Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Başbakan, sahtekâr doktor ve yandaş basın bilime karşı

Yalçın Atbaş - 

Haluk Deda şu an Dubai’de faaliyet gösteren ve aynı zamanda dünyanın ilk ‘sağlık serbest bölgesi’ olan Dubai Healthcare City’de çalışmalarını sürdürüyor. Dubai Healthcare City'nin ortakları arasında, Harvard Medical International, Mayo Clinic, Astrazeneca, Johnson&Johnson ve Novo Nordisk gibi kar amaçlı özel kuruluşlar yer alıyor. Dubai Healthcare City'nin başında ise ‘serbest bölgelerin babası’ olarak anılan ve aynı zamanda da "Dubai'nin Disneyland"ı olan Dubailand'ın da CEO'su olan Salem Bin Dasmal bulunuyor.

tramvay-kazasi11 Mart 2010 günü İstanbul Merter’de meydana gelen tramvay kazası 3 liseli arkadaşımızın aramızdan ayrılmasına sebep oldu. Denis Tekin, İrem Dinçsoy ve Buket Bulut kazadan sonra kaldırıldıkları hastanelerde hayat mücadelesini kaybettiler.

Kazadan sonra yaşanan gelişmeler ise son derece trajikomikti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın kazanın suçlusu olarak öğrencileri göstermesi bunun en açık örneğidir. Kadir Topbaş yaptığı açıklamada: “Olayı gören öğrenciler var. Tramvayın freni var. Paniklemiş yavrular. Tramvayı görünce bir adım ileri veya geri atsalar kurtulma şansları olabilir. Ama olmamış” dedi. Ancak Topbaş olay yerinde bir üstgeçitin veya altgeçitin olmaması konusuna bir açıklık getirememiştir. Üstgeçit veya altgeçit konusunda ise Topbaş: “Arkadaşlara söyledik inceleme yapıyorlar. Bu kazanın sebebi plansızlıktır” demekle yetinmiştir. Yani her zaman ki gibi iş işten geçtikten sonra çalışma yapmaya karar verilmiştir güzel ülkemde... Açıklamanın kendisi ise tipik AKP zihniyetidir: Her başarının arkasına kendi imzasını arayan bu zihniyet, ortada bir kusur olduğunda ise suçu hep kendisinden önce gelene atmaktadır. Bunun en bariz örneklerinden biri de geçen sene yine İstanbul’da Ayamama Deresi taştıktan sonra yaşanmıştır.

Hatırlayacağınız gibi Başbakan: “derenin intikamı ağır olur” diyerek suçu hem dereye hem de bu bölgedeki plansız yapılanmaya atmıştır. Ancak İstanbul Mimarlar Odası yaptığı açıklamada o zamanlar belediye başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın bu bölgeyi yerleşime açtığını ve o bölgede yer alan  fabrikaların kuruluş izninin ise Kadir Topbaş tarafından verildiğini kanıtlanmıştır. Sırf daha fazla rant elde edilmek için yapılan bu girişimin ise neler getirdiğini hep beraber gördük.

Tramvay kazasına geri dönecek olursak; Büyükşehir Belediyesi’nin yaptığı açıklama ibret-i alemliktir: “Lise’nin biri yan yola diğeri ana yola açılan iki kapısı bulunmakta, yan yol kapısından ana yola gelen öğrenciler, yaya geçişinin olmadığı alanı kullanmaktadırlar. Ana yola açılan okul kapısı, tramvay durağının ve sinyal ışıklarının karşındadır ve burada emniyetli geçiş mevcuttur. Yan yola açılan kapı mesafe olarak trafik ışıklarının bulunduğu yaya geçidine ve nispeten daha uzak olduğundan, öğrenciler tarafından kestirme bir yol olarak tercih edilmiştir” denmektedir. Madem bu bilinen bir gerçek, peki neden yaya geçiti bu noktaya konulmamıştır? Bazı önlemler alınsın diye illa halkımızın ölmesi mi beklenecektir?

Bu kazayla ilgili diğer trajikomik  bir gelişme ise kazada kaybettiğimiz Buket Bulut’un hastanede yattığı günlerde meydana geldi. Tayyip Erdoğan’ın ‘büyük bir özveriyle’ görevlendirdiği ‘mucize doktor’ Haluk Deda etrafında şekillenen bu olay şarlatan bir doktorun ve Bilim karşıtı (veya bilimden anlamayan) bir başbakanın varlığını bir kez daha görmemizi sağladı. Dört kişilik uzman heyet raporuyla beyin ölümü gerçekleştirildiği bildirilen Buket’in tekrar hayata döndürülmesi için, hakkında birçok iddia bulunan Haluk Deda, Tayyip Erdoğan tarafından Buket’i kurtarmakla görevlendirildi ve “saygıdeğer” doktor da bu görevi geri çevirmedi. Bilim çevreleri beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın bir daha hayata döndürülmesinin olanaksız olduğunu açıklamış; buna rağmen Deda adeta bir kurtarıcı gibi bu işi yapabileceğini, Buket’in kurtulabileceğini söylemiştir  ve bu ne yazık ki sadece söylemde kalmıştır. Asıl tartışma ise tam da bu noktada başlamıştır. Bilim çevreleri Dr. Deda’nın yanlış bilgi vererek kamuoyunu ve aileyi yanılttığını daha önce olduğu gibi “umut tacirliği” yaptığını söylemiştir. Buket’in ailesi, Deda’nın sözlerine güvenerek Buket’in fişini çektirmemiş ve kızlarının kurtulabileceğine inanmış; fakat ne yazık ki ailenin umutları boşa çıkmıştır… Bu olaydan sonra Türk Nöroşirürji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ethem Beşkonaklı bir açıklama yapmış ve, ‘beyin ölümü’ tanısı konulan Buket Bulut'u muayene eden Prof. Dr. Haluk Deda'nın muayene sonrası konuşmaları nedeniyle disiplinsizlik yaptığını açıklamıştır. Beşkonaklı yaptığı açıklamada; “tespit kurulunca ‘beyin ölümü' tanısı konulan hastayı yerinde muayene eden Dr. Haluk Deda'nın muayene sonrası kamuoyuna yansıyan sözleri bilim dışıdır ve umut tacirliğinin göstergesidir" ifadelerini kullanmıştır.

Tayyip Erdoğan’ın Haluk Deda’yı bu işle görevlendirmesi kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı. Birdenbire kamuoyunun gündemine getirilen Deda, ‘mucize doktor’, ‘umudun adı’ diye nitelenmiş, üç lise öğrencisinin ölümüne yol açan ihmaller yine kamuoyunun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmıştır. Özellikle yandaş basın bu durumu kullanarak Erdoğan’ı bir ‘halk kahramanı’ gibi lanse etmeye çalışmıştır. Ancak Haluk Deda’nın kötü sicili ve bilim çevrelerinden gelen haklı tepkiler bunun böyle olmadığını halka göstermiştir. Haluk Deda’nın sicili ortaya çıkarıldıktan sonra ise bu durum yandaş basında hiç yer almamıştır. Basında çıkan haberlerde Haluk Deda hakkında bilinmeyen birçok gerçek ortaya çıkmış ve sağlık sektöründe piyasacı anlayışın insan sağlığından daha önemli görüldüğü anlaşılmıştır. Bunların en başında da Deda’nın yapmış olduğunu ileri sürdüğü ancak sonuçlarını bilim çevrelerine açıklamak yerine televizyon programlarına çıkarak kendi reklamını yaptığı ‘kök hücre nakli ameliyatları’ gelmektedir. Deda’nın yapmış olduğunu ileri sürdürğü kök hücre nakillerinin yalan olduğunu, hastaları “sizi iyileştirebilirim” diyerek kandırdığını ve karşılığında çok yüksek ücretler aldığını ise birlikte çalıştığı meslektaşı Hakan Yakupoğlu 2006 yılında açıklamıştır.Yakupoğlu açıklamasında Deda’nın “tedavi ettim” dediği hastalarda hiçbir gelişme olmadığını, Deda’nın hastaları denek yerine kullandığını söylemiştir. Oysaki bilim dünyası, bırakın insan üzerinde 'tedavi' adı altında bir şeyler yapmayı, sadece bazı kök hücre araştırmasında hayvanların deney olarak kullanılmasına 'evet' diyor. Ayrıca Hakan Yakupoğlu açıklamasında Deda’nın kök hücre ile ilgili araştırmalar yürüten kar amaçlı şirketlerle olan ilişkilerinden de bahsediyordu. Bu olayın gündemde olduğu zamanlarda Deda tıp dünyasında ‘şarlatan’ olarak niteleniyordu.

{jcomments on}