yaşadığımız en büyük kötülüklerinden bir kısmı eleştirel düşünce adına yaşanıyor olsa gerek...  Değer sahibi olmanın aşağılandığı, cahillik ve bağnazlık sayıldığı başka bir dönem olmamıştır herhalde. Hele ülkemizde aydın olmanın ilk ve biricik koşulunu saf tutmamak, bütün değerlere içi boş bir küçümseme ile bakmak ve ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ kavramlarının içini boşaltmakta bir sorun görmemek olduğunu tek yol bellemiş yeni sol-demokrat yazarlara bakınca mevcut durumun vahimliği daha da ortaya çıkıyor!
.
Bu aydın tipi işte tam da bu çağda yaratılmıştır ve her şeyin ‘tartışılabildiği’, bütün değerlerin dibine kadar sorgulanabildiği bir zaman diliminde kelimenin tam anlamıyla kendilerini bulmuşlardır. Bu Post-modern ‘aydın’lara göre, bütün ideolojilere eşit mesafede olmak gerekir. İnsan pratiğinin ürettiği bütün görüşler aynı derecede haklı ve eşit olabilir: Dindar bir insanla Marksist bir insan arasında veya Hitler ve Stalin arasındaki farklar ne tarihsel ne de bilimsel olarak açıklanabilirdir; bu anlamıyla fark dediğimiz şey olsa olsa söylem farkı olabilir o kadar! Çünkü bu ‘aydın’lar yaşadığımız çağı, büyük anlatıların bittiği, kapitalizmden başka hiç bir ideolojinin hüküm süremeyeceği bir zaman dilimi olarak servis etmektedirler. Hatta öyle ki, sosyalizm bile neo-liberalizmle bağdaştırılıp yeniden tarif edilmektedir.

Ülkemizde son 30 yılda yaşanan dönüşümün soldaki yansıması ise bu anlattıklarımızla paraleldir. Bu ‘yeni sol’ zaten artık sınıf çatışması kavramını demode bulmaktadır. Tarihsel maddeci düşünmek mi, o da ne? Olguların diyalektiğine ve tarihselliğine bakılmaksızın  yarı metafizik yarı liberal bir bakış neyimize yetmiyor sanki, değil mi?

Artık solun kahramanlara değil iktidar desteğine ihtiyacı olduğunu benimsemiş bu yeni ‘demokrat’ kesim şimdi de 68 in devrimci değerlerine saldırmaktalar. Bugünkü solun dönüştürülmesiyle yetinmemiş olanlar ise geçmişe de kafayı takmış durumdalar. Taraf gazetesi yazarı Roni Margules’in İbrahim Kaypakkaya için yazdığı “yabancı bir dil bile bilmiyor, nasıl devrimcilik yapsın” minvalindeki yazısıyla başlayan bu utanmazlık, Denizler’e Ergenekoncu demesiyle başlamıştı hatırlarsanız!

Kimsenin bu ‘aydın’ları ciddiye aldığından değil elbette, ama burada ‘solcu olma iddiası’yla yapılan rezillikler ve gösterilebilen cahil cesaretine dikkat çekmek gerekir. Deniz Gezmişleri bugünün koşullarında eleştirme sevdasına kapılanlar, onların bıraktıkları her türlü devrimci mirası da ortadan kaldırma peşindeler aslında. Tarihi anlamak istemeden okumanın sonucu elbette böyle sığ sulara varacaktır. Varacaktır ki, ülkemizin gördüğü en kapsamlı sol hareketler böyle kötülenebilsin. Eleştiri yapmakta hiçbir sorun yoktur ancak bu eleştirinin kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın her türlü eleştiriyi olumlama sevdası kendisi ciddi bir sorundur. Eğer bugün, o dönemdeki sol hareket aşılmak ve ilerletilmek isteniyorsa o noktaya önce bir varılmalıdır. Eleştiri sevdalısı entelektüellerimiz önce bunu düşünmelidir! Yeni sol adıyla bir şeyler yapmaya çalışanların Denizleri, ‘Kemalistlik’ ve ‘Ergenekonculuk’la suçlamaktan önce dönüp kendi temsil ettikleri liberal tezlerine, mevcut gerici ve piyasacı iktidarın bayrağını taşıyan pratiklerine bir göz atmaları gerekmektedir.

İstiklal’de düdük çalıp, Deniz’e dudak bükmek…

Tarih tersten okunmaz, kitle hareketleri savunduklarını iddia ettikleri değerlerle değil asıl olarak pratikleriyle ele alınmalıdır. Nasıl ki 68’de kemalizmin itici gücüyle ortaya çıkanlar daha sonra pratikleriyle devrimci oldularsa, bugün için de ‘sol’ iddiasıyla ortaya çıkanların nasıl liberal tutumlar içerisinde olduklarını görmek gerekir. AKP iktidarıyla birlikte değişen sol hareket özelinde, bütün bu tutumlar zaten kendini belli etmektedir. Şimdi de Türkiye’nin en büyük devrimci geleneklerinin parçalanıp yerine üretilen aktivist(!) değerlerin adı ‘sol’ olarak sunulmak istenmektedir. Artık Denizler gibi cesur ve kararlı olmanın bu dünyada yeri yoktur, bu dünyada yeri olanlar Taraf Gazetesi’nde köşe kapmaya çalışanlardır. Devrimci eylemden anlaşılan da sadece İstiklal Caddesi’nde düdük çalmaktır. Zaten iş artık Denizlere küfretmeye kadar geldiyse, sol hareketin bu kişilerden hiçbir umudunun olmaması gerekir. Aksine bu cahiller ifşa edilmeli ve ideolojik mücadele elden bırakılmamalıdır. Bu perspektiften Lenin’in Ergenekoncu, Marksizmin de arkaik ilan edilmesi mümkündür ki, zaten bu zaman dilimi çok uzak bir gelecekte de değildir.

Bu ülkede hala yaşatılan devrimci bir gelenek vardır ve bu geleneği yaratanlar sahipsiz değildir. Kimse umutlanmasın, olmayacaktır da.{jcomments on}

İçinde bulunduğumuz post-modern çağın yaşadığımız en büyük kötülüklerinden bir kısmı eleştirel düşünce adına yaşanıyor olsa gerek... Değer sahibi olmanın aşağılandığı, cahillik ve bağnazlık sayıldığı başka bir dönem olmamıştır herhalde. Hele ülkemizde aydın olmanın ilk ve biricik koşulunu saf tutmamak, bütün değerlere içi boş bir küçümseme ile bakmak ve ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ kavramlarının içini boşaltmakta bir sorun görmemek olduğunu tek yol bellemiş yeni sol-demokrat yazarlara bakınca mevcut durumun vahimliği daha da ortaya çıkıyor!

.

Bu aydın tipi işte tam da bu çağda yaratılmıştır ve her şeyin ‘tartışılabildiği’, bütün değerlerin dibine kadar sorgulanabildiği bir zaman diliminde kelimenin tam anlamıyla kendilerini bulmuşlardır. Bu Post-modern ‘aydın’lara göre, bütün ideolojilere eşit mesafede olmak gerekir. İnsan pratiğinin ürettiği bütün görüşler aynı derecede haklı ve eşit olabilir: Dindar bir insanla Marksist bir insan arasında veya Hitler ve Stalin arasındaki farklar ne tarihsel ne de bilimsel olarak açıklanabilirdir; bu anlamıyla fark dediğimiz şey olsa olsa söylem farkı olabilir o kadar! Çünkü bu ‘aydın’lar yaşadığımız çağı, büyük anlatıların bittiği, kapitalizmden başka hiç bir ideolojinin hüküm süremeyeceği bir zaman dilimi olarak servis etmektedirler. Hatta öyle ki, sosyalizm bile neo-liberalizmle bağdaştırılıp yeniden tarif edilmektedir.

 

Ülkemizde son 30 yılda yaşanan dönüşümün soldaki yansıması ise bu anlattıklarımızla paraleldir. Bu ‘yeni sol’ zaten artık sınıf çatışması kavramını demode bulmaktadır. Tarihsel maddeci düşünmek mi, o da ne? Olguların diyalektiğine ve tarihselliğine bakılmaksızın yarı metafizik yarı liberal bir bakış neyimize yetmiyor sanki, değil mi?

 

Artık solun kahramanlara değil iktidar desteğine ihtiyacı olduğunu benimsemiş bu yeni ‘demokrat’ kesim şimdi de 68 in devrimci değerlerine saldırmaktalar. Bugünkü solun dönüştürülmesiyle yetinmemiş olanlar ise geçmişe de kafayı takmış durumdalar. Taraf gazetesi yazarı Roni Margules’in İbrahim Kaypakkaya için yazdığı “yabancı bir dil bile bilmiyor, nasıl devrimcilik yapsın” minvalindeki yazısıyla başlayan bu utanmazlık, Denizler’e Ergenekoncu demesiyle başlamıştı hatırlarsanız!

 

Kimsenin bu ‘aydın’ları ciddiye aldığından değil elbette, ama burada ‘solcu olma iddiası’yla yapılan rezillikler ve gösterilebilen cahil cesaretine dikkat çekmek gerekir. Deniz Gezmişleri bugünün koşullarında eleştirme sevdasına kapılanlar, onların bıraktıkları her türlü devrimci mirası da ortadan kaldırma peşindeler aslında. Tarihi anlamak istemeden okumanın sonucu elbette böyle sığ sulara varacaktır. Varacaktır ki, ülkemizin gördüğü en kapsamlı sol hareketler böyle kötülenebilsin. Eleştiri yapmakta hiçbir sorun yoktur ancak bu eleştirinin kim tarafından yapıldığına bakılmaksızın her türlü eleştiriyi olumlama sevdası kendisi ciddi bir sorundur. Eğer bugün, o dönemdeki sol hareket aşılmak ve ilerletilmek isteniyorsa o noktaya önce bir varılmalıdır. Eleştiri sevdalısı entelektüellerimiz önce bunu düşünmelidir! Yeni sol adıyla bir şeyler yapmaya çalışanların Denizleri, ‘Kemalistlik’ ve ‘Ergenekonculuk’la suçlamaktan önce dönüp kendi temsil ettikleri liberal tezlerine, mevcut gerici ve piyasacı iktidarın bayrağını taşıyan pratiklerine bir göz atmaları gerekmektedir.

 

İstiklal’de düdük çalıp, Deniz’e dudak bükmek…

 

Tarih tersten okunmaz, kitle hareketleri savunduklarını iddia ettikleri değerlerle değil asıl olarak pratikleriyle ele alınmalıdır. Nasıl ki 68’de kemalizmin itici gücüyle ortaya çıkanlar daha sonra pratikleriyle devrimci oldularsa, bugün için de ‘sol’ iddiasıyla ortaya çıkanların nasıl liberal tutumlar içerisinde olduklarını görmek gerekir. AKP iktidarıyla birlikte değişen sol hareket özelinde, bütün bu tutumlar zaten kendini belli etmektedir. Şimdi de Türkiye’nin en büyük devrimci geleneklerinin parçalanıp yerine üretilen aktivist(!) değerlerin adı ‘sol’ olarak sunulmak istenmektedir. Artık Denizler gibi cesur ve kararlı olmanın bu dünyada yeri yoktur, bu dünyada yeri olanlar Taraf Gazetesi’nde köşe kapmaya çalışanlardır. Devrimci eylemden anlaşılan da sadece İstiklal Caddesi’nde düdük çalmaktır. Zaten iş artık Denizlere küfretmeye kadar geldiyse, sol hareketin bu kişilerden hiçbir umudunun olmaması gerekir. Aksine bu cahiller ifşa edilmeli ve ideolojik mücadele elden bırakılmamalıdır. Bu perspektiften Lenin’in Ergenekoncu, Marksizmin de arkaik ilan edilmesi mümkündür ki, zaten bu zaman dilimi çok uzak bir gelecekte de değildir.

 

Bu ülkede hala yaşatılan devrimci bir gelenek vardır ve bu geleneği yaratanlar sahipsiz değildir. Kimse umutlanmasın, olmayacaktır da.