Nedir bu uzlaşma masalı böyle? Hatırlanacağı üzere TEKEL işçileri 1 Nisan’da tekrar Ankara’ya geldiklerinde, şehrin girişinde durdurulmuşlar ve Ankara’nın her bir köşesi polis tarafından tutulmuştu. Hadi bakalım uzlaştırın işçilerle, işçilerin üzerine polisi salan AKP’yi! Var mı elinizde sihirli bir değnek? Yaşadığımız çatışmalı olayların gün yüzüne çıkardığı en önemli gerçek çatışmanın kaçınılmazlığı ve zorunluluğudur!
Türkiye’de siyaseti izleyen ya da ona müdahil olan herkes son üç yıldır devlet düzeminde yüksek yoğunluklu bir biçimde yaşanan çatışmayı seyrediyor. İşte bu çatışmanın bir ürünü olarak en sonunda Anayasa paketi gündeme geldi. Paket bir şekilde yürürlüğe sokulursa Türkiye’de çok şeyin değişeceği gün gibi güneş gibi ortada... Bu saflaşmada saf tutan herkes bunun farkında... Onun için AKP ve Fethullah kanadı son öldürücü darbeyi vurmak için, yaptıkları işin ciddiyetine göre davranıp her türlü olasılığı hesaplamaya çalışıyor. Ya karşı taraf? Onlar da aynısını yapıyor: Bir kapatma davası daha açmayı planlıyorlar fakat bu kez süreç kesin bir hesaplaşma dönüşeceği için en uygun anı bekliyorlar.
Böyle bir ortamda hala “uzlaşma yapılsa”, “iki taraf da birbirini anlasa” diyen ve halka geri zekalı muamelesi yapan gazeteci eskileri var. Karşılıklı olarak taraflar birbirlerini anlayabilseler bütün sorunlar çözülebilir diyorlar. Bunlardan biri olan Ertuğrul Özkök, zamanında Tayyip Erdoğan’la yaptığı söyleşide, Erdoğan’a boğazda bir içkili lokantada kadehine portakal suyu koyup ‘şerefe’ demesini önermiş ve “inanın o zaman her şey çok daha iyi olur” demişti. Aklınca İslamî burjuvaziyle, TÜSİAD burjuvazisini uzlaştıracaktı. Geçenlerde yine aynı şeyi yapmış... Ece Temelkuran köşesinde yazdığı yazıda, İslamcı ve laik tabanın sanıldığı kadar birbirinden kopuk olmadığı tezini savunmuş. Özkök de, bu tezden yola çıkarak siyasilerin içlerinde jakoben bir ruh olduğunu ve halktaki uzlaşıyı temsil edemediklerini ileri sürmüş. Bu adam insanları gerçekten geri zekalı sanıyor. Sıradan vatandaşın birbirini anlamasıyla, ya da anlamamasıyla yaşanan sürecin nasıl bir bağlantısı var. AKP bir siyasal tekel kurmak isterken elbette karşısındakilere diz çöktürmek zorundadır. Her şeyi yeni baştan ve kendi ideolojik kimliğine göre düzenlemek zorundadır. Yoksa kalıcı bir rejim tesis edemez. Uzlaşma bunun neresinde olabilir? Bu apaçık bir çatışmadır.
Aslında Özkök’ün uzlaşmacılığı sadece bugün karşımıza çıkmış değil... Mesela 1 Mayıs’larda da Vali Muammer Güler ile sendikaları uzlaştırmaya çalışmıştır. Kendisi bir şey yazmadı ama, TEKEL işçileri Ankara’ya geldiklerinde işçilerle polisi uzlaştırmak gönlünden mutlaka geçmiştir. Nedir bu uzlaşma masalı böyle? Hatırlanacağı üzere TEKEL işçileri 1 Nisan’da tekrar Ankara’ya geldiklerinde, şehrin girişinde durdurulmuşlar ve Ankara’nın her bir köşesi polis tarafından tutulmuştu. Hadi bakalım uzlaştırın işçilerle, işçilerin üzerine polisi salan AKP’yi! Var mı elinizde sihirli bir değnek? Yaşadığımız çatışmalı olayların gün yüzüne çıkardığı en önemli gerçek çatışmanın kaçınılmazlığı ve zorunluluğudur! Liberal söylemin ağzına doladığı “birbirimizi anlayalım” anlayışı yıkılacak! Uzlaşmaz çelişkilerin var olduğu hatırlanacak! Özkök diyor ya “ah birbirimizi bir anlasak” diye. Evet. Ah karşımızdaki düşmanı bir anlasak, TEKEL işçisinin haklarını gasp edenlere bu dünyayı dar ederiz.
{jcomments on}


