1 Mayıs-26 Mayıs süreci üzerine: ‘Sendikaların dayanışmasına’ hayır! Yaşasın sınıf dayanışması!

Yarınlar -

Sınıf dayanışmasından sendikaların bir araya gelmesini, sınıf mücadelesinden de sınıf düşmanlarıyla ortaklaşmayı anlamıyorsak; “ne şiş yansın ne de kebap” anlayışından kurtulmak gerekiyor! Kebap yemek istiyorsak gerçekten, şişi cayır cayır yakmak icap ediyor, o kadar!

26-mayisPerşembenin gelişi çarşambadan bellidir… 26 Mayıs’ın etkisiz, coşkusuz, katılımı sınırlı, politik hedefi olmayan cılız bir eyleme tanıklık edeceği 1 Mayıs’ta belli olmuştu aslında! Evet otuz yılı aşkın bir süredir ilk defa Taksim Meydanı emekçilere açıldı ve yüz binden fazla emekçi ilk defa bu kadar kitlesel bir “1 Mayıs” kutladı. Ama…

‘Ama’sı çok: Kabul etmesek de, yediremesek de kendimize; ‘bayram’ gibi kutladık 1 Mayıs’ı, bir ‘mücadele günü’ gibi değil… Bizim istediğimiz gibi kutlayamadık; AKP’nin istediği gibi, İstanbul Valisi’nin istediği gibi kutlandı 1 Mayıs... KESK’in istediği gibi değil, Hak-İş’in ve Memur-Sen’in istediği gibi kutlandı 1 Mayıs… Ve belki de en önemlisi 2009 ve 2010’a damgasını vuran TEKEL işçilerinin istediği gibi değil, Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu’nun istediği gibi kutlandı 1 Mayıs! Tek bir nedeni var aslında bütün bunların: Nicelik için niteliği feda etmek; yani, en gerici -hatta karşı-devrimci- işçi-memur konfederasyonlarıyla birarada olmak pahasına, elde edilen tüm ileri ideolojik-politik mevzilerden geri çekilerek geri olanla en geride uzlaşmak…

Kurallarını onlar belirledi, biz de oynadık!

Alanlarda bir araya gelmek, sadece sınıf dayanışması anlamına gelmiyor; bir o kadar da sınıf mücadelesini alanlara taşımak anlamına geliyor aslında! Özellikle TEKEL işçilerinin Mustafa Kumlu’yu 1 Mayıs kürsüsünde konuşturmama eylemi, alandaki sınıf mücadelesinin kristalleşmiş bir haliydi. Yani, oradaki taraflar ‘reformist sendika lideri’ ile ‘devrimci işçiler’ değildi; taraflar işçi sınıfı ile burjuvaziydi ve sonuç itibariyle de işçi sınıfı bir sınıf tavrı ile burjuvazinin işçi sınıfının kürsüsünde söz almasını istemedi! Ama sendikalar meseleyi hiç de böyle algılamadı. Sendikalara göre ‘olay’, sağlanan sendikalar arası dayanışmaya ve ‘olaysız 1 Mayıs’a darbe vuruyordu.  TEKEL işçilerinin Kumlu’ya müdahalesini “1 Mayıs Kürsüsü’ne saldırı” olarak okumak, başka ne anlama gelebilir ki?

Tuhaf ama gerçek

O zaman, mevcut koşullarda ‘sendikaların dayanışması’ ile ‘sınıf mücadelesi’ arasında bir çelişki var demektir. Yani, ya sendikalar sınıfın taleplerine rağmen bir araya gelecekler ya da sınıfın talepleri doğrultusunda birbirlerinden ayrılacaklar! Tuhaf gibi görünse de gerçek bu aslında… Bir taraftan Mustafa Kumlu 1 Mayıs Kürsüsü’nden konuşacak, diğer taraftan ise TEKEL işçileri bundan memnuniyet duyacak! Öyle mi? Eğer sınıf dayanışmasından sendikaların bir araya gelmesini, sınıf mücadelesinden de sınıf düşmanlarıyla ortaklaşmayı anlamıyorsak; “ne şiş yansın ne de kebap” anlayışından kurtulmak gerekiyor! Kebap yemek istiyorsak gerçekten, şişi cayır cayır yakmak icap ediyor, o kadar!

Örnekleri çoğaltmak mümkün maalesef… Ankara’daki 1 Mayıs’ta, eylem otobüsünün üzerinden alana girmekte olan kitleye seslenen bir aklı evvel “1 Mayıs Bahar Bayramınız kutlu olsun” diye baharın gelişini kendince müjdelerken bize; sendikaların günümüz koşullarında nasıl bir araya gelebileceğinin sınırını da çiziyordu aynı zamanda… Ya da; 1 Mayıs alanına çağrılmış bir müzik grubuna, Kürtçe parça okuma ‘ihtimali’ne karşı, “Kürtçe söyleyecekseniz, söylemeyin” demek, bugün için sendikal ortaklaşmanın ‘kimin istediği gibi olacağını’ son derece net bir biçimde göstermiyor mu?

Son olarak; bir ‘1 Mayıs’ düşününüz ki, ertesi gün bütün burjuva medya organlarında ‘örnek 1 Mayıs’ olarak gösterilsin! Ulusalcısından liberaline, islamcısından faşistine, TÜSİAD’ından MÜSİAD’ına ve elbette hükümetine kadar bütün burjuva unsurları bu kadar mutlu eden bir başka 1 Mayıs var mıydı acaba Türkiye işçi sınıfı hareketi tarihinde? Soruya olumlu yanıt veremiyorsak ve buna rağmen olup bitenden memnunsak biraz düşünmek gerekir herhalde!

26 Mayıs’tan çıkarılacaklar…

26 Mayıs başarısızlığının üzerinde düşünecek ve bundan ders çıkaracaksak eğer, ‘gerçek 1 Mayıs’ tablosunu mutlaka dikkate almak gerekecektir; zira ‘onların istediği gibi’ yaşanan bir 1 Mayıs’ın ardından ‘bizim istediğimiz gibi’  bir 26 Mayıs beklemek gerçekçi olmayacaktı, nitekim de olmadı!
Bunların dışında ise 26 Mayıs bir kez daha gösterdi ki: TEKEL işçileriyle dayanışma eylemleri, Türk-İş ve Türkiye Kamu-Sen için hiçbir anlam ifade etmiyor! Onlar, TEKEL işçileri kendilerini –adeta- mecbur bıraktığı için bu kararı aldılar ve TEKEL işçilerinin eylemlilik süreci sona erince de -mecburiyet ortadan kalktığından ötürü- alınan kararı uygulama gereği bile duymadılar.  Kimine “malumun ilanı” olarak da gelebilir bu söylediklerimiz ama KESK ve DİSK’in ‘sendikalar arası dayanışmaya’ atfettikleri önem dikkate alındığında, yine de yarar var ‘malum olanı’ bir kez daha ilan etmekte…

Çıkarılacak derslere gelince; başta KESK olmak üzere, ilerici sendikal örgütler diğer sendikal örgütlerle ortaklaşmak adına, zorlama ve son tahlilde de sınıf-karşıtı ittifaklara prim vermemelidir. Prim verilmemesi gerektiği gibi, sendikal örgüt de olsa sınıf-düşmanının sınıf düşmanlığı teşhir edilmelidir. TEKEL işçisinin “düşman” olarak gördüğü bir sendika lideri ya da sendika konfederasyonunun bizim tarafımızdan da düşman olarak görülmesi ve öyle gösterilmesi gerekir. Sekter bir siyasi tavrın marjinal bir radikalizm örneği değildir söz konusu olan… Tam aksine tarih, devrimcileri ve ilerici emek örgütlerini: “ya sınıf dayanışması için sendikalar arası dayanışmayı bozacaksın, ya da sendikal dayanışma için sınıfı satacaksın” diye tercih yapmaya zorlamaktadır.

O zaman bu tercihi yapacağız! Başka yolu var mı?{jcomments on}