Temel İdeolojik Yönelimler

ideolojiYayın politikamızı belirleyen genel kabuller, ilkeler ve ideolojik çerçeve...

Abonelik

abonelikYarınlar'a abone olun, hem dergiye katkıda bulunun hem de derginiz her ay adresinize gelsin.

Dergi Arşivi

arsivYarınlar'ın geçmiş tüm sayılarına, yayınlamış tüm yazılarına ulaşabilirsiniz.

Anayasa değişikliğine neden karşı çıkmalı?

Ali Kızıloğlu - 

Meclisten umudu kesen AKP, kalemşörleriyle halkı ‘tava getirmeye’ çalışıyor. Bu anlamda bütün demokrasi tanımları yeniden yapılıyor, AKP’nin çıkarına olan bir anaysa değişikliğinin aynı zamanda halkın da çıkarına olduğu anlatılıyor. Emekçi halkımız, AKP’nin anayasa değişikliğine karşı çıkmalıdır. Çünkü AKP, şimdiye kadar hiçbir siyasi partinin elde etmediği bir güce ulaşmış durumda. Bu değişiklik onaylanırsa gücü katmerlenmiş olacak ve AKP, istediği her şeyi, önüne hiçbir engel çıkmadan yapabilecektir!

anayasaAnayasa değişikliği tartışmaları uzunca bir süredir gündemin ilk maddesini oluşturuyor. AKP’nin hazırladığı ve 26 maddeden oluşan anayasa değişikliği henüz Meclis Genel Kurulu’na oylanması için gönderilmedi ama Meclis Anayasa Komisyonu’nda bir süredir değişiklik maddeleri üzerinde tartışmalar sürüyor. AKP’li olmayıp da anayasa değişikliğini koşulsuz şartsız destekleyen neredeyse kalmadı. Çünkü başta demokratikleşme adımı olarak yutturulmaya çalışılan bu değişiklik paketinin asıl amacı çok belirgin bir şekilde ortaya çıkmış bulunuyor: AKP, iktidarını tesis ederken önüne çıkan pürüzleri temizlemek istiyor.

Bu anayasa değişiklik paketi de, yargının üzerinde tam egemenlik kurmasını sağlamak için hazırlanmış. Bu durum, değişiklik paketindeki maddelere bakıldığında hemen gözüküyor. Ayrıca AKP’nin değişiklik yapmasına neden olan olaya da bakıldığında bu açıkça ortaya çıkıyor. AKP, İsmailağa cemaatine yönelik operasyon düzenleyen Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’i tutuklayan Erzurum Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından görevden el çektirilmesinin ardından anayasayı değiştirmeye karar verdi. Yani bu ‘demokratikleşme adımı’ özel olarak HSYK’ya ve genel olarak da ‘yargı’ya karşı düzenlenmiş bir operasyondan başka bir şey değil...

AKP, HSYK’yı ve diğer yargı kurumlarını etkisiz hale getirmeye çalışıyor; çünkü kendisine tehdit olabilecek ulusalcı siyasetçileri, bazı eski kontrgerilla kalıntılarıyla birlikte aynı çuvala doldurup içeri tıktığı Ergenekon operasyonunun, HSYK’nın savcıları görevden alması, gözaltına alınan ordu mensuplarının yargı müdahaleleri ile salıverilmesi gibi ‘pürüzler’ yüzünden başarısız olmasını istemiyor! Yargıya müdahale ediyor çünkü Anayasa Mahkemesi’nin, Danıştay’ın kendisinin aleyhine karar vermesini istemiyor. Sözün kısası, aslında AKP’nin iktidarını tesis ederken karşısına pürüz çıkartan yargıdan başka bir kurum kalmamış gibi gözüküyor ve bu son düzleme operasyonu ile de yargıyı yolundan çekmeye çalışıyor.

AKP değişikliğe neden ihtiyaç duydu?
Aslında AKP, 2002’de hükümet etmeye başladığında, devlet kurumlarını kendisine, yargı ve yasama erkini ise yürütmeye tabii kılmak için daha kapsamlı reform paketleri, bu reform paketleri çerçevesinde daha başka anayasa değişiklikleri hazırlamıştı ve bunları birer ikişer uygulamaya koymaya niyetliydi. YÖK Kanunu’nu değiştirmek, Cumhurbaşkanlığı’nın yetkilerini sınırlamak ve kamu yönetimi reform taslağı ile belirgin bir şekilde adem-i merkezileşmeyi sağlamak bu değişikliklerden bazıları idi.

AKP, yürütmeye pürüz çıkaracak değişikliklerin bir kısmını, Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde meclisten geçirmeyi başardı. Ancak daha kapsamlı olan reform paketlerini 2007’ye kadar olan ilk döneminde yasalaştırmayı başaramadı. 2007’de daha büyük bir halk desteğini arkasına alarak yeniden iktidara geldiğinde ise bu reform paketlerinin birçoğuna aslında ihtiyacı kalmamıştı. Çünkü Cumhurbaşkanlığı’na ve YÖK Başkanlığı’na AKP’nin istediği isimler getirildi. Silahlı Kuvvetler Dolmabahçe mutabakatı ile içindeki darbecilerin temizlenmesi için hükümetin müdahalesine açıldı. Kamu yönetiminde adem-i merkezileşme ile yapmaya çalıştığı her şeyi, kadrolaşma atılımı sayesinde AKP zihniyetindeki valiler ile gerçekleştirmeyi başardı. Böylece ‘asker-sivil bürokrasi’nin elindeki neredeyse bütün iktidarı kendi ellerine almayı başardı.

Yargıyı zapt etme operasyonu
Yargı kurumunda ise çekişme hâlâ devam ediyor: Kadrolaşma ile AKP, Danıştay’ın bazı dairelerinde üstünlüğü ele geçirmiş bulunuyor; ancak diğer daireler sorun çıkarıyor. Anayasa Mahkemesi’nin başında AKP’nin istediği bir başkan bulunuyor; ancak henüz çoğunluğu sağlayabilmiş değil... Nokta atamalarla ve özel yetkilerle donatarak ‘süper savcı’lar yaratıp Ergenekon operasyonunu yürütüyor; ancak HSYK gidişatı bozacak müdahaleler yapabiliyor. Bunun yanı sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın kendisine kapatma davası açmasına engel olamıyor.

İşte yargının kendisine çıkardığı bu pürüzlere baktığınızda anayasa değişikliği paketinin amacı ortaya çıkıyor. Somut olarak ise, AKP’nin yapmaya çalıştığı değişiklikler şöyle: Siyasi partileri denetleme yetkisini Yargıtay’dan alarak Sayıştay’a veriyor, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın siyasi partiler hakkında kapatma davası açması için mecliste üçte iki çoğunluğun onayını zorunlu kılıyor, savcıların müfettişler tarafından soruşturulma alanlarını sınırlıyor, Anayasa Mahkemesi’ndeki üye sayısını 11’den 19’a çıkarıyor ve Cumhurbaşkanı’nın atamasını yapacağı üye sayısını artırıyor, Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresini azaltıyor, HSYK üyelerinin sayısını 12’den 31’e çıkarıyor ve kurulun meslekten çıkarma cezalarına itiraz yolu açılıyor, Anayasa Mahkemesi’nin hali hazırdaki yedek üyeleri asıl üye yapılıyor.

Şark kurnazlığı
Yargı alanını düzenleyen ve AKP’nin, düzenlemeyi hazırlarken yürütme adına belirgin bir fayda gözettiği bu değişikliklerin yanı sıra pakette başka değişiklikler de yer alıyor. Kadınlara pozitif ayrımcılık yapılması, çocukların korunması, özel hayatın gizliliği, yurtdışına çıkışa ancak mahkeme kararıyla yasak getirilmesi, memurlara toplu sözleşme hakkı tanınması diğer değişiklikler arasında yer alıyor. Meselenin en çok tartışma yaratan noktası ise burada ortaya çıkıyor. AKP, anayasa değişikliğinin bütün halde oylanmasını istiyor. Mecliste, bütün halde bu değişiklik paketine destek çıkmayacağı açıkça gözüküyor. Bu yüzden AKP, meclisteki formalite oylamasını bir an önce halledip değişikliği referanduma sunmanın planlarını yapıyor. Memurlara toplu sözleşme hakkı, çocukların korunması, kadınlara pozitif ayrımcılık gibi değişikliklerin pakete konulmasının nedeni de bu zaten. İnsanların, yapılmasının iyi ve gerekli olacağını düşüneceği bazı değişiklikleri araya serpiştirerek ‘millet iradesiyle’ yargıyı yürütmeye tabi kılmaya çalışıyor AKP.

Değişiklik gündeme geldiğinden bu yana, haklı olarak muhalefetin en çok üzerinde durduğu mesele paketin bütün halde oylanması yutturmacası... Değişikliğin bütünüyle yutturmaca olduğu açıkça görüldüğü halde, muhalefetin değişiklik paketine tümüyle karşı çıkması, AKP’nin başarıyla yürüttüğü bir halkla ilişkiler operasyonuyla ‘muhalefetin demokratikleşmeye direnmesi’ olarak gösterildi. Bunun üzerine CHP, tavrını değiştirdi ve başarılı bir manevra ile yargı alanını düzenleyen 3 maddeyi ayırıp geri kalanı meclisten oybirliği ile geçirmeyi teklif etti. Teklife Erdoğan’ın verdiği yanıt ise “Baykal şark kurnazlığı yapıyor” şeklinde oldu.

Deniz Baykal’ın dürüst, söylediği her sözü büyük bir açıklıkla, başka bir niyet gözetmeden söyleyen, takiye yapmadan siyaset yapan bir siyasetçi olduğunu söylemek elbette doğru olmaz. Ama bu örnek özelinde düşünecek olursak ‘şark kurnazlığı’nı yapan bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi değil midir? Hem insanların önüne, oylamaları için blok halde bir anayasa paketi koyup “çocuk istismarına karşıysan yargının bağımsız olmasına karşı da oy kullan” diyeceksin hem de bu yanlışın düzeltilmesini isteyeni şark kurnazlığı ile suçlayacaksın! İnsanda biraz utanma olmaz mı?

Aslında CHP’nin “maddeleri ayırın” hamlesi ile AKP ve ona destek veren basın da taktik değiştirmek zorunda kaldı. Önceleri paketi, içindeki olumlu unsurları öne çıkararak demokratikleşmenin yolunu açan bir girişim olarak yutturmayı deniyorlardı. Ancak bu plan başarısız olunca bu sefer yargıyı zapt etme girişimlerini meşrulaştırma işine giriştiler.

Örnek isteyene Fehmi Koru’nun Yeni Şafak gazetesinde 6 Nisan tarihinde yazdıklarını gösterebiliriz. “Yargıda keyfiliğe paydos” başlıklı yazısında şöyle yazıyor Koru: “Yargınızın nasıl olmasını istersiniz? Bağımsız mı, tarafsız mı? Yargı 'bağımsız' olduğunda Ergenekon sanıklarına karşı mülâyim davranıyor, rütbeli sanıklar için verilmiş tutuklama kararını tutuksuz yargılamaya dönüştürüyor; 'tarafsız' olduğunda ise 'şüpheli kişiler' hakkında rütbesine bakmaksızın karar veriyor, Orgeneralleri de cezaevine gönderebiliyor... Yeniden tutuklama yolunu açanlar bu defa başsavcı tarafından görevden alınıyor...”(1) Yani Ergenekon savcıları tarafsızmış ama HSYK taraflıymış! Açıkça söyleyemiyor Fehmi Koru ama ‘taraflı’ olan HSYK’nın elinden ‘bağımsızlığının’ alınmasını istediği belli oluyor. Dahası, yukarıdaki soruyu halka sorarak “bağımsız oldu da ne oldu sanki?” diye düşünmesini istiyor halkın! Böylece, halkın oyları ile başıboş (ya da Koru’nun deyimiyle keyfi) davranan yargıyı ‘bağlamak’ da mümkün olacaktır AKP için.

Emekçi halkımız bu değişikliğe karşı çıkmalı
Meclisten umudu kesen AKP, kalemşörleriyle halkı ‘tava getirmeye’ çalışıyor. Bu anlamda bütün demokrasi tanımları yeniden yapılıyor, AKP’nin çıkarına olan bir anaysa değişikliğinin aynı zamanda halkın da çıkarına olduğu anlatılıyor. Emekçi halkımız, AKP’nin anayasa değişikliğine karşı çıkmalıdır. Çünkü AKP, şimdiye kadar hiçbir siyasi partinin elde etmediği bir güce ulaşmış durumda. Bu değişiklik onaylanırsa gücü katmerlenmiş olacak ve AKP, istediği her şeyi, önüne hiçbir engel çıkmadan yapabilecektir!

Yargının ya da bürokrasinin siyasal bir gücü ya da yürütmeyi kontrol altında tutabilecek bir gücü elinde bulundurması elbette halka doğrudan bir yarar sağlamaz. Bu kurumlar, emekçilerin sermaye sahipleri tarafından ezildiği sistemin düzenini ve devamını sağlamak üzere oluşturulmuş devlet kurumlarıdır. Ancak yürütmenin tam egemenlik kurmasını engellemeye yararlar. Tümüyle piyasacı, emperyalist işbirlikçisi ve emekçi düşmanı AKP’nin istediği gibi at oynatmasındansa az da olsa çarkına çomak sokanların olması emekçilerin lehinedir.

Elbette AKP’ye karşı mücadele edebilecek ve onu durdurabilecek yegâne kuvvet emekçilerdir. Bu anlamda yargının ya da başka herhangi bir devlet kurumunun AKP karşıtlığı, emekçilerin AKP’ye karşı mücadelesi kadar kesin ve kararlı olamayacağı gibi her zaman emekçilerin lehine sonuçlar doğurmayabilir. AKP’yi tarihin çöplüğüne gönderme sorumluluğu her zaman olduğu gibi emekçi halkın üzerindedir.

İçinde bulunduğumuz durumda ise çok daha yakıcı bir ikilem söz konusudur. Ya değişiklik paketine evet deyip AKP’nin mutlak hâkimiyetini tescilleyeceğiz ya da hayır deyip yargının yürütmeye bağlanmasını engelleyeceğiz. İkincisi olursa şimdiki duruma göre bir şey değişmemiş olacak. Ama ilki olursa çok daha güçlü ve baskıcı bir AKP ile karşı karşıya kalacağız. İşte o AKP’ye karşı nasıl mücadele edilebileceğini öğrenmek isteyenler faşizme karşı mücadele tarihine bakabilirler.

(1) http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?i=21706&y=FehmiKoru{jcomments on}