Alper İzkara -
ABD ve AB'nin pazar mücadelesine baktığımızda; Euro'nun Dolar karşısında 2009'dan beri değer kaybettiğini hesaba katarsak, zor günler geçirenin yalnızca Yunanistan olmadığını da söyleyebiliriz. AB açısından asıl sorun; Yunanistan’ın krize karşı aldığı önlemlerin sonuçsuz kalabileceği ve bu durumun Portekiz, İspanya ve İtalya gibi ülkeleri olumsuz yönde etkileyebileceği…
Yunanistan'da 4 Ekim 2009 Genel Seçimleriyle iktidara gelen sosyal demokrat parti PASOK, üretim araçları hadım edilmiş Yunanistan'daki büyük krizin altında eziliyor. Çeşitli Orta ve Doğu Avrupa ülkelerine yüklü miktarda borç veren Yunanistan, krizin ardından bu ülkelerden borçlarını geri alamıyor. Kendi borçları giderek şişen Yunanistan ekonomisi artık iflasın eşiğinde... Ülkenin %12.7'lik bütçe açığı, aşırı borçlanma ve faizler nedeniyle 300 milyar Euro düzeyinde, yani AB standartlarının dört katına çıkmış durumda… Krizin ortaya çıkış nedenleri arasında temel olarak; ülkenin sanayisinin, üretiminin Avrupa Birliği eliyle çökertilip salt hizmet sektörünün (turizm cenneti Yunanistan!) palazlandırılması ve Euro Bölgesi dahilinde olan ülkenin para politikası yönetiminin dış merkezlere bırakılması gösterilebilir. ABD ve AB'nin pazar mücadelesine baktığımızda; Euro'nun Dolar karşısında 2009'dan beri değer kaybettiğini hesaba katarsak, zor günler geçirenin yalnızca Yunanistan olmadığını da söyleyebiliriz. AB açısından asıl sorun; Yunanistan’ın krize karşı aldığı önlemlerin sonuçsuz kalabileceği ve bu durumun Portekiz, İspanya ve İtalya gibi ülkeleri olumsuz yönde etkileyebileceği… Yunanistan'da patlak veren kriz, iktisadi bunalımlar yaşayan bu ülkeleri de peşinden sürüklerse ederse Euro'nun havası iyiden iyiye sönecek demektir.
Adaları sat, kurtul!
Yunanistan'a emperyalist dostlarından gelen çözüm önerileri birbirinden güzel… Mesela, Alman Bild gazetesinde yayımlanan habere göre, Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekili ve partisinin maliye uzmanı Frank Schaeffler, "Yunan devleti, firmalara yoğun şekilde iştirak etmekten kaçınmalı ve arsaları, örneğin kimsenin yaşamadığı adaları satmalı" önerisini ileri sürdü. Hıristiyan Demokrat Parti (CDU) Başkanlık Divanı ve Yönetim Kurulu üyesi Josef Schlarmann da, "İflasın eşiğine gelen bir kişi, hissedarları için sahip olduğu her şeyi paraya çevirmeli… Yunanistan, bunlara, şirketlere ve kimsenin oturmadığı adalara sahip… Bunlar borçların karşılanması için kullanılabilir" diyerek öneriye arka çıktı. Başta yardım paketine pek sıcak bakmayan AB emperyalistleri; iş Euro'nun değerinin ciddi bir tehditle karşılaşması noktasına geldiğinde, Yunanistan için en fazla 25 milyar dolar tutarında bir yardım paketi hazırlanabileceğini ve paketin Yunanistan kabul ederse uygulanabileceğini açıkladılar.(1) Burjuva medyasında Yunanistan halkına “Almanlar çalışıyor, Yunanlar yatıyor” diye hakaretler yağdıran, “tek kuruş vermeyiz" diyen Almanya hükümeti bile plana razı oldu. Yunanistan ise AB’den mali yardım istemediğini söylese de önümüzdeki aylarda yapacağı borç ödemelerine bakıldığında paketi kabul etmekten başka çaresi olmadığı görülüyor. Yalnızca AB ülkeleri değil, IMF dolayısıyla ABD de krize müdahil oldu. Atina'ya krizi değerlendirmeye giden IMF yetkililerinin burada bir süre kalacakları ve vergi kaçakçılığı ile ilgili bir yasa tasarısı da dahil olmak üzere ekonomik tedbirler üzerinde çalışacakları medyaya yansıdı.(2) Geçtiğimiz hafta Yunanistan Başbakanı George Papandreou Berlin’e, Paris’e ve Luxemburg’a giderek üstüne de Obama ile görüşerek, önlem paketine fellik fellik destek aradı.
Sosyal demokrasinin açmazları
Peki Yunanistan'ın sosyal demokrat hükümeti nasıl bir yönelime giriyor kriz karşısında? Yunanistan emekçilerinin ücretlerine, primlerine ve sosyal haklarına kancayı atıyor; krizi emekçinin omuzlarına yüklüyor! Atina’ya gelen IMF yetkilileri, Yunanistan Maliye Bakanı Giorgos Papaconstantinou ile görüştüler. Görüşmede kamu harcamalarının kısılması ve yapısal reformlar üzerinde durulduğu bildirildi. Maliye Bakanlığı kaynakları, IMF yetkililerinin iki hafta kadar ülkede kalacağı ve vergi kaçakçılığını sınırlayacak bir yasa taslağı üzerinde çalıştıklarını açıkladılar. Ancak yeni önlemler önerilmediği belirtildi. Papacostantinau yaptığı açıklamada, PASOK'un izleyeceği emekçi düşmanı hattı tarifledi: "Kamu sektöründe personel giderleri azaltılacak. 2010'dan itibaren işe alımlar durdurulacak. 2011'den itibaren ise emekli olan 5 kişiye karşılık bir kişi işe alınacak. Diğer yandan, kamu çalışanlarından 2000 Euro'nun üzerinde maaş alanların maaşı dondurulacak. Bordroları yüzde 10 azaltacağız.” Kriz, PASOK hükümeti ve AB'nin ellerinde; sosyal güvenlik ve emeklilik sisteminden arta kalanları tasfiye etmek, maaşları düşürmek ve emekçilerin kazanılmış haklarına saldırmak için kullanılan bir bahaneye dönüşüyor. Faturayı sermayedarlara ödetemezlerdi ya! Hükümet ve AB’nin amacı yalnızca Yunanistan halkını sermayenin krizini ödemeye zorlamak değil, aynı zamanda sermaye çevrelerinin kazançlarına zeval gelmemesini sağlamak… Bu durum,özellikle Avrupa'da, ‘sosyal demokrasi’nin emperyalizmle ne denli güzel uzlaşabildiğini, emeğin karşısına en ufak bir çekincesi olmadan cellat gibi dikilebildiğini bir kez daha tarihe geçiyor.
Sınıf alanlarda
Peki sınıf yağma karşısında sessiz mi kalıyor? Hayır! Son yılların en kitlesel sınıf hareketlerinden birine güç veren Yunanistan emekçileri üst üste yaptıkları iş bırakma eylemleriyle emperyalist politikalara göz açtırmayacaklarını yedi düvele gösteriyor. Aralık 2010'dan bu yana yapılan bir günlük iş bırakma eylemlerinin son halkası olarak, 7 Nisan 2010 Çarşamba günü Yunanistan emekçileri ülke genelinde greve gitti. İki hafta içinde düzenlenen ikinci grev olan eylemde ülke genelinde okullar açılmadı, hastaneler yalnızca acil hastalara hizmet verdi, limanlar ve havaalanları işlemedi. Basın emekçilerinin de greve katılması, grev sırasında ülkeden bilgi akışının yalnızca uluslararası haber ajansları üzerinden yürümesine yol açtı. Çarşamba günü Yunanistan’da hiçbir gazete çıkmadı, televizyonlar yayın yapmadı. Başkent Atina’da greve giden on binlerce işçi, Sintagma Meydanı’nda gösteri düzenledi. Sintagma Meydanı’nda yaklaşık 25 bin kişi bir araya gelerek, hükümet ve AB karşıtı pankartlar taşıdılar, sloganlar attılar. Selanik’te de binlerce kişi gösteri yaptı. Hatırlanacağı gibi, işçiler grevden bir gün önce Atina Borsası'nı işgal etmişti. Hükümetin, ülkenin içinde bulunduğu ekonomik krize çözüm olarak “kamu harcamalarını kısma” adı altında emekçilere karşı attığı adımlara bir yanıt olan grev, ülkede hayatı felç etti(3). Yunanistan emekçisi zaferin emperyalist çarkları kırmakla geleceğinin bilincinde. Sosyalistlerin önünde ise Yunanistan'da yakılan ateşi Türkiye'ye taşımak duruyor.
{jcomments on}